Beş Kıbrıslı Rum hasta ve yaşlı insan, işgal bölgesinde gözaltına alındı ve fiilen rehin tutuldu. İnsanlık onurunu zedeleyen bu olay, yalnızca hukuku değil, vicdanı da katletti.
Fakat bu çirkinlikten daha çarpıcı olan, Kıbrıs’ın kuzeyinde yıllardır “hak”, “adalet”, “barış” ve “insanlık” adına söz söyleyen kurumların, meslek örgütlerinin, avukatların, sivil toplum örgütlerinin, AB fonuyla şahlananların, siyasi partilerin, siyasi parti avukatlarının, muhalefet iddiası olanların ve “aydınların” içine düştüğü sessizliktir.
Neden hiç kimse, bu ağır hak ihlaline karşı sesini yükseltmedi?
Hasta ve yaşlılara reva görülen zorbalık değil de nedir bu? Türkiye, asker, maddi çıkarlar, itibar kaybetme korkusu hepinizi esir aldı, orasını anladık.
Bilin ki sırf bu sebepten dolayı bile size oy yok!
Her şeyi affedebiliriz ama bu konuyla ilgili sessizliğe bürünmek, bu adaya büyük bir ihanettir.
Sizi kınamaya, protesto etmeye yeter de artar bu suskunluk…
Rehin tutulan bu beş insana kendi topraklarında, ne gurur, ne huzur, ne de vicdan bıraktınız.
1974’te savaşta zorla evlerinden kovulan insanlara travma yenilemesi yapmaktan başka bir şey değildir bu.
Hangi hukuktan bahsediyorsunuz?
Savaş suçlarını meşrulaştırma hukukundan mı?
Siz, iktidar, muhalefet, aktivistler, sivil toplum örgütleri, AB fonlarından beslenenler… Hepsiniz utanmalısınız.
Bu insanları suçsuz yere rant elde etmek için zorla alıkoymak, yalnızca hukuki bir suç değil, aynı zamanda evrensel insanlık değerlerine meydan okumaktır.
Nerede Evrensel Hasta Hakları Derneği? Nerede insan hakları örgütleri? Uluslararası hasta hakları belgeleri, Dünya Sağlık Örgütü ilkeleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi… Nerede?
Hepsi, en kırılgan durumdaki bireylerin korunmasını emrederken siz ne yapıyorsunuz? Birkaç etkinlik
düzenlemekten ve bildiri yayınlamaktan başka?
Son bir kaç gündür Sosyal Medya’da birkaç paylaşıma denk geldim, ama başlangıçta 5 kişinin kefil olması dışında, BKP ve YKP dışında, iktidardan ve ‘baba’ muhalefetten duruşmalara giden olmadı…
İnsan Hakları Vakfı’ndan bir kişinin gittiği duyumunu alsak da, emin değiliz… Kayda değer bir ayaklanma yok.
Hiçbir avukat veya parti, örgüt, sendika sesini çıkarmadı…
Kıbrıs’ın kuzeyinde bu ilkeler kitaplarda tozlanmaya terk edilmiş, gerçek hayatta ise işkenceye sessizlik eşlik etmiştir. Derneklerin ve örgütlerin susturucu sessizliği hayret vericidir.
Beş hasta ve yaşlı Kıbrıslı Rumun tutuklanması karşısında bu kurumlardan tek bir basın açıklaması çıkmadı.
Ne bir dayanışma çağrısı, ne bir protesto, ne de sembolik mahkemeye bir ziyaret… Konuşması gereken ana ya da baba muhalefetten kimse konuşmuyor.
Kurumların varlık nedeni tam da böylesi anlarda sınanır. “Hasta hakları” derneği, adını aldığı hasta insanlara sahip çıkmazsa hangi varlık sebebiyle meşruiyet iddia edecektir?
“İnsan hakları” örgütleri, hangi yüzle uluslararası platformlarda konuşacaktır?
Hiyerarşik çalışıyor haklar belli ki… İşlerine gelenin hakları için en ön sıralarda diziliyorlar, işlerine gelmeyince de dillerini yutuyorlar, vicdan dersinden sınıfta kalıyorlar.
Siyasi partilerin avukatları nerede? Kuzeyde siyaset sahnesinde manzara karanlık. Sözüm ona barışçı, ilerici, demokrat olduklarını iddia eden partiler sus pus oldu.
Parti liderlerinden tek bir kınama gelmedi.
Sessizlik bir seçimdir. Bazıları “korktular” diyebilir, bazıları “siyasi dengeler” diyebilir. Ancak her gerekçe bahaneden ibarettir. Sessizlik, tarafsızlık değildir. Sessizlik, iktidarın yanında saf tutmaktır. Sessizlik, zulmü aklamaktır. Sessizlik, suça ortak olmaktır.
Bugün beş yaşlı ve hasta Kıbrıslı Rum rehin tutuluyorsa, yarın başka hastalar da, çocuklar da aynı akıbeti yaşayabilir. Sessizlik bu döngüyü besliyor, suistimalleri normalleştiriyor. Kıbrıs’ın kuzeyinde kurumlar, dernekler ve partiler “barış”, “dostluk”, “insanlık” kavramlarını dillerine pelesenk ediyor. Fakat gerçek barış, karşı tarafın da haklarını savunma cesareti gösterilebildiğinde anlamlıdır.
Gerçek insanlık, ötekinin acısını kendi acın gibi duyabildiğinde mümkündür. Hasta ve yaşlı insanlara uygulanan bu muameleyi görmezden gelmek, yalnızca Rumlara değil, tüm Kıbrıs toplumuna ihanet etmektir.
Bugün belki kimse konuşmuyor. Ama yarın bu olay tarihe yazılacak. Arşivler açıldığında, gazetelerin sayfaları çevrildiğinde, hangi kurumun, hangi partinin, hangi avukatın sessiz kaldığı görülecek.
“Bizim haberimiz yoktu” bahanesi işe yaramayacak. Manipülasyon teknikleriniz de çürüyecek.
Çünkü herkesin haberi vardı. Çünkü suskunluk, bilinçli bir tercihti.
Suskunluğun teşhirine başlamalıyız. Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşanan bu utanç verici olay, yalnızca beş kişinin değil, tüm toplumun aynasıdır. O aynaya baktığımızda gördüğümüz, hapisteki Rumların yüzü değil, kendi suskunluğumuzdur.
Bu sessizlik, bir toplumsal çürümenin işaretidir. Artık açıkça söylemek gerekiyor: İnsan haklarını yalnızca kendi işine gelenler için savunanlar, gerçekte insan haklarını savunmuyor; çıkarları insan haklarının maskesiyle pazarlıyor.
Gerçek bir hak savunusu, ötekinin de hakkını savunmayı gerektirir. Kuzeydeki kurumlar bu sınavı kaybetmiştir.
Tarihe not düşelim: Hasta ve yaşlı Kıbrıslı Rumların rehin tutulmasına karşı hiçbir sivil toplum örgütü, hiçbir siyasi parti, hiçbir avukat, hiçbir dernek sesini çıkarmadı. Ve bu sessizlik, en az işlenen suç kadar kirli, en az rehin tutmak kadar vahimdir.



