Gerçekten, bazı ülkeler vardır ki adı dahi duyulunca okyanuslaşır. Fırtınalar çıkar. Dalgalar hangi tarafa vuruşsa konuyu oradan oraya savurur. İran kelimesi de öyledir. Her İran konusunda adeta İran’dan başlayıp Orta Doğu’ya ulaşır, oradan da genele yayılır. Emperyalist stratejiden rekabet hırsına uzanır. Artık tek tip İran değil, herkesin İran’ı olmaktadır. İran’da taşlar oynadıkça da salt İran’da değil, bölgesel politikalardan genel dizilişe dek deprem etkileri ve sarsıntılar oluşur.
İran kelimesi basit değildir. Hatta son gelişmelerde tutumlar dahi birbirine karışır. İran rejimi gerçeği, emperyalist yaklaşım ve iç politik denklemler birbirleriyle kucaklaşıp çatışır. İran denilince akla, kimine göre petrol gelir. Ekonomik bilgisi az olanlar ise hemen İran’ın büyük nüfusuyla ölçüme geçer. Orta Doğu’nun önemli merkezlerinden biridir. Zengin petrolü, büyük nüfusu ve Orta Doğu gerçeği yan yana geldikçe konular uzar, evrenselleşir. Emperyalist gerçekliklerle karşılaşırız. Her dönemi kavramada İran önemli, turnusol rolü üstlenir. Emperyalist iş birlikçiliğin Şah dönemi veya doksanlarda konumlanan stratejik “şer ekseni” içindeki İran, iki farklı ama etkin konumda yer alır. Onun için İran oynayınca Orta Doğu sarsılır. Sömürgesel ağ, bitkinleşmeden yeşermeye geçer.
Örneğin, 1979 İran siyasal devrimiyle en başta Filistin hareketi önemli bölgesel destek kazanmıştı. Emperyalist yeni kuşak plan çöktü.
Son günlerde, alışılanın aksine bu defa rejim yanlısı gibi duran esnafın da katılmasıyla yeniden İran’da sosyal patlamalar yaşanıyor. Birçok müdahil çevre açıkça tutum açıklıyor. Amerika ve İsrail vuracakmış gibi davranıyor. Ne tesadüf ki bundan seneler önce, 1979 başında İran aynı dalgayı yaşamıştı. Öyle ki sonuçta Şah rejimi devrildi. İran Şahı resmen korka korka kaçtı. “İran kaya gibi” imajı yıkılıyordu. Şimdi ise Batılı kesimler, başta Amerika ve İngiltere olmak üzere, İran’da rejime karşı o dönemde kaçan Şah’ın oğlunu seçenek olarak geleceğe taşımaya çalışıyor. Siyasal seçeneklerin örgütsel ortak paydası olmaması, dış reklam gücüyle bir ölçüde karşılık buldu. Çünkü bellek silinmesi sonucu, yıkılan eski düzenin bilinmezlikle cilalanıp yeniden gündeme gelmesi mümkündür. Bunu en son Filipinler’de diktatör Marcos’un oğluyla da yaşadık.
En iyisi, biraz geçmişten toparlayarak günümüze gelelim. Öyle fazla uzağa değil, 1979 yılının başına gidelim. Aynı günlerde, takvimsel farklarla yine İran kaynıyordu. İran Şahı Rıza Pehlevi artık halk dalgasını durduramadığı için ülkeden kaçar. Burada ince bir kırılmayı da hatırlatalım: Öyle şimdi denildiği gibi İran Şahı demokrat falan değildi. Aksine, koyu bir Amerikancıydı. O dönemde siyasetle ilgilenenler şu ortaklığı sıkça dile getirirdi: MİT, Mossad ve SAVAK; buna CIA ve MI6 da eklenirdi. İran–Türkiye–İsrail üçgeninden söz edilirdi.
Fakat sol dalgalar da vardı. Nitekim İran Şahı bunları bastırmak için korkunç provokasyonlar yaptı. Hatta sinemada film seyreden halkı cayır cayır yaktı. Bunu sol örgütlerin üzerine yıkmaya çalıştı. Ancak tam tersi oldu; Şah’ın gidiş yolunu açtı.
Başta Amerika, Fransa ve İngiltere, konuyu doğru okudu. Hemen seçenek olarak Irak’ta bulunan Humeyni’yi Paris’e çektiler. Oradan, camiler üzerinden yeni rejim adına propaganda başlatıldı. Muhalefetin yer altına itilmiş olması nedeniyle, legal kanalda din enstrümanı oldukça etkili oldu. Sonuçta 1979 başında Şah kaçar, Humeyni ülkeye döner. Bu süreçte karşı olan kesimler arasındaki ortak tutum da parçalandı. Kimisi geçişi Humeyni üzerinden yapmayı, kimisi direnmeyi savundu. Sovyetlerin tutumuyla İran Komünist Partisi Humeyni’nin yanında yer aldı. Önemli gençlik ve gerilla hareketi olan Halkın Fedaileri ikiye bölündü. Halkın Mücahitleri ise doğrudan karşı çıktı. Bu denklem Humeyni’nin işine yaradı. Muhaliflerini tasfiye ederken yeni dönemde kendi yandaşlarına da yöneldi.
Yine de yetmedi. Tam bu sırada diğer iş birlikçi Saddam devreye girdi. Irak, İran’a saldırdı. Sekiz yıl süren bir savaş yaşandı. İlginç gelişmeler oldu; örneğin İran-Kontra skandalıyla, ambargo altındaki İran’a İsrail üzerinden silah verildiği ortaya çıktı. Savaşın belirli anlarında CIA katkısıyla dengelerin değiştirildiği anlaşıldı. Sonuçta savaş, iki tarafı da yıpratarak sona erdi.
Doksanlarda Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla emperyalist kampta yeni stratejiler geliştirildi. Yeni düşmanlar tanımlandı; buna “şer ekseni” denildi. İran bu eksene dâhil edildi. Ardından gelen Orta Doğu projesi, İran’ı uzun vadede tasfiye edilecek bir devlet konumuna soktu. İran sürekli ambargolarla ve saldırılarla karşı karşıya kaldı. Yapılan anlaşmalar Amerika başta olmak üzere Batılı ülkelerce bozuldu. Hedef, İran’ın tasfiyesiydi. Propaganda buna göre şekillendirildi.
Kısa özetini yaptığım İran, şimdi yine kaynıyor. İran’da protesto geleneği vardır; birçok ayaklanma yaşanmıştır. Ancak genel karşıt bir seçenek hiçbir zaman tam olarak oluşmadı. İç tepkilerle dış müdahale beklentileri kesişemedi. Dış aktörler daha çok etnik fay hatları ve sürgündeki müttefikler üzerinden hareket etti. Bu da zaman zaman İran’daki muhalif dalganın kırılmasına yol açtı.
Son olayların nedeni ekonomiktir. Enflasyon ve devalüasyon belirleyici olmuştur. Rejime yakın esnaf ve orta sınıflar merkezli bir hareketlenme yaşanmaktadır. Ancak net ve ortak bir tavır yoktur. Herkesin hesabı farklıdır. Amerika’nın hesabı ise bambaşkadır. Olaylar sürmektedir. Dış müdahale ihtimali her an gündemdedir. Endişe duyanlar da vardır. İran’da yaşanacak küçük bir kayma bile önce ülkeyi, ardından Orta Doğu’yu sarsma potansiyeline sahiptir.
Bolca dış müdahale alanı olan etnik bölgeler de sürecin içindedir. Aslında Orta Doğu projesi kapsamında İran’ı kuşatma harekâtı büyük ölçüde tamamlanmıştır. Kuzeyde Azerbaycan’da ve İran sınırına yakın bölgelerde İsrail askerî üsleri bulunmaktadır. Türkiye NATO üyesidir; ayrıca Malatya’daki Kürecik Üssü İsrail’e de bilgi sağlamaktadır. Irak’ta Amerikan üsleri vardır. Körfez, Amerikan gemileriyle doludur. İran rejimi ise ilk kez bu denli zor bir durumdadır. İran milliyetçiliğiyle destek bulma şansı da eskisine göre azalmıştır. Kimi çevrelere göre bazı ayarlamalarla bir geçiş ihtimali vardır. Dayanılan İran–Rusya desteği ise şimdiye kadar belirleyici olmamıştır. Venezuela örneği bu açıdan düşündürücüdür.
Yine de konu İran’dır. Yaklaşık yüz milyonluk nüfusu vardır. Bakalım bu kez yükselen, fakat hâlâ ortaklaşamayan muhalefet dalgası nereye kadar gidecektir.



