Son günlerde iyice ısınan bir dosya var: Epstein. Dosyanın önemi şu: sapıklıklar ve ünlülerin oluşu. Yerel veya bölgesel değil, genele yayılan bir içeriği var. Ama şu nokta çok önemli: gözden kaçırmamak şart. Belgeleri Amerika Adalet Bakanlığı yayımlamaktadır. Adalet Bakanlığı olunca da öyle kolay kolay yayımlanamayacak derecede olduğu göz ardı edilmemelidir.
İlk ortaya çıktığında, başta Amerikan Başkanı Trump, yayımlanmaması için baskı yaptı. Kamuoyu da direndi. İkilem Meclis’e dek geldi. Sonuçta Bakanlık belgeleri yayımlama kararı aldı. Trump’un da olduğu belgeleri yayımlamak kolay değildir.
Tabii ki belgeler yayımlanırken bazılarında gizlilik ibaresi konuldu. Şimdiden tümünün olmadığı da net. Bu durum soruları artırmaktadır. Yayımlanmama gerekçesi her ne kadar ahlaki ve başka kurallara dayandırılsa da yayımlanmayan bir olguya koruyucu bir yaklaşım mı var, yoksa gerçekten ahlaki durumlar mı söz konusu, düşüncesi de oluşur.
Tekrar edelim: Belgeleri Amerikan devleti yayımladı. Hem de Başkan Trump’un adı geçmesine karşın. Ama eksik olduğu da nettir. Dokuz milyon belgeden söz edilip de üç milyonu yayımlanınca, bu da başka kuşkuları artırmaktadır. Tabii ki üç milyon belgeyi incelemek de kolay değildir.
Sonuca hemen gelinmedi. Senelerdir bazı gazetecilerin sürdürdüğü mücadele ve kamuoyu baskı sürecinin oluşumu, Amerika Meclisi’nde dahi konuşulmasıyla günümüze gelindi. Konu her ne kadar Amerika’da olsa da Epstein’ın dünya çapındaki ilişkileri ve zengin sermayedar sınıfsal özü, geniş ağın oluşmasına neden oldu. Ayrıca adasının varlığı, özel uçakları ve vesaire de süreci hızlandırdı.
Geniş yayılım ve sistemin gereksinimi bazı ek olguları da tetikledi. Kimisi sırf olayı kendinden uzaklaştırmak adına çeşitli gerekçeler öne sürdü. Kimisi de karşıtlarını suçlama alanı olarak kullanmaya başladı. Bazısı komplo derken, bazısı gündem saptırma söylemine sarıldı. Kimisi de duruma bakmaksızın ideolojik saldırıya geçti. Örneğin Türkiye’de bazı yetkililer “Batı’nın ahlakı” diyerek kendi dünyalarının ne denli iyi olduğunu savundu. Ancak bu noktada, benzer gelişmelerin nasıl kapatıldığı da akla geldi. Türkiye’de Batı karşıtlığıyla eleştiri yapanlara, “kırk çocuğa yapılan tecavüzün nasıl hasır altı edildiği” hatırlatıldı.
Batı’da durum kimi çevrelerce ciddiye alındı. İngiltere’de üst elitlere uzanan belgeler sonrası baskılar başladı. Bazı ülkelerde soruşturma açıldı. İskandinav ülkelerine dair belgelerin varlığı ise bazılarını şaşırtır gibi oldu. Ancak bilgiler hâlâ dolaşımda. Karşı savunma ve saldırı eylemleri de genişliyor. En başta Amerika Başkanı Trump tehditler savurdu. Yargıçları dahi korkutmaya başladı. Yayımlamalara karşı yargıya gideceğini belirtti.
Soru artık Trump gibilerinin ne olacağı noktasına geliyor. Epstein’ın ölüm nedeni bile tartışmalıydı. Hücresinde asılı bulundu. Tutuklandıktan sonra intikam alacağı da bekleniyordu. Bu kadar belge ve insanın varlığı tesadüf değildir. Kimisi sermaye ilişkileri nedeniyle, kimisi de bu ilişkilere eğilimli olması sonucu listelerde yer aldı. Ancak bu denli geniş olması, çocukların kullanılması, cinsel sapıklıklar ve vesaire, çöken ahlaki gerçeğin aynasıdır. Ne kadar yanlış veya saptırılmış olursa olsun, dokuz milyonu aşan belge sayısı dahi korkutucudur.
Bu arada bazı çağrışımlar da yapıldı. Türkiye’de özellikle depremlerde kaybolan çocuklar yeniden gündeme geldi. Hatay’daki durum tekrar konuşuldu. İki yıl önce Meclis’e verilen soru önergeleri ve yanıtsız kalması hatırlandı. Bu da şunu işaret ediyor: Uluslararasılaşan sermaye, aynı zamanda mafyatik ve ahlaksız ilkelerini de kurumsallaştırmıştır. Çocuk istismarıyla başlayıp genişleyen kaçırılma olayları, kaçak organ mafyası süreçlerini de hatırlatmaktadır. Türkiye’de kapatılan çocuk istismarı dosyaları ve kaçırılan çocuklar, kaçak organ mafyası boyutuna ulaşmıştır. Sekiz yıl Türkiye’de kalan bir organ mafyası lideri ya da İsrail eksenli hastane ağları da bu bağlamda akla gelmektedir. Ayrıca Kosova organ ticareti iddiaları da unutulmamalıdır.
Epstein dosyası, sistemin bilinen ama bu derece yoğun biçimde tek eksende ortaya dökülen bir gerçeği hâline geldi. Adası, liderleri, ünlüleri ve kullanılan çocuklar… Ahlak, kâr ve etik yan yana konulduğunda ortaya çıkmak istenmeyen tablo belirginleşiyor. Bu dosya çok konuşulacak. Saptırma, saldırı ve önemsizleştirme çabaları sürecek. Trump’un adının geçmesi bile konunun ne kadar derin ve geniş katılımlı olduğunu göstermeye yeterlidir. Çürüyen sistem, nereden tutulsa elde kalıyor. Faşistleşme, saldırganlık ve çöküş, sistemin değişmesi gerektiğini haykırmaktadır.
Sonuç olarak: Dosyayla birlikte sistemin krizde değil, çökmüş olduğu görülmektedir. Çürüyen yapı karanlık ilişkileri gizleyemez. Konunun Amerika’da geçmesi ve liderleri kapsaması, emperyalist gerçeklik açısından ayrıca düşünülmelidir. Yeni bir dünya zorunludur. Ne yazık ki bugün dünya daha karanlık bir yöne sürüklenmektedir. Doğu komşumuz Suriye’de son yaşananlar da bunun siyasal bir göstergesidir.



