17 Şubat 2026, Salı
13.8 C
Lefkoşa
iktibasFikret BaşkayaBüyük hırsızların ‘cumhuriyeti’ veya sefaletin ekonomi politiği… - Fikret Başkaya

Büyük hırsızların ‘cumhuriyeti’ veya sefaletin ekonomi politiği… – Fikret Başkaya

“Dünyada iki çeşit hırsız vardır: polis tarafından yakalanan küçük hırsızlar ve polis tarafından korunan büyük hırsızlar” Bertholt Brecht

“Kâr toplumun temeli ise, yıkım bir ilerleme olarak sunulur…” Anonim

Türkiye’de siyaset, bütçeyi, hazineyi ve herkesin olan, herkesin kullanımına sunulması gereken, toplumun tutkalı, birlikte yaşamanın vazgeçilmezi müştereklerin, ortak yaşam alanlarının ve kaynaklarının yağma ve talanıyla yol alıyor… Profesyonel politikacılar için de  bir zenginleşme aracı… Lâkin, geride kalan 23 yılda dinci AKP bütün rekorları kırdı… Nerdeyse yağmalanmamış, talan edilmemiş, kâr aracına dönüştürülmemiş, parayla alınıp-satılmayan pek bir şey kalmadı… Nefes almak dışında her şeyden vergi alınıyor ama kamu hizmetleri paralılaştırıldı, metalaştırıldı, şeyleştirildi,  birer kâr aracına dönüştürüldü, varlık nedenlerine yabancılaştırıldı… Ortak yaşam alanlarının ve kaynaklarının büyük hırsızlar tarafından gasp edildiği, kamu hizmeti denilenlerin de özelleştirildiği durumda devlet bir soyguncu çetesine dönüşüyor.

İmar, “ümrandan” türemedir, şenlendirme, bayındır hale getirme anlamındadır ama şimdilerde bir yağma, talan, yıkım aracı… Türkiye “yerli” ve yabancı sermayenin sömürüsüne sonuna kadar açılmış durumda…  Artık sermaye hiçbir engelle karşılaşmıyor… Kaldı ki, sermayenin yerlisiyle yabancısı arasında fark yoktur zira, sermayenin vatanı yoktur… Kapitalizm dahilinde “milli kapitalist” diye bir şey mümkün değildir… Nerede sömürü olanakları daha büyükse sermaye oradadır… Şimdilerde Türkiye ihaleye çıkarılmış bir ülke manzarası arz ediyor…

Müthiş bir potansiyele sahip bu ülkede insanlar neden yoksullukla-sefaletle cebelleşiyor?  Neden ezici çoğunluk insanca yaşam için gerekli olana ulaşamıyor? Eğer uzak gezegenden birinin yolu Türkiye’ye çıksaydı, herhalde “bu kadar akılsızlığı, bu kadar saçmalığı nasıl, becerdiniz” derdi… Üç tarafı deniz, bir de iç denize sahip, tarımın keşfedildiği, verimli topraklarında yaşam için gerekli olan her şeyin yetiştiği bu güzel ülkede insanlar neden  sağlığa uygun besinlere ulaşamıyor?

Bu dünyada insan yaşamı için vazgeçilmez olan ne varsa elimizden alındı. Hava zehirli, su kirli, toprak yorgun… Artık yediklerimiz hasta ediyor. Otların, ağaçların, çiçeklerin kokusunun yerini benzin, mazot kokusu, sessizliğin yerini arabaların gürültüsü aldı. Çocuklar ekmeğin AVM’lerde üretildiğini sanıyor, buğdaydan habersiz… Devasa kuleler, neon ışıklar göğü, ayı, yıldızları görünmez kılıyor, genç nesiller Çoban Yıldızı’nı bilmiyor. Beton ve asfalt insanların ayağını toprağa değdirmiyor. Hastane artık hastane olmaktan çıktı, bir ticarethaneye, kapitalist işletmeye dönüştü, misyonuna ve varlık nedenine yabancılaştı… Aşırı zenginlik artışına aşırı yoksulluk ve sefalet eşlik ediyor… Esasen kapitalizm dahilinde başka türlü olması mümkün değildir…

Bu çöküş tablosunun gerisinde ne var veya bu duruma nasıl gelindi? Neden bu kadar kolay yönetebiliyorlar, sömürüyorlar, ülke kaynaklarını yağmalıyorlar, talan ediyorlar? Bu durum doğrudan ‘yurttaş bilinci’ zaafıyla ilgili… Yurttaşın asgari tanımı, verdiği verginin hesabını sorabiliyor olmasıdır… İnsanların politik alana müdahalesi 4-5 yılda bir önlerine konan sandığa oy atmaktan ibaret ve kullanılan oyun da reel bir karşılığı yok! Temsilî demokrasi denilen de asında tuhaf bir sirk oyunu… Kitleleri aldatma-oyalama işlevi görüyor… ‘Seçilenler seçenleri temsil etmiyor… Aslında profesyonel politikacılar kendilerini seçtiriyorlar… Elbette bu kepazeliğin meşrulaştırılması, daha doğrusu ‘kabullenilmesinde’ diplomalıların (eğitimli kesimin) rolünü- ihanetini de gözden uzak tutmamak gerekiyor. Bu sefil düzeni ‘meşrulaştırıyorlar’ ve bir de onlara ‘aydın’ deniyor…İyi de o aydınlar kimi, nasıl aydınlatıyor? Türkiye’de köklü bir ‘entelektüel’ zaaf var… Aksi halde işler bu kadar sarpa sarar mıydı?

Artık verili siyaset tarzıyla devasa sorunlarla yüzleşmek mümkün değil… Vakitlice radikal bir paradigma değişikliğine ihtiyaç var… Kapitalizm sadece sosyal kötülükler (açlık, yoksulluk, işsizlik, sefalet, aşağılanma) peydahlamıyor, ekolojik yıkımı, iklim krizini de tetikliyor… Bu üzerinde durduğumuz zeminin aşınmasıdır… Bu ikili kötülükle de verili paradigma (kapitalizm) dahilinde başa çıkmak mümkün değildir. Velhasıl eski kafayla, bildik yöntem ve araçlarla yeni, farklı bir şey yapmak mümkün değil…

Geride kalan yüzyılda kitleler (emekçi halk çoğunluğu) hiçbir zaman siyasal sürece etkili müdahalede yapamadı… Fakat rejim de hiç bugünkü kadar zıvanadan çıkmamıştı… Bugün durum çok farklı. Zira, işgalci dilimizi konuşuyor… Dolayısıyla ne ile cebelleştiğini bilmek önemlidir denecektir. Zaten işlevsiz olan parlamento ‘alaturka başkanlık sistemine’ geçildiği 2017’den beri tamamıyla by/pass edilmiş durumda… Meclis’in işlevi Saray’a transfer edildi… Meclis Saray’ın sekretaryası durumunda… TBMM dahilinde siyaset yapmanın bir anlamı yok… Elbette az da olsa gerçek milletvekilleri var ama şeylerin seyri üzerinde etkili olmaları mümkün değil. Şu an itibariyle etik yok… Etik sınır demektir, potansiyel olarak yapılabilir olandan sakınmaktır… Ahlâk yok, hukuk yok, kural yok, ölçü yok… Böyle bir rejimin de asgarî düzeyde bile meşruiyet (rıza) üretme yeteneği yoktur… Gayri meşru olduğu için…

Ülke sorunlarına bu ölçüde yabancılaşmış bu dinci iktidar her şeye rağmen iktidarı bırakmak istemeyecektir… İki nedenle: Birincisi, ballı böreği bırakmak zor ve ikincisi, iktidardan uzaklaştırıldıklarında yargılanacaklar…

Böyle bir durum söz konusuyken, bu sefil süreçten muzdarip olan emekçi halk çoğunluğunun gereğini yapmasına bir engel yok… Eller ebet-müddet armut toplamak zorunda değil… Velhasıl ülkenin kaderi kitlelerin etkili mücadele yeteneğine indirgenmiş bulunuyor… Tabii kapitalizm dahilinde bir gelecek olmadığını da bilerek…

Diğer yazıları

‘Alaturka Faşizm’ veya şeylerin gerçeğiyle yüzleşebilmek… – Fikret Başkaya

‘Faşizm demokrasinin karşıtı değil, onun kriz zamanındaki evrimidir.’ Bertolt Brecht ‘Kapitalizme...

Kriz değil çöküş – Fikret Başkaya

‘İnsanlar tarihi yapar ama yaptıkları tarihi bilmezler.’ - Karl...

Terör ne, terörist kim? Kararı kim veriyor!… – Fikret Başkaya

‘Başlangıçta hiçbir şey bilmiyordunuz, inanırım… Sonra şüphelendiniz. Şimdi her...

Diplomalıların (eğitimlilerin) ihaneti… – Fikret Başkaya

“Radikal olmak sorunları kökeninde ele almaktır. İnsan için bu...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,993TakipçilerTakip Et
774AboneAbone Ol

Son eklenenler

‘Alaturka Faşizm’ veya şeylerin gerçeğiyle yüzleşebilmek… – Fikret Başkaya

‘Faşizm demokrasinin karşıtı değil, onun kriz zamanındaki evrimidir.’ Bertolt Brecht ‘Kapitalizme...

Orta güçler ittifakı yeni ‘üçüncü dünyacılık’ mı? – Ceren Ergenç

Dönüşen küresel dinamiklere ayak uydurmaya çalışan Avrupa’ya ayak uydurmaya...

Sömürgecilig Goşullarında EKTAM Direnişi – Halil Karapaşaoğlu

6 Şubad 2026 tarihinde DEV-İŞ’e bavlı EMEK-İŞ, EKTAM KIBRIS...

Bir Veda Konuşması ve Sanata Dair Bazı Düşünceler – Niyazi Kızılyürek

Kilisede takım elbisesiyle tabut içinde yatan adamın yanı başında...

Onlarca ifade, yüzlerce isim, milyonlarca belge, sıfır dava – Aras Coşkuntuncel

Temsilciler Meclisi Üyesi Jerry Nadler: Epstein’ın suç ortaklarından kaçını suçladınız?...

Başkanın tüm tarafları – Fehim Taştekin

Suriye Demokratik Güçlerinin (SDG) kontrolündeki stratejik manivela araçlarının neredeyse...

Tek seçenek reddetmek – Serdar M. Değirmencioğlu

Militarizmin, acımasızlığın ve utanmazlığın her gün ısrarla bütün dünyaya...

Laikliği sahiplenmek sınıfsaldır – Korkut Boratav

Sosyalist sol düşün üzerinde sahibi olduğu ağırlığı, küçük parlamento...

Canlı yayın