Anarşist yazar Emma Goldman, “Oy vermek bir şeyleri değiştirseydi yasaklanırdı” diyerek sistemlerin güç kullanarak değiştirilebileceğini savunur.
Devrimci bir eylemliliği savunan bu görüş doğru olmakla birlikte, ülkeleri ve dünyayı yöneten gerçek gücün, halkın siyasi iradesini ortaya koyduğu seçimlere dayalı demokratik bir yapılanmanın değil, onların üstündeki Yahudi kökenli ABD-İngiliz orijinli küresel güçler dediğimiz yapının olduğunu göz ardı eder.
Dünyayı şekillendiren, sağ–sol tüm siyaseti belirleyen bu güçler için seçimler; önceden anlaşıp parlattıkları ve kendi çıkarlarına hizmet edecek adayları, devletlerin başına getirip, çıkarları doğrultusunda kullanma amacını taşır.
Hizmeti yerine getiremeyen de şiddet veya seçim yolu ile görevden alınır.
ABD ve Türkiye yetkilileri arasında yapılan son üst düzey görüşmelere de bu perspektiften bakıp, sorgulamak gerektiğini düşünenlerdenim.
Geçen hafta, Trump–Erdoğan görüşmesi öncesi yazdığım yazıda bu görüşmenin çerçeve ve içeriğinin ne olacağı ile ilgili yaptığım değerlendirmenin nerede ise tümünün doğru çıktığını söylersem, yalan olmaz.
Türkiye’de yapılan seçimlerin tamamen uyduruk olduğunu, halkın iradesi diyerek halkın uyutularak, küresel güçlere hizmet eden Erdoğan–AKP iktidarının ayakta tutuldu gerçeği bu görüşmede bir kez daha açığa çıkmıştır.
Türkiye’de yapılan son başkanlık seçiminde taraf olanların şu an nerede olduklarına bakacak olursak, muhalefetin de küresel güçlerin elinde oyuncak olduğunu görürüz.
Seçimde aday olan ve kaybeden Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin varlığını, yargı yoluyla sorgulatacak ve Erdoğan–AKP iktidarına destek olacak bir sürecin parçası olmaktan çekinmemiştir.
Seçimde, Kılıçdaroğlu ile ittifak yapan o dönemin İyi parti başkanı Meral Akşener bugün nerede olduğunu sorgulamakta yarar vardır.
Trump–Erdoğan görüşmesi öncesi ABD resmi yetkililerinin yaptığı resmi açıklamalarda Erdoğan’ın bu görüşme için “yalvardığı” ifade edilerek, en baştan bir aşağılama sürecine girildi.
Erdoğan, bu görüşme için üretimi bitireceğini bile bile, Türkiye’nin sektörde öncü olduğu (Antep fıstığı, ceviz, badem...) tarım ürünlerinde ABD’ye kapitülasyonları hatırlatan gümrük vergisini sıfırlama uygulamasına gitmesi süre kazanmak için ne kadar sıkıştığını göstermektedir.
Aslında bu görüşmeyi Erdoğan’ı göreve getirip, yıllarca Türkiye’nin başında tutan küresel güçlerin, Erdoğan’a verdikleri görevleri zamanında yerine getirememesi dolayısı ile Trump’ı kullanarak yaptıkları bir ayar olarak tanımlayabiliriz.
İsrail’in güvenliğini merkeze alan Büyük Orta Doğu Projesi’nde Türkiye’nin eğitip, silahlandırıp, sahaya sürdüğü cihatçı teröristlerin Suriye’de yönetime gelmesinden sonra, Türkiye bölgedeki kontrolü kaybetmiş ve Kürt sorununa çözüm bulmayı hedefleyen Barış süreci de bundan dolayı aksamaya başlamıştır.
Geçen bayramda serbest bırakılması gereken başta Selahattin Demirtaş olmak üzere Kürt aydın ve siyasetçiler hala daha serbest bırakılmamışlardır.
Barış süreci ile ilgili yasal değişiklikler hala daha yapılmamış, Türk yerine “Türkiyelilik” tanımlaması ve eyaletleşme sistemi konusunda anayasal değişiklikler ile ilgili komisyon kurulmasının ötesinde bir hareket yoktur.
Kanal İstanbul Projesi kenarda bekletilmekte, azınlıklarla farklı din ve inanca sahip Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına özgürlükler tanınması konusu laftan ileri gitmemektedir.
Doğu Akdeniz’de ekonomik işbirliğine dayalı oluşturulması düşünülen sistem için Türkiye hiçbir adım atmamıştır. Tüm bu görevleri yerine getirmeyen fakat rüşvet, yolsuzluk, usulsüzlük ve kara para aklama süreçlerine bulaştığı söylenen Erdoğan–AKP iktidarının bu haliyle Türkiye’nin başında kalması artık mümkün değildir.
Onu göreve getirip, “başarısız değil çok başarılı darbe” girişimi ile Kemalist ve Fethullahcı kadroları temizleyip, tek adam yönetimini sağlamlaştıran güçler Erdoğan’ı gözden çıkarmışlardır.
Trump ile görüşmek için yalvarma konusunda Türk yetkililerden tek bir kelime yalanlama gelmemiştir. Kamuoyu önünde “hileli seçim konusunda çok tecrübelisin” denmesi kime mesajdır?
Erdoğan–AKP iktidarının halkı bir yandan geçim zorluğu ve açlıkla baş başa bırakırken diğer yandan sarıldığı ve Erdoğan’ın damadı tarafından yürütülen “yerli ve milli üstün silahlanma” söylemlerinin içinin boş olduğu açıklamalarla ifşa olmuştur.
Çok övdükleri, hatta Pakistan ve Endonezya’ya sattıklarını söyledikleri yerli ve milli Kaan uçaklarının motorlarının ABD tarafından verilmeyecek olmasının açıklanması, ”Teknofest” adı altında yerli ve milli diye sergiledikleri her şeyin yalan olduğunu gözler önüne sermiştir. Karadeniz’de gaz bulunması senaryosunu seçimde kullanan Erdoğan’ın, Rusya’dan gaz alımını durdurarak, ABD ile 2049 yılına kadar geçerli olacak sıvılaştırılmış petrol gazı alımı antlaşması imzalaması Türkiye’yi önümüzdeki kış günlerinde çok sıcak gelişmelerin beklediğini göstermektedir.
Görüşmede Trump’ın, kamuoyu önünde dini azınlıkların hakları için talebini yinelemesi de bize görüşmenin içeriği ile ilgili açık bir mesaj vermektedir.
ABD Başkanı Donald Trump perdenin önünde, kendi üslubuyla Erdoğan ve ekibine iki saat boyunca ayar çekerek, mesajı iletmiş ve bunu da “Erdoğan’a meşruiyet” verdim diyerek özetlemiştir.
1980’li yıllarda Turgut Özal Kıbrıs’ta bir antlaşma yaparak, asker çekmeyle ilgili niyetini ABD’li yetkililere açtığında
Şu cevabı almıştı; “Bay Özal askeri çekmeye karar verdiğinizde, lütfen bize söyleyin de yerinize bir başka devlet bulalım”
Türkiye’nin Kıbrıs’ta ABD VE NATO adına bulunduğunu da hatırlatır bu toplantıda Kıbrıs konusunun da konuşulduğunu bilmekte yarar olduğunu düşünürüm.



