
“İdare etmeyi” meslek sayanlara…
Kırgınlık, Ortadoğu’nun resmi dili gibi: Her cümle biraz eksik, her tebessüm biraz borçlu. Yıllardır bu topraklarda her sabah, birilerinin hayatı bir “gelişme”ye, bir “son dakika”ya sıkıştırıldı. Gazeteler bombalandı, gençler kaçtı, yaşlılar unutuldu. Ve arada kaldık: ne kadar kırgın, ne kadar yüzsüz olursa olsun, kahvesini French press’te demlemeyi unutmayan, Spotify çalma listesi hâlâ aktif olan, maaşını yetersiz bulup Tinder’a giren entel…
Bu coğrafyada entel olmak, artık bir kariyer değil bir direniş biçimi. Üniversite kantinlerinde, ikinci el kitapçılarda, yıkık apartman teraslarında tartışılan dönüşümde. Ama dönüşen bizken, ev kiraları artarken, maaşlar erirken, dostluklar temassız kart gibi işlerken içe. Sevişecek yer bulamayınca, “özgürlük” kavramı bile Wi-Fi şifresi kadar kıymetli geliyor bir yerde.
Son on yılda her şehir kendi ironisini üretti. Beyrut yandı, Halep sustu, İstanbul yoruldu. Lefkoşa’da ise klimadan sızan serinlik bile politik oldu. Bir jenerasyon, sürekli “idare et” dendiği için idare etmeyi meslek sandı. Hayat, artık bir “CV güncellemesi” ve bir “maaş pazarlığı” arasına sıkıştı kaldı.
Kırgın entel, sabah kahvesini içerken, haberleri kaydırıp, bitcoin, “investment”, dolar, sınır, savaş, konser iptali, yeni bir festival posteri… Derken araya kedili bir tweet sığdırdı. Bir sanal “merhaba” bıraktı ve kaçtı ya da. Çünkü duygular da artık gündelik tüketim nesnesi oldu. Uzun ve istikrarlı bir duygu temennisi teoride kaldı. Duygusuz kalmamak için duygulu görünmek yetti. Yüzsüzlük, tam da burada başladı: Direnmeye mecali olmayan entelin yüzünde, ironik bir gülümseme kaldı sadece.
Ortadoğu’da “iyi yaşamak” artık lüks, “yaşamak” ise diplomatik bir mesele oldu. Ama yine de herkesin içinde bir küçük Dublin var, Joyce’un penceresinden sızan ışık gibi, umutlu ama yorgun. Sevişememek, konuşamamak, geçinememek, yani bunların hepsi aynı kökte sinsice sindi kaldı.
Temassızlık, fizikselden çok ruhsal bir kayaya tosladı. Biriyle istikrarlı temas kurmak, artık en pahalı alışkanlık oldu.
O yüzden kırgınız, çünkü bir zamanlar inandık. Yüzsüzüz, çünkü hala deniyoruz. Bu topraklarda her yeni sabah, aynı soruyu fısıldıyor kulağımıza: “Bugün kime benzemeden hayatta kalabilirsin?” Cevap hep aynı: kimseye. Çünkü entel artık bir tip değil, bir hayatta kalma stratejisi.
Ve gece olunca, kimse maaşını konuşmuyor, kimse savaş haritalarını açmıyor. Herkes bir şekilde bir ışığın peşinde, bazen birinin yüzünde, bazen bir sokak lambasında, bazen bir bardak rakının, “gin”in içinde.
O ışık azalsın istiyorum, çünkü karanlıkta daha güzel görünüyor kırgın yanlarımız…



