Son dönemde Trump’ın şimşeklerini çeken ülkelerden biri de Küba idi. Kuruluşunun sosyalist ayağından beri hep Amerikan tehdit ve baskılarıyla karşılaştı. Daha nefes alamadan önce dünya krizine dek yükselen füze kriziyle karşılaştı. Ardından işgal girişimi oldu. Domuzlar Çıkarması başarısız oldu. Peşinden de ambargolu ablukalarla resmen tecrit kuşatmasına geçildi. Günümüzde hâlâ sürmektedir. Altmış beş yılını neredeyse aşan krizli bir abluka yaşamı Küba’da sürmektedir.
Trump bunu da yeterli görmedi. İlk döneminde hem de pandemi gibi insani sağlık koşullarında dahi, ölüme terk etme kısıtlamalarıyla ablukayı boğucu hâle soktu. İkinci döneminde ise direkt hedefin Küba’daki sosyalist rejim olduğunu, yeni pratik baskılama kararları ve uymayanlara gümrük duvarı uygulamalarıyla durumu sertleştirdi. Üstelik petrol tedarikçisi Venezuela’da Maduro’nun kaçırılmasıyla da enerji krizini epey ağırlaştırdı. Bunlar Küba’ya resmen açık bir yıkım politikası olarak yansıyordu.
Artık Küba her türlü saldırıya açık, yeni baskı kararlarına da potansiyel olarak konumlandırıldı. Hatta rejim değişimi için de içten müttefikler aranmaya başlandığı bilgileri geliyordu. Onun için provokasyon girişimleri gayet doğal hâle sokuldu.
Bu da gecikmedi. Kısa zaman önce bir haber bunu kanıtlıyordu. Tabii ki haberi veren eksen, kendi dünya görüşüne dayalı algı oluşturdu. Amerikan askerî bandıralı bir tekne Küba sularına girer. Çıkan çatışmada Amerikan bandıralı tekneden dört kişi öldü. Küba konusunu bilen, olayı emperyalist eksenle yorumlayan herkes bunun açık bir provokasyon olduğunu hemen anlar. Fakat devamını bekler. Oluşacak tepki veya medyadaki devamlılıktan konudaki bazı ayrıntıları yakalama şansı da olurdu. Öyle ya, Küba sularına girince hem de böylesi bir durumda gül atmak için olmayacaktı.
Bu arada tek eksenliliği bozan öteki eksenden de bilgi geldi. Küba kısa zaman içinde açıklama yaptı. Gelen teknenin içinde Amerikan askeri değil, Amerika’da bulunan Kübalı muhalifler olduğunu açıkladı. Bunlardan bir kısmı öldürülürken ele geçirilenlerin de olması canlı tanık örneğini oluşturuyordu. Bir anlamda istenen Küba algı operasyonu daha yerleşmeden karşıt haberle ikileme düşüyordu. Sonrası ise pek fazla Batılı gürültü olmadı.
Küba yakın tarihini bilen için durum daha da kolay yorumlanma koşulu yaratıyordu. Daha önceleri de benzer gelişmeler oldu. Ancak Trump’tan beklenen sert açıklamanın hemen olmaması soruları değil, tahmini yorumları öne çıkardı. Hele de Batılı medya ilk başta hemen haberleştirip açıklarken birden aynı hızın kesilmesi bazı durumların sorgulanmasına olanak sağladı. Net olan şu: Amerikan Trump ekseni Küba’daki sosyalist rejimi yıkmak istiyor; elinden geleni de yapacağını aldığı kararlarla, gelecek ticari veya yardımı dahi engelleme kararlarıyla resmen ilan ediyordu. Burada şüphe yok. Fakat olayda Kübalı mültecilerin olması ve Amerikan siyasetindeki durum bazı olasılıkları da akla getiriyor.
Olay net: Küba’daki sosyalist yapı hedefte. Ancak girişimde bütünsel siyasetin olup olmadığı biraz kuşkularla örülüyor. Ya bir deneme olarak girişilip başarısız olunca sessizleşerek zaman kazanıp gündemden düşürme oldu ya da bir kesim fırsatı kullanıp hem eyleme geçip hem de geleceğin iktidarına oynama politik girişimi yaptı. Olayda Kübalı mültecilerin olması belli ki konuda genişten daraltmaya birçok olasılığı düşünmeyi dayatıyor. Üstelik başarısız da olundu. Unutmayalım: Amerika’da, hem de Küba’ya yakın Miami eyaletinde epey Kübalı göçmen vardır. Hatta Amerika’nın dışişleri bakanı Rubio’nun Kübalı eksenle çok yakın durumu vardır.
Bu soruların kısa zaman içinde epey aydınlanacağı bence kesin. Eğer Küba bu konuda suskunluğa girmez, konunun peşinden giden başta gazeteciler vazgeçmezse. Küba bu konuda yakın tarihte önemli dersler verdi. Örneğin Küba’nın İspanya egemenliğinden çıkma provokasyonunda sonradan başkan olan Roosevelt’in Amerikan gemisini batırma provokasyonuyla savaşı başlattığı sonradan anlaşıldı. Küba Devrimi sonrası Domuzlar Çıkarması öncesi Kennedy’nin Küba işgaline karşı olması nedeniyle bunu biraz da örtme adına Kübalı mültecilerin kullanılması girişiminin de başarısızlığı oldu. Castro’ya karşı suikastler ise kitaplaşıp çoktan yayımlandı.
Bu bilgiler hatırlanınca olay sonrası ilk yıldırım hızı sonrası seslerin zayıflaması nedeniyle olayın tam yerine oturması için bilgi toplamaya devam denilmektedir. Ancak unutmamak da şart: Küba kuruluşunun sosyalist ayağından beri hep yıkılmak için uğraşıldı. Abluka ve birçok saldırıyla karşılaştı. Son uygulamalar ise daha sert ve dayanılmazdır. Şimdi üstelik müttefiki de pek yok. Meksika gibi ülkeler yardım etseler de Amerikan korkusu hep var. Latin Amerika sol dayanışması ise şimdiden Lula’nın dahi yan çizmesiyle ülkeyi yalnızlaştırdı. Özellikle enerji yetersizliği sarsıntı yaratacaktır. Daha önce atlatılanlar düşünülürse biraz da endişeyle gelişmeleri izlemek önemlidir. Küba dayanışma içinde ancak ayakta kalacaktır. Fakat şimdiden Küba’ya yardım edebilecek Venezuela teslim alınırken Meksika’nın da başına gelenler adeta soru işaretlerini artırdı. Ama kesin olan: Küba yaşamalıdır. Küba’nın yıktırılması sosyalist açıdan bir darbe ve moral kırıklığı olacaktır. Onca baskıya rağmen, geri bıraktırılmasına rağmen hâlâ Küba denilince dünya eğitim ve sağlık alanında insani sosyal model olarak iyi olduğunu kabul etmek zorunda kalmaktadır. Hatta Küba’yı yıkmaya giden Amerikan askerleri dahi orada tedavi edilerek yaşatıldı.



