16 Şubat 2026, Pazartesi
18.8 C
Lefkoşa
Kıbrıs iktibasNidai MesutoğluDin bezirganlığından din tüccarlığına – Nidai Mesutoğlu

Din bezirganlığından din tüccarlığına – Nidai Mesutoğlu

Bezirgan sözcüğünü şimdiki nesil bilmez. Yaşı 60’ı aşmış olanlar belki hatırlar. Köylere haftanın belli günlerinde kumaş satmak için gelen kişilere denirdi. O zamanlar köylü elbiselik kumaş almak için bezirganın gelmesini beklerdi.

Şimdi bezirgan sözcüğü kullanılmaz çünkü şartlar değişti ve artık bu tür satıcılar köylere gitmiyor. Köylü tüm ihtiyacını karşılamak için kasabalardaki tüccarlara uğruyor.

“Dinin de bezirganlığı olur mu?” Diye sorabilirsiniz. Din öyle alınıp satılan bir mal mı? diye itiraz da edebilirsiniz.

Ünlü mizah yazarı Aziz Nesin’in bir sözü ile size yanıt vereyim: “Dünyadaki en karlı ticaret din tüccarlığıdır. Sermayesi YALAN müşterisi CAHİL’dir” demşti.

Elbette bu sözün doğruluğunu kabul etmeyebilirsiniz. Yaşamınız boyunca dini bilgileriniz çevrenizdeki kişilerden duyduklarınızla oluşmuştur. Yetiştirilme şekliniz önemlidir” Büyükleri dinleyeceksiniz. Onların sözünden çıkmayacaksınız” uyarıları beyinlere kazınınca her söylenileni de sorgusuz kabul etmek durumunda kalıyorsunuz.

İslam dini yaklaşık 1400 yıllık geçmişiyle ilk çıktığı gibi değil elbette. İslamiyet’i Kur’andan öğrenmek bir yana buna ek olarak yazılıp anlatılan hadislere de inanmak zorunda bırakılırsınız.

Türkler ne yazık ki İslam dinini anlamak konusunda en kötü durumda olan uluslardandır. İslamiyet’i kabul etmenin zorla mı yoksa gönüllü olarak mı olduğu tartışılmaktadır.

Neyse şu andaki yazının konusu bu değil. Türklerin şansızlığı İslam dininin kitabı olarak kabul edilen Kur ’anın kendi anadilinde öğrenilmesinin doğru olmadığı, İslam inancına göre Arapça okunması gerektiği şeklindedir. Arapça bilmeyen Türkler Arapça sesler çıkararak Kur’anı okumakta ve doğal olarak anlamamaktadırlar.

İbadet etmek için camilere giden insanlar okunan duaları sadece dinlemekte ve bir anlam çıkaramamaktadırlar. Buna karşın anlamış gibi “Amin” demektedirler.

Camilerde verilen vaazlar anadilde okunduğu için anlaşılmakta buna da çeşitli hurafeler ve doğruluğu kanıtlanmamış hadisler ekleyerek insanların beyinleri yıkanmaktadır.

Beyin yıkamanın en önemli yöntemi olarak din adamlarının cemaate: “Dinde sorgulama olmaz. İnançlı iseniz inanmak zorundasınız” demeleridir. Buna eklenen çeşitli kıssalar ile insanlar korkutulmaktadırlar. Böyle olunca da din adına söylenen her şey sorgusuz kabul edilir ve gereği yapılır.

Aziz Nesin’in söylediği sermaye işte burada devreye girer. “Yalan”. Kimse din adamının söylediklerini sorgulayamaz. Kesin olduğuna inanmak zorundadır.

Dini inançları siyaset arenasında kullanılması camilerdeki imamın söylediklerini miting meydanlarında söylenmesi gibidir. Başında sarığı sırtında cübbesi olmasa da yöntem aynıdır.

Dinin tüccarlığını yapan bu tür siyasetçiler elbette onların her söylediğine inanan cahillere ihtiyaç duymaktadırlar. Hem yaptıklarını hem de yapamadıklarını Allah’a yüklerler.

Madende ölümleri, depremdeki felaketi kadere bağlayarak işin içine Allahı koyarlar ve sorumluluktan kurtulurlar. Kurtulurlar diyorum çünkü onlar bu felaketlerin Allah tarafından bir ceza olarak verildiğine inandırılmışlardır.

Türkiye’de dini inançları siyasette sermaye olarak kullanan partilerin iktidara geldikten sonra bu egemenliklerini sürdürebilmek için daha çok cahil insanın yetiştirilmesi gerektiğini biliyorlar. Bunun başında da eğitim sistemi gelir.

Türkiye’de 22 yıllık Erdoğan liderliğindeki AKP iktidarının en başarılı olduğu konu cahil insan yetiştirmektir.

Cumhuriyetin üretime dönük tüm yatırımlarını yabancı sermayeye peşkeş çeken iktidarın üretimden anladığım sadece cahil insan üretmektir. İktidarda kalmalarının en belirleyici özelliği budur.

Ne yazık ki Türkiye’de din tüccarlığı yapanlar şimdilerde devlet yönetmektedirler.

Diğer yazıları

Osmanlı’nın son yıllarında Düyûn-ı Umûmiye ve Erdoğan’ın tutumu – Nidai Mesutoğlu

Sürekli duyduğumuz bir söz var: “Tarih tekerrürden ibarettir” Anlamı...

Erdoğan’ın Sisi ziyareti ve bir fıkra – Nidai Nesutoğlu

Sosyal medyada kullanıcıları büyük olasılıkla bu fıkrayı biliyorlar. Haber...

Kıbrıs Sorunu, Erdoğan ve Can Atalay – Nidai Mesutoğlu

Sol dünya görüşünü savunmak ulusal değil sınıfsal bir düşünceyi...

Nikos Hristodulidis’in paketi bireysel haklar verirken toplumsal haklardan söz etmiyor, en can alıcı nokta budur

Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis aylar önce duyurusunu yaptığı...

Yöneticilerin denetlenmesi engellenmemeli; denetim yoksa bilin ki çürüme başlamıştır – Nidai Mesutoğlu

Dürüst insanların özelliklerini saymak değil amacım. Google sorarsanız bu...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,995TakipçilerTakip Et
773AboneAbone Ol

Son eklenenler

Sömürgecilig Goşullarında EKTAM Direnişi – Halil Karapaşaoğlu

6 Şubad 2026 tarihinde DEV-İŞ’e bavlı EMEK-İŞ, EKTAM KIBRIS...

Bir Veda Konuşması ve Sanata Dair Bazı Düşünceler – Niyazi Kızılyürek

Kilisede takım elbisesiyle tabut içinde yatan adamın yanı başında...

Onlarca ifade, yüzlerce isim, milyonlarca belge, sıfır dava – Aras Coşkuntuncel

Temsilciler Meclisi Üyesi Jerry Nadler: Epstein’ın suç ortaklarından kaçını suçladınız?...

Başkanın tüm tarafları – Fehim Taştekin

Suriye Demokratik Güçlerinin (SDG) kontrolündeki stratejik manivela araçlarının neredeyse...

Tek seçenek reddetmek – Serdar M. Değirmencioğlu

Militarizmin, acımasızlığın ve utanmazlığın her gün ısrarla bütün dünyaya...

Laikliği sahiplenmek sınıfsaldır – Korkut Boratav

Sosyalist sol düşün üzerinde sahibi olduğu ağırlığı, küçük parlamento...

Çöp meselesi: Bir sınıf ve mekân rejimi – Ecehan Balta

Şehirlerin bir alışkanlığı var: Kirliliği görünmez kılmak. Çöp poşeti...

Silahlanmada Alman-Fransız rekabeti – Yücel Özdemir

Bundan yaklaşık dokuz yıl önce, temmuz 2017’de Almanya ve...

Canlı yayın