22 Ocak 2026, Perşembe
9.8 C
Lefkoşa
yaklaşımlarÖzkan YıkıcıHalep dikeninden sıcak çatışmaya sıçrayış - Özkan Yıkıcı

Halep dikeninden sıcak çatışmaya sıçrayış – Özkan Yıkıcı

Son dönemki makalelerimi dikkatle okuyan, gelişmelerle de bütünleşenler, özellikle yılın sonu ile başlangıcında Suriye makalelerine rastlar. Özellikle de Suriye konusunda ağırlıklı olarak ülkenin koşullarının anlatılmak istendiğini anlar. Hem iç parçalanma hem de doğrudan işgalden müdahalelere, dış kesimlerin rekabetçi davranışlarıyla adeta kaynayan kazana odun taşıyan eksenini kavrar. Hem diplomasi hem çatışma hem de ağırlıklı algı propagandaları birbirine karışmaktadır.

Yine okuyucularım, çoğu zaman makale başında Kıbrıs’ta yaşamanın verdiği birikimden de söz ettiğimi okur. Çünkü rol alan, özellikle Türkiye, bizim için yabancı değildir. Hele son sözü söyleme durumunda olan Amerikan gerçeği de adamızın yakın tarihindeki öğrettikleriyle ortadadır. Onun için Suriye deneyiminde öngörü yapma konumunda Kıbrıs deneyimleri oldukça faydalı olacaktır.

Bunları mümkün olduğu kadar bilgi edinme ve ek birikim avantajı için tekrarlıyordum. Suriye kazanının ısındığını, ikili tutumların da oldukça fazla geliştiğini belirtmiştim. Bu arada en tuhaf olup normalleştirilen şey, HTŞ’nin Şam’da konumlanıp merkezi yönetim olarak dayatılmasıydı. Üstelik Dürzilerden Alevilere varan katliamlara da en başta işgalciler fazla ses çıkaramıyor gibi davrandılar. İşgalciler lehlerine, ülke içi kesimler de işbirlikçilikle alma kaosunda Suriye, hep daha fazla tırmanan kriz ile birleşik yönetim diplomasisi ikileminde sıkışıp yol aramaktaydı.***

En son sık sık tekrarladığım durum yaşandı. Tabii ki bütünsel yaklaşmak isteyenler için kavranacak tutumlardı. Bir yandan HTŞ ile SDG yeniden Şam’da görüşüp değişik açıklamalar geldi. Uzlaşır gibi havasını özellikle SDG anlatıyordu. Fakat ansızın Halep pimi çekildi. Öyle çekildi ki biriken kaos ve gerilim, Şam kesiminin saldırılarıyla resmen yeni bir sayfanın da katılımını sağladı. Önceki yazımda bazı konularda ayrıntılar sıralarken Halep’teki Kürt mahalleleri olayına da dokundum. Tek yanlı politik esirlikte doğrudan SDG denirken, özünde bu örgütün çekildiğini ve oradaki konseylerin milislerinin olduğu önemli konuyu da anlatmıştım.

Olay daha makale okunurken daha da ısıtıldı. Şam yönetimi telkin ederken, ansızın birden pim çekilip Halep’teki Kürt mahallelerine karşı saldırılar başlatıldı. Başlanan saldırıyla yasaklar ve ablukalar da sıralandı. Yığınakla oluşan saldırı, belli ki diplomasinin zeminini bir yere doğru çizgi kaydıracaktır.

Halep’te bunlar olurken, Washington’dan gelen bilgiler de olayın salt Halep veya Suriye geneliyle sınırlı olmayacağını da uyarıyordu. Şam’daki El-Şara dayatılma şeriatçı kesim, aynı anda Amerika’da İsrail ile mutabakat yapıyordu. Mutabakat ile Güney Suriye, İsrail denetimine resmen geçen belgesel tutanak olarak kazındı. İsrail, bir anlamda El-Şara yasallığı ile 1948’den beri savaş hâlinde olduğu Suriye ile hem anlaşıyor hem de savaşmadan güney kesiminin denetimini, değişik kurallarla yerleştirmekteydi. Bu da bize Şam’daki yönetimin ne denli işbirlikçi emperyalist boyutunu hem de siyasal cihatçı gericiliğin nerelere dek ulaşacağının belgesi hâlinde yansıyordu.

Kuzeydeki durumu da anlatırken, pek konuşturulmayan ama net ve önemli yeri olan Türkiye gerçeği vardı. Öyle ki Halep krizinde de anlattığım gibi, Türkiye’nin eğittiği Milli Ordu yapısı HTŞ yapısına girerken, onlar Halep başta olmak üzere SDG’ye yönelik saldırılarda önemli provokasyon rolü alıyordu. Zaten Türkiye hep SDG tehditlerini dillendiriyordu. Bir anlamda Kürtlerin Suriye’de mümkün olduğu kadar hak almasını engelliyordu. SDG yapısıyla Suriye ordusuna katılmasına doğrudan karşıydı. Özerklik konusunda da resmen kırıntılara dahi “yok” diyordu. Ama hâlâ tüm dış müdahaleci işgalci veya doğrudan etkileyen devletler, nedense merkezi Şam dedikleri El-Şara yönetiminin Alevilere karşı yaptığı soykırıma aynı karşı duruşu sergilemiyorlardı. Konu, kendi denetimlerinde ve kendilerinin besleyerek merkezi eksene cihatçı gerici kesimi oturtmalarıydı.

Dünkü makalemin daha parmaklarımdan akan kelimelerinin etkisi silinmeden, birden sağda solda Suriye Şam rejiminin Halep’te harekete geçtiğine tanık oldum. Öyle bir tanıklık ki basit atışma şeklinde değildi; tankların katıldığı, ablukaların alındığı bir savaş hâliydi. Tahminler çok. Amerika’nın ise şimdilik sesi yok. Onlar İsrail’in kazandıklarıyla övünen diplomasi yelpazesinde durarak konuyu ikincil yapma peşindeler.

Bazı tahminler ise epey düşündürücü. Örneğin SDG’nin fazla müdahale etmeyip Halep’in cihatçı Şam yönetimine geçmesini bırakacağı söyleniyor. Bu, basit bir Amerikan ilkesini hatırlatıyor. Ta baştan Amerika, SDG alanı olarak Doğu Fırat’ı sınır tutuyordu. Bunun örnekleri de Türkiye’nin Batı Fırat’taki Kürt yerleşimlerine karşı saldırılarında, bırakın tarafsızlığı, onay verdiğini de aklımıza getirelim. Onun için iyimser olanlar —ki ne kadar iyimser olduğu tartışılır— Halep’teki mahallelerin gözden çıkarıldığını savunuyor. Doğu Fırat sınırıyla özerk bölge oluşması söz konusu. Tabii ek olarak Amerikan askerlerinin aynı coğrafyada olduğunu hatırlayalım.

Daha farklı bir yorum ise Türkiye’nin de bastırmasıyla Kürtlerin hem alanının daraltılacağı hem de özerkliklerin kırıntı şekline geriletileceği yönündedir. Bir anlamda Halep saldırısı, aynı zamanda fazla konuşulmasa da Türkiye’nin Suriye’deki rolünün yeniden konumlanması sonucunu da oluşturmaya adaydır. Türkiye taleplerine göre bir kazanç olacaksa, hem Halep’teki Kürt mahallelerinin durumu yok edilecek hem de olay Doğu Fırat’a dek yansıtılarak Rojava yapıları da etkisizleştirilecektir. Görünürdeki HTŞ etkinliği, aslında güneyde İsrail, kuzeyde Türkiye eksenli bir tamponlaşmayı da güçlendirecektir.

Amerika ne der, önemlidir. İsrail’in onayı nereye dek sürecek, öteki madalyon yüzüdür. Cihatçılar ise kendilerinin de tahmin etmediği bir Şam merkezli yeni yapısal Suriye tarihinde teslimiyetin yazıldığı bir aşamaya ulaşacaktır.

Son nokta bilgilendirmedir. Şimdiden şu yanlış vardır: çatışan taraflar Şam rejimi ve SDG deniliyor. Oysa SDG, anlaşma ile çekilmiş; bölge yerel konseylerin milisleriyle savunulmaktadır. Başka bir diplomatik algı oyunu da konunun salt Şam yönetimiyle aktarılmasıdır. Oysa Türkiye başta olmak üzere onaylı olmasa bu saldırılar olmazdı. Yine de kulaklar Amerika’dadır. Amerika’nın onayı nereye kadar? Masa başında İsrail ile yapılan mutabakat gerçeği sanırım her şeyi anlatmaya yeterlidir. Net olan şudur: Şam yönetimi, işgalcilerin çizdiği rotada yoluna devam etmektedir. Düne dek açıkça SDG suçlamaları yapmazken, görüşmeler sürerken, hatta iki anlaşma dahi imzalanmışken, birden hem de diken üstündeki en yumuşak karın olan Halep’te saldırıların alevlenmesi, bunun kendi başına veya El-Şara’nın emriyle olmadığı gerçeğini ortaya koymaktadır. Nereye kadar sorusuyla gelecek Türkiye resmi, bu son hamleyle biraz daha işaret verecektir. Türkiye yine tek tip kartla, sadece Kürtlerin kazanmaması üzerine oynamıştır. Görünürdeki İsrail karşıtlığı, tıpkı Filistin tutumuna benzemektedir. Çok geçmeden yapılan Şam ve Kudüs anlaşması bunun aynasıdır.

Ama iş Kürtler olunca “saldırırım ha” tehditlerini bolca duyduk. O zaman olay şu noktaya kadar gelecektir: Durmadan çözüm süreci ve barış denilirken, Suriye de işin içindeyken, son Halep durumu bazılarına ders ve uyarı yaptı mı? Ya Kıbrıslılar? Doğu komşumuzda olan ve içselleştirdiğimiz Türkiye gerçeği varken, adada lafazanlıkla gelecek kelimeler sıralanırken, son olanların anlamını yorumlama zahmeti olacak derseniz yanıt hayırdır. Hele Trump gerçeğiyle Ortadoğu kartları bambaşka bir resim çizmektedir. Tabii Yunanistan Başbakanı’nın açıklamasıyla, salt kuzey ve Türkiye değil, Yunanistan’ın da nereye geldiği mesajının yeniden, eğer niyet varsa, sorgulanması şarttır.

Diğer yazıları

Suriyeli Kürtler – Özkan Yıkıcı

Son dönemde Suriye sık sık konu edilmektedir. Öyle bir...

Yaşatılanlarla İsias Davası – Özkan Yıkıcı

Bazı konular vardır ki hem gerçekleriyle yakar hem de...

Tansiyon düşüyor mu? – Özkan Yıkıcı

Eskisi kadar etrafta dolaşmıyorum. Temaslı olduğum kesimler de sınırlı....

Trump’un son hamleleri neyin işareti oluyor? – Özkan Yıkıcı

Bir anda, kısa bir düşünce derecesinde kaldım. Kaldım diyorum...

Halep sürgünleşmeden, karanlık gerçekler ve kirli bilgi servisleri – Özkan Yıkıcı

Doğu komşumuz Suriye’de yine kalıyorum. Çünkü hem gelişen önemli...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
4,000TakipçilerTakip Et
761AboneAbone Ol

Son eklenenler

Bir İhtimal Kabare – Filiz Uzun

Sevgili Aliye Ummanel’in yazıp yönettiği “Bir İhtimal Kabare” oyununu,...

Soğuyan kapitalizm, kızışan rekabet: Arktik ve Grönland – Koray R. Yılmaz

İki kutuplu dünya, tek kutuplu dünya, çok kutuplu dünya...

Lenin’in 102. ölüm yıl dönümü: Bir mozolenin ‘eskiye’ kafa tutuşu – Kavel Alpaslan

Kızıl Meydan zihinlerimizde hep ‘Sovyet deneyimiyle’ özdeşleşti: Askeri geçit...

Suriyeli Kürtler – Özkan Yıkıcı

Son dönemde Suriye sık sık konu edilmektedir. Öyle bir...

Yaşatılanlarla İsias Davası – Özkan Yıkıcı

Bazı konular vardır ki hem gerçekleriyle yakar hem de...

“Unutma” Emri – Mertkan Hamit

CTP Genel Başkanı Sıla Usar İncirli’nin Aydınlık Gazetesi’ne verdiği röportaja...

Büyük Resmi Görebilmek – Şener Elcil

Olaylara kendi dar penceresinden bakanların çok olduğu bir ülkede...

Grönland’ın eriyen buzulları dünyayı karıştırdı – Özgür Gürbüz

1972 ile 2023 arasında, Grönland’ın yüzde 80’ini kaplayan buz tabakası...

Canlı yayın