2017 yılında Crans Montana’da Kıbrıs sorununun çözümü için yapılan zirvede, çözüm konusunda son aşamaya gelindiğini, tüm konularda uzlaşıya varıldığını ve Türkiye, Yunanistan ve İngiltere başkan veya başbakanlarının imza için hazır olduklarını, orada olan hemen hemen tüm yetkililer ifade etmişlerdir.
Nicos Anastasiades’in zirveyi terk etmesine neden olan “güvenlik ve garantilerle, adada bulunan Türk ordusunun çekilmesine yönelik zamanlama” konusu uzlaşılmayan tek konuydu.
Farkındaysanız bu sorun, iki toplumu aşan ve NATO’nun aynen 1960’ta olduğu gibi karar vermesi gereken bir konudur.
Burada Türkiye de tek başına karar verecek yetkiye sahip değildir. Çünkü Türk ordusu adada NATO’nun izniyle bulunmaktadır.
Bu gerçekler ortada dururken, Crans Montana Zirvesi’nde sonuç alınamamasının esas sebebinin eşref saatin gelmemesinde aramak gerektiğini düşünenlerdenim.
2017 yılında ABD, İngiltere, Fransa, İsrail, Yunanistan, Mısır ve Kıbrıs Cumhuriyeti savunma konularını da içeren bir antlaşmaya imza koydular.
Antlaşmanın taraflarına bakıldığında doğu Akdeniz’deki doğal enerji kaynaklarının çıkarılması imtiyazını alan uluslararası şirketlerin doğrudan temsil eden bazı devletleri taraf olduğunu görürüz.
Bu tabloda eksik olan bir tek Türkiye’dir. Ne ilginçtir ki, bu antlaşmadan birkaç yıl sonra “Mavi Vatan Doktrini” olarak sunulan ve doğu Akdeniz’de hak sahibi olduğunu ileri sürerek saldırgan bir şekilde petrol ve doğal gaz aramalarını engellemeye çalışan veya kendi de arama yapan Türkiye, hiçbir açıklama yapmadan, bir anda bundan vazgeçmiştir.
Türk savaş gemileri üslerine çekilmiş, Petrol ve doğal gaz arama gemileri de bölgeden çekilerek, bin bir zorlukla Karadeniz’e gönderilmişlerdir.
Yakın coğrafyamızdaki gelişmelere baktığımızda Azerbaycan- Ermenistan Savaşı’nın küresel güçlerin etkisiyle bitirildiğini, İran ve Rusya’nın bölgedeki etkisinin kırıldığını, Irak, Suriye ve Türkiye’yi kapsayan bir Kürt siyasi yapılanmasının şekillendiğini, İsrail–Filistin arasında kangrenleşen Gazze konusunun İsrail’in soykırıma varan saldırısı ile sonlandırıldığını görmekteyiz.
ABD Başkanı Donald Trump’ın yakın arkadaşı ve Türkiye büyükelçisi Tom Barrack’ın dediği gibi 1915’te İngiliz ve Fransızlar’ın Skyes – Picot Antlaşması ile dini inançları, etnik farklılıkları ve yerel yönetimleri dikkate almadan cetvelle çizerek oluşturdukları devletlerin sınırları, şimdi yeniden belirlenmektedir.
Kürt sorununu çözme konusunda Türkiye’de “Barış Süreci “adı altında devam eden çalışmalar da aslında bu konu ile yakından ilgilidir.
2000’li yılların başında ABD – İngiltere orjinli küresel güçler, Büyük Orta Doğu Projesi’ni hayata geçirmek için, Refah Partisi içinden ayarttıkları bir gruba Adalet ve Kalkınma Partisi’ni kurdurdular.
Bugün Türkiye’de iktidar olan Erdoğan – AKP Hükümeti küresel güçlere hizmet için orada tutularak desteklenmektedir.
Bu hizmet karşılığı, antidemokratik baskıcı uygulamalarına, rüşvet yolsuzluk ve usulsüzlüklerine hep göz yumulmaktaydı.
Erdoğan’ın, Washington’a yaptığı son ziyarette küresel güçlerin verdiği görevleri yerine getirmemesi masaya yatırılmış olacak ki, kadrolarının değiştirilmesi amacıyla, yolsuzluk, usulsüzlük, kara para aklama gerekçe gösterilerek tasfiye süreci başlatılmıştır.
Geçtiğimiz haftalarda uyuşturucu işine bulaşan sanatçısında, siyasetçisine bir tutuklama furyası yaşanmış, içinde bulunduğumuz hafta, sahte diploma satışı ve kara para aklama sürecinin en yaygın uygulaması “futbol” kulüpleriyle hakemlerin bahis konuları gündemi oluşturmuştur.
Ne ilginçtir ki, tam bir panik havasıyla AKP’nin şımarttığı, rüşvet ve usulsüzlüklerle servet sahibi olan kadrolarındaki bazı kişiler yurtdışına kaçmaya devam etmektedir.
Yüz milyarlarca dolar kara paranın aklandığı, sahte diploma satışı, insan ve organ kaçakçılığından tutun da her türlü kirli işin yapılandığı bir merkez durumunda olan Kıbrıs’ın kuzeyinin bu sürecin dışında tutulması mümkün değildir.
Zamanını dolduran Erdoğan–AKP iktidarı, kendi içinden sağcısından, solcusuna, herkesi kucaklayacak ve küresel güçlere hizmette kusur etmeyecek kadroları çıkarana kadar kendini yemeğe devam edecektir.
Taliban, Bin Ladin, İşid, Hamas ve birçok diktatör örneklerinde olduğu gibi “ABD tanrı gibidir. Yarattığını gün gelir geriye alır”
O gözünüzde çok büyüttüğünüz Erdoğan için, şairin de dediği gibi “haydi Abbas, vakit tamam” derken, Crans Montana’da görüşmelerin kopmasının temel sebebi olan şartların uygunluğu konusunun aşıldığı ve doğal gazın ticari satışının 2027 yılında olacağı gerçeği artık bilinmektedir.
Türkiye bile Rus gazından vazgeçme noktasına çekilerek, ABD’den alım yapmak için anlaşma imzalamıştır.
Bölgemizde olduğu gibi Türkiye’de de şartlar hızla değişmektedir. Bu gerçeklere bakıldığında Kıbrıs’ta “eşref saatin” geldiği görülecektir.
Ancak şunu da bilelim ki, bulunacak olan çözüm Kıbrıslıların çıkarlarını değil, dünyayı yöneten uluslararası sermayenin çıkarlarını gözetecektir.



