Gazze sahilinin bembeyaz, yuvarlak balkonlu, yüksek katlı binalarla dolduğu tasarımları görmüşsünüzdür. Gazze’ye ateşkesin şartı olan yiyecek, ilaç, yakıt gibi hayati ihtiyaçlar bile doğru düzgün girmiyorken Gazzelilere ‘Barış getirenler’ sahilleri düşünmüş! İsrail çeşitli gerekçelerle insani ihtiyaçların girişini neredeyse sembolik miktarlara indirmiş durumda. İnsanlar kış şartları ve yağışlar nedeniyle su basan çadırlarında yaşam mücadelesi veriyor. Gazze hâlâ yerle bir, binlerce ceset tonlarca molozun altında. İnsanların geleceğini bir tarafa bırakın, yarını bile belli değilken Gazze sahillerini bölgenin turizm cenneti, Gazze’yi vergisiz ticaret merkezi yapma planları konuşuluyor. Uluslararası basının Gazze’ye girişine hâlâ izin verilmiyor. Ateşkes var ama insanlar ölmeye devam ediyor. Bir lokma için onurlarını bırakın birbirlerini ezdikleri bir vahşet Gazze’nin normali…
Trump’ın derdi savaşları bitiren, küsleri barıştıran lider olarak Nobel Barış Ödülü alabilmek. Netanyahu ve ekibinin, ülke içinde canlarını epeyce sıkan tepkileri bir şeylerle örtmesi gerekiyor. Zaten Netanyahu’yu da aşan, Filistinlilerin olmadığı bir devlet inşasının en önemli eşiklerinden biri Gazze. Dolayısıyla Gazze’nin su kaynaklarının ve tarım arazilerinin olduğu meşhur ‘sarı hat’a kadar çekilmiş olan İsrail, burayı bırakmayı hiç istemiyor. Ki bu bölge Gazze’nin yüzde 50’sinden biraz fazlasına tekabül ediyor. Peki sahil kısmına sıkıştırılması planlanan 2 milyondan fazla Gazzeliye ne olacak? Alttan alta devam eden bir zorunlu göç senaryosuna kurban gidecekler gibi görünüyor. Ana vatanlarını yaşanmaz hale getirip sonra göç etmeyi kendileri istediler senaryosu kulağa ne kadar da basit, kabul edilemez, inanılamaz geliyor değil mi? Ama bu senaryolar zamana yayılınca gerçeğin kendisi oluyor.
Bu arada gündemde kendisine bir türlü yer bulamayan Lübnan da, İsrail saldırıları ile Batı dünyasının baskıları arasında kendisine çıkış bulmaya çalışıyor. Ekonomik kriz ve İran’dan Suudi Arabistan’a birçok ülkenin müdahale çabaları da cabası. İsrail ile Lübnan on yıllar sonra ilk kez doğrudan görüştü ama Lübnan hâlâ olası bir İsrail saldırısı ve yeni bir savaş riskiyle karşı karşıya!
Suriye’de de durum çok farklı değil. Suriye’nin, Türkiye ve İsrail’in nüfuz alanları şeklinde fiilen ikiye bölündüğünü söylemek yanlış olmaz. Golan Tepelerini ve Şam’ı içine alan güney Hama kırsalına kadar İsrail’in, Hama kırsalından Halep’i de içine alacak şekilde Türkiye sınırına kadar olan kısım Türkiye’nin sahası artık.
Suriye’de hâlâ bir devlet yok, ordu dahil kurumlar yok, ekonomide yaprak kımıldamıyor. Sonuçta sermaye korkaktır, her şeyden önce güvenlik ve istikrar ister, ki Suriye’de varlığından kesinlikle bahsedilmeyecek şeyler bunlar. Radikalinden yağmacısına yüz binlerce silahlı adam sahada. Kim kiminle ne için savaşıyor, belli değil. Üstelik hesap soran da yok, hesap sorulur korkusu yaşayan da!
Son olarak Kürt-Arap ittifakı olan SDG dağıldı. SDG dağılınca Kürtler Haseke’nin tamamı bir tarafa, Kamışlı’nın bir kısmına kadar çekilmek zorunda kaldı. SDG ile birlikte yine Kürt-Arap ittifakı olan öz yönetim de dağıldı. Şam ile Kürtler arasında uzlaşmalar yapıldığına dair açıklamaları görmüşsünüzdür. SDG’nin Şam’a bağlı güvenlik birimlerine entegre edileceği belirtiliyor ama SDG dağıldı, kimi nereye entegre edecekler? SDG’nin yüzde 65 kadarı zaten Arap’tı. Entegrasyon sürecinde Kürtlerle Araplara eşit şartlar sunulacak mı? Entegre edileceklerin yüzde kaçı Kürt olacak mesela? Yine Kürtlerin bazı üst düzey kamu kurumlarındaki koltuklara isim önereceği şeklinde bir madde de var ama etkili ve yetkili isimler olabilecek mi bu isimler? Son uzlaşmanın her maddesini tek tek yorumlamaya gerek yok. Kısacası şunu söylemek mümkün: Kürtler neredeyse 2012 yılındaki durumlarına ve bölgelerine geri döndüler. Entegrasyon süreci de çok sancılı ve zaman zaman çatışmalara varan gerilimlerle ilerleyecek gibi görünüyor.
SDG hâlâ bir Kürt-Arap ittifakıyken ve ABD başta olmak üzere uluslararası koalisyonun yerel müttefiki iken sahip olduğu güç de gitti. Görünen o ki, Suriye’deki Kürtlerle ilgili konularda artık muhatap Erbil ve Mesud Barzani!
Ancak şunu da belirtmek gerekiyor; Suriye’de henüz içeriği, sınırları belirsiz bir ademimerkeziyetçi sistemin uygulanması da oldukça muhtemel. Şu anda birçok konu gibi Dürzilerden Alevilere ve ılımlı Sünnilere kadar güvenlik ve istikrar kaygısı ile hareket eden kesimler de gidişatı anlamaya çalışıyor. Gelecek aylar merkezde Eş Şara’nın güçlü olduğu ama sahada gelişmelere göre şekillenecek olan ademimerkeziyetçi bir anlayışın şekillenmesi mümkün.
Irak ise İran ile ABD ve İsrail geriliminden dolayı hedef tahtasında. İran bölgedeki son kalesi olan Irak’taki siyasi ve silahlı nüfuzunu korumak için bastırıyor. ABD ise açıkça, İran destekli isimleri ve yapıları hedef alarak Bağdat’ı tehdit ediyor. Mesaj açık; sizi de vururuz!
Ve elbette İran!
Amerikan savaş gemileri İran açıklarına yığılırken harıl harıl işleyen diplomasi sonuç vermiş gibi görünüyor. ABD ve İran arasında ilk görüşmelerin Umman’da yapılması konusunda genel bir uzlaşma var ancak bunlar, müzakerelerde konuşulacak konuların neler olacağına dair müzakereler. Amerika, İran’dan nükleer çalışmalarını oldukça sınırlandırmasını, barışçıl amaçlarla bile olsa uranyum zenginleştirmeyi bırakmasını, balistik füze ve İHA-SİHA üretimine son vermesini, bölgedeki İran destekli gruplara desteğini kesmesini istiyor.
İran tarafı rahat aslında, sonuçta Amerika, İran’ı vurursa olasılıkları görmekte zorlanıyor. Petrol fiyatlarının uçacağı, enerji piyasalarının felç olacağı, Hürmüz Boğazı’na bağımlı olan Kuveyt, BAE, Suudi Arabistan gibi ülkelerin çok ağır darbe alacağını biliyor. Bu nedenle İran Amerika’nın taleplerini şimdilik reddediyor. Ancak ekonomik yaptırımlar, ülke içindeki ayaklanmalar ve sayısını hâlâ bilmediğimiz kadar çok insanın öldürülmesi ve bölgede iyice yalnızlaşması gibi faktörler, İran yönetimi açısından bu sürecin sürdürülemez olduğunu gösteriyor.
Muhtemelen bir ara formül bulunacak ve ABD İran’a yönelik ekonomik, siyasi baskı yapmaya devam ederken savaş ihtimalini öteleyerek ilerleyecekler.
Elbette yine olan halka olacak.
Bu yazıda saydığım coğrafyaların hepsinde bedeli hep halk ödedi, ödemeye devam edecek. Savaşı çıkaranlar onlar değildi, savaşı sürdürenler de!
Diğer tarafa bakınca kimleri görüyoruz? Epstein’in yakın dostlarını. Mesela Trump ya da Amerika’nın Ankara Büyükelçisi, Suriye Özel Temsilcisi, Lübnan işlerinden de sorumlu, boş zaman kalırsa Tel Aviv’e gitmekten geri durmayan Tom Barrack. Bu arada Trump, Irak dosyasını da Barrack’a bağlamış.
Bu adamların dolaştıkları ve kaderlerini şekillendirdikleri coğrafyalardaki yıkımı, dağılmış aileleri, kayıtları bile olmayan, kimsenin ‘Başına bir şey mi geldi?’ diye sormadığı çocukları düşünmemek elde değil!



