Bir süre önce sosyal medyada karşıma emekliye ayrılmış bazı siyasi liderlerle yapılmış röportajlar çıktı. Kim yaptı bu röportajları bilmiyorum ama günümüze ışık tutuyorlardı. Kısa videoları izlerken ilk dikkatimi çeken şey şu oldu: Görüşlerimiz ne kadar farklı olursa olsun, o liderlerde bir samimiyet vardı. Bir duruş… Ve bugünkü siyasi liderlerle kıyaslandığında, bu samimiyet insanın gözüne daha da çok çarpıyor.
O röportajlarda geçen hikâyelerden biri, bugünkü “sessizlik kültürünü” anlamak açısından özellikle çarpıcıydı: Kıbrıslı Türklerin “Port of Famagusta” mührüyle dünya ticaretine katılım hakkını nasıl kaybettiği…
O döneme kadar, Kıbrıslı Türkler bu mühürle ihracat yapabiliyordu. Ta ki İngiltere’de bir dava açılana kadar.
Alpay Durduran anlatıyor. İngiltere Hükümeti’nin açılan uluslararası davada savunma yapılması için “onların partisine kadar” ulaştığını söylüyor. Parti binasını ziyaret eden Ingiliz yetkililer, ‘Bir avukat gönderin, hukuki zeminde hakkınızı savunun’ demişler. Ama ne avukat gönderilmiş, ne de savunma yapılmış.
Sonuç? Belki de dünya ticaret tarihinin en önemli limanlarından biri olan Port of Famagusta, Kıbrıslı Türklerin yönetiminde kapısına zincir vurularak kapanmış. O gün bugündür de açılamamış.
Daha sonra Derviş Eroğlu konuşuyor. O da bu konuda yalnızca şu açıklamayla yetiniyor: “Bir arkadaşımızın ihmaliydi. Sonra o arkadaşı görevden aldık.”
Burada bir parantez açmak isterim: Alpay Durduran’a büyük saygı duyuyorum. Geçmişe dair yaptığı bu tür anlatılarla hem hatırlamamıza hem de anlamamıza yardımcı oluyor. Ama hiçbir zaman günlük siyasetin içine girip kimseye misyon yüklemiyor, polemik yaratmıyor. Tam da bu yüzden değerli.
Port of Famagusta hikâyesi aslında bugünün de hikâyesi. O dönemde bir hukuki fırsat kaçırıldı, sessizlik tercih edildi. Bugün ise, özellikle Annan Planı sonrası dış dünyayla bütünleşme konusunda elde edilen kazanımların birer birer unutulduğunu izliyoruz.
Ve maalesef aynı alışkanlık devam ediyor. Hukuka, demokrasiye ya da insan haklarına dair bir kriz yaşandığında, yine derin bir sessizlik…
Kuzey Kıbrıs’ta bir avukat tutuklandığında, CTP ve TDP cephesinden tek bir ses dahi çıkmadı.
Eğer bu tür kritik anlarda bile ses çıkmayacaksa, muhalefet ne işe yarar? Neden siyaset yapıyorlar? Bu sadece bireysel bir kariyer meselesi mi?



