yaklaşımlarÖzkan YıkıcıOcak ayına elveda çekerken - Özkan Yıkıcı

Ocak ayına elveda çekerken – Özkan Yıkıcı

Yılın ilk ayına nokta koymak üzereyiz. Artık senenin on iki ayının ilkini tamamlıyoruz. Tam bir çalkantı ayı. Salt memleketimizde değil, sadece etrafımıza baksak taşların yerinden oynadığını anlarız. Hele “gelmekte olan sistemin” resmini daha kolay görmek, kavramak mümkündür. Suriye bunun yükselen abidesidir. Hele de şu kavram fetişizminden, algı ezberinden sıyrılıp yaklaşınca, yarının ne demek olduğunu daha kolay anlarız.

Nasıl ki Orta Doğu Projesi denilip “özgürlük, demokrasi” sunulurken Afganistan’la başlayan, Irak’la devam eden yolculuk pratiğin gerçeği oluyordu. Şimdi de durmadan sistemin çözümü ve yaklaşımları sıralanırken dibimizde yükselen cihatçı Suriye gerçeği, hançerin böğrümüze saplanmış misalidir.

Ama değişmeyen bir gerçek var: Emperyalizm çağındayız. Emperyalizmin kapitalist gerçekliğini inkâr etmeden düşünmek gerekir. Emperyalizmin sürmesi için de faşizmin durumu, sömürgeciliğin değişik şekilde sürdürülmesi, daha eşitsiz bir dünya, yağmalama ve kârın nice örnekle sürdürüldüğü kesindir. Adamız da emperyalist sömürge ağının ufak ama önemli tetiklemeleri yapılan bir adadır.

Zaten son koridor savaşlarında, stratejik oyunlarda, enerji havzası kirli ilişkilerinde adamız da yerini aldı. Hem genel sistem devletleri hem bölgesel hegemonya kurucu ülkeler, hepsi ada üzerinden ilişki ağıyla yayılma çizgilerinde kullanılmaktadır. Gericilik ve karmaşık sosyolojik gerçekler üzerinden askerî üslerle bölgeye müdahale, normalin de gerisine düşüp netleşen bir duyarlılıkla açık müdahaleci konuma geldi.

Koridor anlaşmaları, enerji havzası hesapları zaten doğrudan yapılan anlaşmalarla açıkça sergileniyor. Askerî yığınaklar artıyor. Bölgesel krizlerde, “en son İran’da olduğu gibi”, savaş hâlinde adanın da menzilde olduğu artık inkâr edilemeyecek boyutta. Onca yüklenen kriz kirliliğiyle savaş meydanı kuralları da iklimleri yerle bir ediyor; savaşlar, göçler ve mülteci hikâyelerinin acı yıkımları doğal hâle geliyor. Hele bölge zenginlikleri adeta elden akıp gidiyor.

Kurallarıyla yeni yılda da ilişkiler sürüyor. Gelişmeler devam ediyor. Suriye’de olduğu gibi ezber algılar toz gibi yıkılıp cihatçı gerçekliklerle karşılaşıyoruz. Ama sol kesimlerin tekrarladığı Kıbrıs’ın Orta Doğu gerçeği de yaşanıyor. Yaşanırken de “nasıl bir yer?” sorusu içsel gelişmelerle yanıt buluyor. Kuzey Kıbrıs da öyle. Sömürgesel ilişkilerin modern ilhaklaşma yürüyüşü sürüyor. Örneğin tanınmasa da Kuzey Kıbrıs’ın deniz zenginliklerinin bir çağrıyla, yazı okunmadan nasıl teslim edildiği çoktan unutuldu. Olanlar geçmiş değil, bellek kaybı olarak tarihe kazındı.

Kuzey Kıbrıs kendi çalkantılarıyla da senenin bir ayını tamamlıyor. Aslında zengin gündemiyle oynayan figürlerin kendisi adeta “nereye geldik?” sorusuna yanıttır. Sahte diplomadan tutun, görüşmelerde bir kapının nasıl dile gelir olamamanın tutsaklık bağını külliye havası bile bozamıyor. Ama gerçekten yılın ilk ayını tamamlarken epey zengin; ama zengin olduğu kadar kirli ve karanlık yaşananlarla dolu dolu geçti.

Ayı tamamlarken şu sahte diploma hikâyesi kapatılmak istenmesine karşın, daraltılarak sadece bazılarını gündemde tutma çabaları yetmedi. En son meşhur Juju davasında Meclis Başkanı’nı da olanlar sardı. Zaten önceden korudukları vekili hem de Avrupa Parlamenter Temsilcisi yapmaları, “nereye kadar?” sorularının sınırı olmadığını anlatıyordu.

Yine de diploma sorunu sürüyor. Belli ki çoğu bilinen ama konuşturulmak istenmeyen torbasından yarın kimler çıkar kimse bilmez. Hele de çoktan çıkması gerekenlerin hâlâ etrafında dolanıp durulması, olayın yarınını da epey kuşkuyla çevreliyor. Arada şu sözler de duyulur; duyulur ama açıkça açılımla sorgulanmak istenmez. Zaten daha üniversite kurulurken olanlar, onun sahibinin Türkiye durumu gibi olgular biraz aralansa işler daha da karışacak. Tabii ahali de kimisi “olur böyle şeyler” diyerek elinin tersiyle itecektir.

Ayımızda bir başka sendrom da şu: Görüşmeler. Hep sildirtilmek istenen gerçek yeniden dışa vurdu ama konuşulmadan atlatılıyor. En basit durumu anlatalım: Kapıların açılma ihtiyacı. Karşılıklı öneriler yapıldı. Nedense özellikle kuzeyden durmadan “yeni kapılar” denirken “sadece bizim istediklerimizle” sınır çiziliyor. Karşı tarafın istediği Erenköy–Dillirga Kapısı önerisi çoğu zaman öteleniyor. Konuşulmak istenmiyor.

Ersin Bey şahlanıp hamasi bir sesle bir şeyler söylerdi. Tufan daha suskun. “Anlaşamadık” sözlerine takılıp kalıyor. Hemen eski CTP saray macerası hatırlanıyor; Mehmet Ali Bey, yine konu aynı Lokmacı Kapısı’ydı. Yok köprü, yok engeller derken açılmasını engelliyordu. Hatta anıtı kurtarmak için dahi yalan kıvırttı. Ama herkes biliyordu ki tıpkı Dillirga–Erenköy Kapısı gibi karar buranın elinde değildi.

Şimdi Tufan külliyede yeni. Kendini kanıtlamak zorunda. Üstelik seçim öncesi tek başına yaptığı temaslar da hep soru işaretliydi. Neyse… Burada Tufan istese de açamaz. Kapılar, daha doğrusu sınır, resmen Türkiye Cumhuriyeti’nin elinde. Aynen Maraş gibi. Nasıl ki Maraş’a izinsiz girilemezken Erenköy de öyledir. Ama biz her konuda olduğu gibi bu konuda da aynı durumdayız. Elimizde olmayana da izin almadan onay veremiyoruz. En iyisi mi? Hemen “Rum engelliyor” suçlamasına girip hamasi söyleme devam edelim de kurtulalım.

Aynı durum elbet görüşmelerde de oldu. İki liderin sınırı belli. Zaten onlar da başka şeylerle uğraşıyorlar. Ama Amerika’dan gelen bir mesaj adeta bazı dürtüleri de uyardı. Fakat genel sistem hâlâ var olan koşullardan memnunken, şimdilik ayarlar yeterliyse, hamleler malumken bizim bazılarının anladığı şekliyle adada niçin barış olsun?

Ocak iklimsel değişkenliklerle geçti. Yağmurlar da yağdı ama sistemin çürümüşlüğünü durdurmadı. Gelen yağmur suyu kirliliği dağıtmak bir yana, daha da artıran bir rol aldı. Onun için yıl tamamlanırken eylemler devam ediyor. Yalanlar uçuşuyor. Turistlerden tetikçilere ziyaretler sürüyor. Bunlar, olaylarıyla adeta kıskanç korkusunu tetikliyor. Yine de Kıbrıs’ta hayat devam ediyor. Yolsuzluklar sürerken Kuzey Kıbrıs’ta sessizlik, güneyde ise kaçınılmaz yargı süreçleri işlemektedir.

Kısaca Ocak ayı tamamlanıyor. Topal Şubat’a geliyoruz. Şubat eski anlayışa göre sert iklimli ve soğuk geçer. Bakalım politik hız biraz düşecek mi, yoksa kalınan yerden yenilerinin eklenmesiyle mi sürecek?

Diğer yazıları

Kıbrıs ekseninden bir NATO makalesi – Özkan Yıkıcı

Son gelişmeler eğer yetmişlerin ortasında olsaydı, hele de Türkiye...

Viktor Orban dönemi noktalanırken – Özkan Yıkıcı

Pazartesi sabahı, bizim gibi yerel medya dışında kalanlar önemli...

Gelgit pazarından damlalar – Özkan Yıkıcı

Pazar öğleden sonrası ortamındayım. Öyle ki, Kuzey Kıbrıs’ta hayat...

Son savaşta fazla öne çıkamayan üç ülke: Lübnan, Macaristan ve İngiltere – Özkan Yıkıcı

Bu savaş cenderesinde başka öne çıkarılmayan ülkeler de vardı....

Seçimlerde sona gelirken – Özkan Yıkıcı

Artık dünya Orta Doğu savaşına yoğunlaşırken, arada gündem olacak...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,969TakipçilerTakip Et
810AboneAbone Ol

Son eklenenler

Trump’ın Hürmüz ablukası ve bumerang etkisi – Yusuf Karadaş

ABD ve İran heyetleri arasında Pakistan’da yapılan görüşmelerden bir...

Hindistan’dan Kıbrıs’a dijital sansür operasyonu! – Gözde Bedeloğlu

Kuzey Kıbrıs’ta yaklaşık bir haftadır devam eden siber saldırıların...

Ödemekle Bitirilemeyen Borç – Şener Elcil

Kıbrıslıların, Türkiye’ye borç ödemeye başlama tarihi, 1517 Ridaniye Savaşı ile Mısır’ın Osmanlı Padişah’ı Yavuz Sultan Selim tarafından...

Savaşların ekonomik maliyeti – Hayri Kozanoğlu

Savaşların yıkımı sadece cephede değil bütçelerde de büyüyor. ABD...

Macaristan ve Biz: Orbán’ın Yenilgisi üzerine Düşünceler – Fabrizio Burattini

Sonuçlar artık kesinleşti. Katolik muhafazakâr Peter Magyar, Viktor Orbán’ın...

Kıbrıs ekseninden bir NATO makalesi – Özkan Yıkıcı

Son gelişmeler eğer yetmişlerin ortasında olsaydı, hele de Türkiye...

ABD-İran ateşkesi ne anlama geliyor? – Doç. Dr. Mustafa Çıraklı

Diplomatik söylemin fazlasıyla gelgitli, sahadaki gelişmeler bağlamında ise tarafların...

Duyduk, duymadık demeyin: Komünizmden başka bir gelecek yok… – Fikret Başkaya

“İnsanlık ancak çözümleyebileceği sorunları görev olarak önüne koyar. Çünkü...

Canlı yayın