<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yeniçağ Gazetesi</title>
	<atom:link href="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 23 Feb 2012 07:03:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=</generator>
		<item>
		<title>Siyasal İslam’ın varlıksal açmazı &#8211; Ali Sarıtepe</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/23/siyasal-islamin-varliksal-acmazi-ali-saritepe/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/23/siyasal-islamin-varliksal-acmazi-ali-saritepe/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Feb 2012 07:03:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[ALİ SARITEPE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8994</guid>
		<description><![CDATA[AKP’nin hükümet olması süreciyle toplumsal meşruiyet hakkını elde etmek isteyen siyasal İslami cemaatler, dünden gelen; bugün ise erk güçleri üzerindeki, içindeki halleriyle kendilerinin de öğrenerek yaratmaya çalıştıkları yapısal hallerini, devlet karakteri haline getirme faaliyetleri. Türkiye İslami hareketleri, cemaatleri; örgütsel ya da toplu gruplar halinde bulunmalarına rağmen, hepsinin ortak paydası; İslamiyet’i Türk etnik kimliği ile olmazsa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>AKP’nin hükümet olması süreciyle toplumsal meşruiyet hakkını elde etmek isteyen siyasal İslami cemaatler, dünden gelen; bugün ise erk güçleri üzerindeki, içindeki halleriyle kendilerinin de öğrenerek yaratmaya çalıştıkları yapısal hallerini, devlet karakteri haline getirme faaliyetleri.</p>
<p>Türkiye İslami hareketleri, cemaatleri; örgütsel ya da toplu gruplar halinde bulunmalarına rağmen, hepsinin ortak paydası; İslamiyet’i Türk etnik kimliği ile olmazsa olmaz kadar bir arada tutmalarıdır. Dolayısıyla beslenme biçimleri ne olursa olsun, çıkardıkları sonuç İslamiyet ile Türklüğün iç içeliği halidir.</p>
<p>Bu yanıyla baktığımız da; geç ulus devlet olan TC’nin kuruluş örgütlenmeleri yapılırken, Diyanet İşleri Başkanlığı ile Genel Kurmay Başkanlığının aynı gün kabul edilip Resmi Gazetede yayınlanmasıyla geç ulus devlet oluşturması ile Türklük yaratılmaya çalışılarak, Hanefi mezhebiyle de İslami yorum tekeli yaratılarak; İslamiyet ve Türklük birbiriyle ayrılmaz hale getirilmiş olması, dün ve bugünün yürümelerinin ortak paydası da oldukları gerçekliğidir.</p>
<p>Devlet bu anlamıyla kendi kuruluş sürecini tamamlarken Müslüman ortak paydadan Türklük çıkarmayı yaparken, Müslümanlığın geniş ortak paydalığından da Hanefi mezhebinin anlamalarını da İslami din anlamalarına egemen kılmıştır.</p>
<p>Türkiye toplumunun birden fazla farkı toplum formlarından teşekkül olması, sadece kuruluş ilkelerinin gelmiş olduğu tıkanma halinin nedenleri değildir.</p>
<p>Bu temel sorundur ama geçmişi temsil eden bir sorundur.</p>
<p>Cemaatler partisi olan AKP’de İslamiyet ve Türklük kavramını birbirinden ayırmadan kullanması hali ile; geçmişten kendisine miras edilen açmazları devam ettirme kararlılığı ile ortak hallerinin, davalarının devamlılığıdır.</p>
<p>Toplumsal form farlılığına bugüne kadar uygulanan açık-kapalı baskı yöntemleriyle çözülememesi ve bu sorunun en canlı halde ortada durması ve kendisini siyaset diliyle de ifade etmesi, Türkiye siyasal İslam yapılanmaları, anlayışlarını kendilerini yeniden gözden geçirmeye kadar vardırmak üzeredir, zorundadır.</p>
<p>Türklük İslamiyetin ya da İslamiyet Türklüğün vazgeçilmezi değildir.</p>
<p>İslami din anlayışını benimseyen farklı kimlikler yapılı toplumların bolca da bulunması bunun en güzel halidir. Keza aynı etnik form içerisinde olmalarına rağmen farklı din anlayışlarını benimseyen toplumlar da vardır. Yakınlığı anlamından dolayı Gagavuz Türklerinin Hıristiyan dininden olması gibi.</p>
<p>Dolayısıyla da; kuruluş başlamasıyla birlikte tekleştirilmeye çalışılan ama Türkiye gerçekliğinin buna izin vermemesinin gösterdiği gibi Türkleşmeye Kürt nüfus toplamı; geniş anlamıyla aynı din ortak paydasına sahip olmaları, onların farkı bir toplum formu olmalarına, Kürt olma hallerine engel teşkil etmemiştir.</p>
<p>Bunun içindir ki; Türkiye’nin Kürt sorunu çözümlenmek isteniyorsa, hala egemen kılınmaya çalışılan İslamiyet-Türklük eşliği yanlışlığının Türkiye siyasi sınırlarının asla gerçekliği olmadığıdır.</p>
<p>Bugün cemaatler ittifakının ortak paydası haline getirilmiş olan Kürt sorununun, şiddet ve asimilasyon yoluyla halledilmesi; Türkiye sorunu olarak daha yakıcı bir hal almasından öte bir şey getirmeyeceğidir.</p>
<p>İslami siyasetçiler ve siyasi yapılanmaları; dinlerin, toplumlar üstü bir inanma, iman etme karakteri olduğunu, bunun için inanmalardan milli paydalar yaratmamak gerektiğini, siyaset tarzı olarak gündemlerini oluşturmak gerçekliği ile karşı karşıya gelmiş bulunmaktadırlar.</p>
<p>Bu yol alma iki ana kulvar ortaya çıkaracaktır.</p>
<p>Kürt sorununu demokrasi, etnik demokratizm kavrayışı içerisinde çözerek, çeyrek yüzyılı aşan birikmiş, tıkanmış, üst üste binmiş sorunların çözülmesine imkan yaratacaklardır.</p>
<p>Ya da:</p>
<p>İslamiyet-Türklük kavramlarını iç içe geçirme hallerini devam ettirerek; Türkiye sorunlarının çoğalarak devam etmesine, kan ve gözyaşlarından nehir yaratmaya devam edeceklerdir.</p>
<p>İnanma ve etnisite eşliği yaratmak:</p>
<p>Toplumu her alanda ama her alanda kör, sağır ve dilsiz hale getirmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/23/siyasal-islamin-varliksal-acmazi-ali-saritepe/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YKP Girne İlçe Kongresi gerçekleşti</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/21/ykp-girne-ilce-kongresi-gerceklesti/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/21/ykp-girne-ilce-kongresi-gerceklesti/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Feb 2012 08:14:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[bildiri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8987</guid>
		<description><![CDATA[YKP Girne İlçe Kongresi 20 Şubat, Pazartesi, saat 19:00’da, Dome Otel’de Toplantı Salonunda gerçekleştirildi ve yeni İlçe Yönetimi, İlçe Disiplin Kurulu ve İlçe Denetçileri seçildi]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-full wp-image-8988" title="girne ilçe kongresi 2012" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2012/02/girne_web.jpg" alt="" width="448" height="205" />YKP Girne İlçe Kongresi dün (20 Şubat, Pazartesi), saat 19:00’da, Dome Otel’de Toplantı Salonunda gerçekleştirildi ve yeni İlçe Yönetimi, İlçe Disiplin Kurulu ve İlçe Denetçileri seçildi.</p>
<p>Kongre Divan seçimi ile başladı. Divan Başkanlığına Emir Taşçıoğlu, yazmanlıklarına da Halil Sayın ve Rasıh Keskiner getirildi. Divan seçiminden sonra gündem geçildi ve gündem çerçevesinde Yürütme Kurulu adına Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı, örgütlenme, parti çalışmaları ve Olağan 11. Kurultay süreci ile ilgili bir konuşma yaptı.</p>
<p>Daha sonra organların seçimine geçildi. Divan tüm organlara yeter ve tam sayıda aday olduğunu belirterek, seçimsiz, üyelerin onayına sundu. Üyelerin oybirliği ile yeni İlçe Yönetimi belirlendi</p>
<p>Buna göre Girne İlçe Yönetim Kurulu’na Halil Sayın, Erkut Berkol, Salih Coşar, Altan Kanat ve Halil Şentuğ seçildi.</p>
<p>İlçe Disiplin Kurulu’na Seden Ekinci, Soner Ersen, Ahmet Osman Çelebi; İlçe Denetçiliğine de Mehmet Parlan ve Hüseyin Güven seçildi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/21/ykp-girne-ilce-kongresi-gerceklesti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BES grevi devam ediyor</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/20/bes-grevi-devam-ediyor/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/20/bes-grevi-devam-ediyor/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Feb 2012 15:57:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Emek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8976</guid>
		<description><![CDATA[BES Başkanı Savaş Bozat imzalı açıklama şöyle: Belediye Emekçileri Sendikası olarak Lefkoşa Türk Belediyesi’nde başlattığımız süresiz grevin 5.günü. 17-18 Şubat 2012 tarihlerinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığında yapılan görüşmelerden herhangi bir sonuç çıkmamıştır. Bugün sabah saatlerinde Sendikalar Mukayyiti tarafından saat 11.30’da KKTC Meclisinde toplantıya davet edildik. Yapılan toplantıya sendikamız adına 4 kişi işveren adına Belediye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img class="alignright size-medium wp-image-8941" title="BES" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2012/02/BES-300x195.jpg" alt="" width="300" height="195" />BES Başkanı Savaş Bozat imzalı açıklama şöyle:</strong></p>
<p>Belediye Emekçileri Sendikası olarak Lefkoşa Türk Belediyesi’nde başlattığımız süresiz grevin 5.günü.</p>
<p>17-18 Şubat 2012 tarihlerinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığında yapılan görüşmelerden herhangi bir sonuç çıkmamıştır.</p>
<p>Bugün sabah saatlerinde Sendikalar Mukayyiti tarafından saat 11.30’da KKTC Meclisinde toplantıya davet edildik.</p>
<p>Yapılan toplantıya sendikamız adına 4 kişi işveren adına Belediye Başkanı ve 5 Meclis üyesi katılırken toplantıya İçişleri ve Yerel Yönetimler Bakanı Nazım Çavuşoğlu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Şerife Ünverdi başkanlık ettiler.</p>
<p>Saat 14.35 sularında toplantıya Başkanlık eden 2 Bakanımıza yazılı olarak sunulan grev kaldırma nedenlerimizi kamuoyu ile paylaşmak istiyoruz.</p>
<ol start="1">
<li>Personel maaşlarının gününde ödenmesi konusunda pazarlığa kapalı olduğumuzu bildirdik.</li>
<li>Sosyal Sigorta ve İhtiyat Sandığı yatırımlarının ancak devlet garantisi ile taksitlendirilip düzenli yatırılması gerektiğini bildirdik.</li>
<li>Belediye hizmet şemasının oluşturulup sözkonusu kişilere görevlendirme yazılarının verilmesinin şart olduğunu bildirdik.</li>
<li>Toplu İş Sözleşmesi’nde 1 Ocak 2012 tarihinden itibaren yararlanması gereken mağdur üyelerimizin de alacaklarının Ocak ayında ödenmeyen kısmının da üyelerimize ödenmesini bildirdik.</li>
<li>Mevcut Belediye kadrosu ile Lefkoşa surlariçi temizliğinin kolaylıkla yapılabileceğine inanarak söz konusu ihalenin İçişleri ve Yerel Yönetimler Bakanlığı tarafından iptal edilmesini bildirdik.</li>
<li>9 Şubat 2012 tarihinde yapılan uyarı grevine katıldı diye ayni gün hakkında disiplin soruşturması açılan üyemizin yasalara aykırı olduğunu söylerek derhal geri çekilmesi gerektiğini bildirdik.</li>
<li>Grev süresince işbaşı yapmayan üyelerimizin maaşlarından kesinti yapılmamasını, eğer yapılırsa aylık maaşlarımızı gününde ödemeyen Belediye Başkanı ve İdaresi hakkında yasal faizleri ile ödenmesi için dava açacağımızı bildirdik.</li>
</ol>
<p>Takdir kamuoyunun olup haksız bir talebimiz varsa hemen geri çekmeye hazırız.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/20/bes-grevi-devam-ediyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“NETANYAHU’YU KIBRIS’TA İSTEMİYORUZ! FİLİSTİN HALKININ KATİLLERİYLE İTTİFAKA HAYIR!”</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/20/netanyahuyu-kibrista-istemiyoruz-filistin-halkinin-katilleriyle-ittifaka-hayir/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/20/netanyahuyu-kibrista-istemiyoruz-filistin-halkinin-katilleriyle-ittifaka-hayir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Feb 2012 13:16:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Toplumsal Hareket]]></category>
		<category><![CDATA[YKP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8973</guid>
		<description><![CDATA[Yeni Kıbrıs Partisi (YKP), Baraka Kültür Merkezi, İşçi Demokrasisi (Workers Democracy), Kıbrıs’taki Filistinli ve Suriyeli Devrimciler imzasıyla yayınlanan bildiride, İsrail Başbakanı Netanyahu'nun Güney Kıbrıs ziyareti protesto edildi]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-medium wp-image-8974" title="benjamin_netanyahu" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2012/02/benjamin_netanyahu-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" />Yeni Kıbrıs Partisi (YKP), Baraka Kültür Merkezi, İşçi Demokrasisi (Workers Democracy), Kıbrıs’taki Filistinli ve Suriyeli Devrimciler imzasıyla yayınlanan bildiride, İsrail Başbakanı Netanyahu&#8217;nun Güney Kıbrıs ziyareti protesto edildi. Açıklama şöyle:<strong></strong></p>
<p>Sağ görüşlü İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu resmi bir ziyaret için 16 Şubat’ta Kıbrıs’a geldi. Bu ziyaret; Netanyahu’nun, elinde yüzlerce masum Filistinli’nin kanını taşıdığını unutmayan her demokratın sorgulaması gereken bir durumdur.</p>
<p>Netanyahu hükümeti ve İsrail devleti genel olarak masum Filistinlileri tutuklamaya, öldürmeye ve onlara işkence etmeye devam ediyor. Gazze ablukası sürerken, masum Filistinliler evlerinden zorla tahliye ediliyor, Batı Şeria’daki işgal ve İsrail yerleşimi tüm hızıyla devam ediyor.</p>
<p>Katil İsrail devleti şimdi de, ABD ve AB’nin desteği ile İran’la gerilimi tırmandırıyor. Yunanistan, Kıbrıs ve İsrail ekseni, sadece kendi çıkarlarını düşünen bu üç ülkenin egemenleri için stratejik öneme sahip. ABD de kendi çıkarlarıyla örtüştüğü sürece bu işbirliğini destekleyecektir. Bu, açıkça İsrail’in sınırlarının Baf ve Pire’ye kadar genişleyeceği anlamına gelmektedir. Ayrıca, Yunanistan, İsrail ve Kıbrıs arasındaki işbirliği, bölgedeki çatışma ve gerilimleri de tetikleyecek, yeni savaş ve suçlara sebep olacaktır.</p>
<p>“Petrol İçin Kan Dökülmesine Hayır” diyerek ABD’nin Irak ve Afganistan’daki saldırılarını ya da İsrail’in Lübnan, Gazze ve Batı Şeria’daki işgallerini protesto etmek için; yüzlerce Kıbrıslı Elen, Kıbrıslı Türk, Filistinli, Iraklı ve Suriyeli göstericilerin İsrail ve ABD elçiliklerinin önlerinde toplanmasının üzerinden kısa bir süre geçti. Bizler biliyoruz ki; Netanyahu’ya tepkimizi dile getirirken, bazı kişiler de kırmızı halı üzerinde Netanyahu ile el sıkışarak ona hoşgeldin mesajları veriyorlardı. Ne yazık ki,  sabıka kaydı insanlık suçlarıyla dolu olan İsrail devleti ve onun başbakanı Netayahu’nun ziyaret programının gizli tutulması, bizleri ona alternatif bir karşılama yapmaktan alıkoydu.</p>
<p>Ancak Kıbrıslı Türk, Kıbrıslı Elen, Filistinli ve Suriyeli aktivistler olarak bizler, Doğu Akdeniz’de doğalgaz arama çalışması yapmak uğruna İsrail ile askeri ve jeopolitik anlaşmalara imza atan Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’nin ikiyüzlülüğünü kınıyoruz.</p>
<p>Özellikle Orta Doğu halklarının hakları için mücadelelerini yükselttiği bir dönemde bölgeyi yeni bir kan banyosuna dönüştürme tehditi yaratan Netanyahu’ya karşı yükselmesi gereken“Petrol İçin Kan Dökülmesine Hayır” sloganını Kıbrıs’ta haykırmanın zamanıdır.</p>
<p><strong>İSRAİL-YUNANİSTAN-KIBRIS İTTİFAKINA HAYIR!</strong></p>
<p><strong>YAŞASIN ÖZGÜR FİLİSTİN!</strong></p>
<p><strong>İRAN VE SURİYE ÜZERİNDEKİ EMPERYALİST MÜDAHALELERE HAYIR!</strong></p>
<p><strong>İRAN’A SALDIRIYA HAYIR!</strong></p>
<p>Yeni Kıbrıs Partisi (YKP)-Baraka Kültür Merkezi-İşçi Demokrasisi (Workers Democracy), Kıbrıs’taki Filistinli ve Suriyeli Devrimciler</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/20/netanyahuyu-kibrista-istemiyoruz-filistin-halkinin-katilleriyle-ittifaka-hayir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KTÖS ve KTOEÖS: mücadelemiz sürecek</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/20/ktos-ve-ktoeos-mucadelemiz-surecek/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/20/ktos-ve-ktoeos-mucadelemiz-surecek/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Feb 2012 13:06:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Emek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8979</guid>
		<description><![CDATA[KTÖS ve KTOEÖS, ayrı ayrı yaptıkları yazılı açıklamalarda,  mücadelelerini sürdüreceklerini belirtti. &#160; KTÖS KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil, açıklamasında, “Eğitimi siyasi rant aracı ve şov yapma yeri olarak gören Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanı, AKP’den aldığı talimatlarla çocuklarımızı kendi siyasi çıkarlarına alet etmektedir” dedi. Açıklamanın tamamı şöyle: Eğitimi siyasi rant aracı ve şov yapma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-full wp-image-7181" title="KTOS_KTOEOS" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2011/09/KTOS_KTOEOS.png" alt="" width="250" height="175" />KTÖS ve KTOEÖS, ayrı ayrı yaptıkları yazılı açıklamalarda,  mücadelelerini sürdüreceklerini belirtti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>KTÖS</strong></p>
<p>KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil, açıklamasında, “Eğitimi siyasi rant aracı ve şov yapma yeri olarak gören Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanı, AKP’den aldığı talimatlarla çocuklarımızı kendi siyasi çıkarlarına alet etmektedir” dedi. Açıklamanın tamamı şöyle:</p>
<p>Eğitimi siyasi rant aracı ve şov yapma yeri olarak gören Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanı, AKP’den aldığı talimatlarla çocuklarımızı kendi siyasi çıkarlarına alet etmektedir.</p>
<p>Devlet okullarının başta öğretmen eksiklerini bile tamamlamaktan aciz bir eğitim bakanlığı, laik eğitimi ortadan kaldıracak adımları atmaktan da geri durmamaktadır. Devlet okullarına para bulamadığı için yatırım yapamadığını söyleyen eğitim bakanı, külliye ve ilahiyat kolejleri için para bulabilmektedir. Atatürk ilkelerinden ve laiklikten hızla uzaklaşan, din tüccarı AKP’nin güdümündeki Türkiye’yi artık tarikatlar, şeyhler ve müritler idare etmektedir. Din tüccarları şimdi de adamızın kuzeyini hedef seçmişler, kukla yöneticilerimiz sayesinde Sünni islamı ve Arap kültürünü dayatmaktadırlar. Bu gerçekler ortada iken, Sn Dürüst şov yaparak, sandalyesini korumaya ve AKP’ye yağ çekmeğe devam etmektedir. Eğitimde kaliteden bahseden Sn. Dürüst, bir yandan tarikatların sözcülüğüne soyunurken diğer yandan ise kendi siyasi geleceğini garanti altına almak için partizanlığa devam etmektedir. İlkokullarımızda ihtiyaç olan geçici öğretmen alımlarında açıkça partizanlık yapılmaktadır. İlkokullarda müzik dersi verecek öğretmen yerine matematik öğretmeni, İngilizce dersi verecek öğretmen yerine psikolojik rehberlik mezunu öğretmen verecek kadar gözü partizanlıktan kararan Sn. Dürüst, ayrıca görev verdiği geçici öğretmenleri de kendi seçim bölgesi olan Güzelyurt’tan seçmektedir. Eğitimden anlamadığını Öğretmen Akademisi mezunlarını işsiz bırakarak fakat onların yerine kendi seçim bölgesinden farklı alanlarda eğitim almış ilkokul öğretmeni olmayanlara atayarak göstermektedir.</p>
<p>Sn. Dürüst bilmelidir ki, partizanlıkla, adam kayırmakla ve AKP’ye yağ çekerek eğitim olmaz. Tarikat sözcülüğü yapılarak da eğitim Bakanlığı yapılamaz. Sendikamız bu dayatmalara boyun eğmedi, eğmeyecektir. Sahte Atatürkçüler’in yakasına yapışmaya ve demokratik, parasız ve bilimsel eğitimi hayata geçirmek için mücadeleye devam edeceğimizi tekrardan duyururuz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>KTOEÖS</strong></p>
<p>KTOEÖS Başkanı Tahir Gökçebel ise, “Haspolat Meslek Lisesinde açılan, arkasından külliye ile ortaya konan politika masumane değil, buz dağının sadece görünen kısmıdır. Kıbrıs Türk Toplumuna yapılan ekonomik, siyasal, kültürel saldırıların devamı ve tamamlayıcısıdır. Sosyal dokunun ve eğitim felsefesinin değiştirilmek istenmesi, çağdaş, bilimsel, demokratik, laik, Atatürkçü, eşit, parasız eğitimin değiştirilmesi hamlesidir”  dedi.</p>
<p>Açıklamanın tamamı şöyle:</p>
<p>Haspolat Meslek Lisesinde açılan, arkasından külliye ile ortaya konan politika masumane değil, buz dağının sadece görünen kısmıdır. Kıbrıs Türk Toplumuna yapılan ekonomik, siyasal, kültürel saldırıların devamı ve tamamlayıcısıdır. Sosyal dokunun ve EĞİTİM FELSEFESİNİN değiştirilmek istenmesi, çağdaş, bilimsel, demokratik, laik, Atatürkçü, eşit, parasız eğitimin değiştirilmesi hamlesidir. Anayasanın, yasaların bir bir değiştirilmesi ile DEVLETİN ŞEKLİ, yapısı değiştirilmek istenmektedir. Özgürlükler ülkesi adamızda, her dine, mezhebe özgürlüğü olan bir yerde sadece SÜNNİ TAHAKKÜ’mü yaratma gayesi vardır. 18 yaşından küçük çocukları farklı anlayışlarda yurttaşlar yetiştirilmesi çalışması başlatılmıştır.</p>
<p>Din istismarlığı yapılmaktadır. Toplumu bölecek bir başlangıç yapılmıştır. Şimdi diğer tarikatlara/mezheplere de devlet eliyle okul açılması talebi hakkı doğmuştur. Sadece SÜNNİ islamı empoze eden zorunlu DİN DERSİNİN de tartışmaya açılması gerekmektedir. Bu adım ile cadı kazanının ateşine odun atılmıştır.</p>
<p>Yağma ve talanın devamı YEŞİL SERMAYE’ye toplumu kontrol altına alacağı yeni bir saha, yeni bir sömürü alanı açılmıştır. Bizim bildiğimiz zenginler, ölenler EVKAFA bağış yapmaktadır. Oysa kurdurulan ne idüğü belirsiz üç günlük vakıflara ülkemiz talan ettirilmektedir. Külliyeye, camiye bu ülkenin ihtiyacı yoktur.</p>
<p>Kıbrıs Türk Toplumunu, ümmet toplumundan çağdaş topluma dönüştürmek için yüz yıl mücadele verilmiştir. Dr. Fazıl Küçük de bu yolda büyük mücadele vermiştir. Oysa bugün ÜMMET toplumu yaratılmak istenmektedir. Ortada Kıbrıs Türk tarihine, kültürüne, din anlayışına, dokusuna ciddi bir saldırı vardır. Bunun adı nüfus politikaları ile birlikte ASİMİLASYON’dur. Toplum mühendisliği ile yeni bir devlet oluşturma çabası vardır. İhtiyaç oranında imam yetiştirilecekse ülkemizde bunun için ilahiyat fakülteleri açılmıştır. 18 yaşından sonra ihtiyaç oranında yetiştirilebilirdi. (İslamiyette hiyerarşi, ruhban sınıfı yoktur.)</p>
<p>Kumar, gazino, fuhuş, uyuşturucu adasından üniversiteler, tarikatlar, camiler, külliyeler yaratılmaya çalışılması tam bir TAKİYE’dir. Adada bu politikalarla çözümsüzlüğe oynanmakta, bir şeyler gizlenmektedir. Hükümet, Başbakan, Eğitim Bakanı alınan talimatları uygulayan birer KUKLA durumuna gelmiştir. Bakan, “Külliyeyi duymadım, öyle bir şey yok” dese de ortada Resmi Gazetede yayınlanmış Bakanlar Kurulu kararı vardır. Söylemini değiştirip külliyeye sahip çıkan Bakan kıvırmaya başlamıştır.</p>
<p>Kıbrıs Türk halkı bu rezalete sessiz kalmayacak, tüm gücüyle mücadele etmeye devam edecektir. Bu mücadele sadece Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikasının değil, tüm Kıbrıs Türk Halkının mücadelesidir. Seçilmişler artık kendine gelmeli, kimi temsil ettiğini unutmamalıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/20/ktos-ve-ktoeos-mucadelemiz-surecek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>EL-SEN: Hükümetin Bu Tavırları İle Her Şey Daha da Zor Olacak!</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/19/el-sen-hukumetin-bu-tavirlari-ile-her-sey-daha-da-zor-olacak/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/19/el-sen-hukumetin-bu-tavirlari-ile-her-sey-daha-da-zor-olacak/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Feb 2012 20:10:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Emek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8943</guid>
		<description><![CDATA[Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu Çalışanları Sendikası (El-Sen) Başkanı Tuluy Kalyoncu, Kıb-Tek’in kurtarılabilmesi için tek çarenin, kurumun süratle özerkleşmesi ve hükümetin ellerini kurumun üzerinden çekmesi olduğunu yineledi. Kalyoncu yaptığı yazılı açıklamada, Ekonomi ve Enerji Bakanı Sunat Atun’un yaptığı açıklamaları eleştirerek, Atun’u televizyonda canlı yayımlanacak, halka açık bir programda “KIB-TEK nasıl kurtulur “ konusunu tartışmaya çağırdı. Kalyoncu, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-3906" title="elsen" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2011/02/elsen.jpg" alt="" width="250" height="175" />Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu Çalışanları Sendikası (El-Sen) Başkanı Tuluy Kalyoncu, Kıb-Tek’in kurtarılabilmesi için tek çarenin, kurumun süratle özerkleşmesi ve hükümetin ellerini kurumun üzerinden çekmesi olduğunu yineledi.</p>
<p>Kalyoncu yaptığı yazılı açıklamada, Ekonomi ve Enerji Bakanı Sunat Atun’un yaptığı açıklamaları eleştirerek, Atun’u televizyonda canlı yayımlanacak, halka açık bir programda “KIB-TEK nasıl kurtulur “ konusunu tartışmaya çağırdı.</p>
<p>Kalyoncu, “Ülkemizde tek ciddi varlık olarak halkımızın elinde kalan KIB-TEK’in özelleşmesine karşı direnişimiz sonunda, Bakanlar Kurulu ile KIB-TEK’in özerkleşme temelinde mali ve idari yönden yeniden yapılandırılması için yasal çalışma başlatılması konusunda mutabık kalındı” dedi.</p>
<p>Konu ile ilgili açıklama şöyle:</p>
<p>Herhangi bir ülkede, ortalama yönetim ve demokrasinin bazı temel prensipleri vardır. Örneğin siyasetçiler, seçim zamanları vaatlerde bulunup daha sonra bunların bir kısmını yerine getirmezlerse, O koltuklarda oturmayı içlerine sindirmezler. Ya da demokratikleşmeden bahsedip ‘tedbirler aldık’ diyerek bazı hakları tek taraflı olarak budamaya koyulduklarında, bunun adına demokrasi demezler.</p>
<p>KIB-TEK konusuna bakalım. KIB-TEK’ten sorumlu Bakan, Başbakan, KIB-TEK Yönetim Kurulu Üyeleri ve diğer doğrudan veya dolaylı tüm ilgililer, zaman zaman çeşitli açıklamalarda bulunuyorlar. Bir gün; “KIB-TEK özelleştirilmeyecek” diyorlar. Ertesi günü; “kısmen özelleşecek” diyorlar. Bir gün; “AB norm ve standartlarına uyacağız” diyorlar.  Ertesi gün bu normları hiçe sayarak ‘garantili alım sözleşmeleri’ imzalama veya süre ve miktarını uzatma yoluna gidiyorlar. Bir yandan,  “serbest rekabet” diyorlar, öte yandan özel sektörü elektrikte tekel haline getirmek için her şeyi yapıyorlar.</p>
<p>Ülkemizde tek ciddi varlık olarak halkımızın elinde kalan KIB-TEK’in özelleşmesine karşı direnişimiz sonunda, Bakanlar Kurulu ile KIB-TEK’in ÖZERKLEŞME temelinde MALİ ve İDARİ yönden yeniden yapılandırılması için yasal çalışma başlatılması konusunda mutabık kalındı. Bu mutabakat, KKTC adına, KKTC’nin en üst yetkili yürütme makamı olan Başbakan ve Hükümeti adına bir mutabakatı ifade ediyor olması gerekir. Ortalama demokrasinin olduğu ülkelerde beklenenin aksine, hükümetin verdiği kararın yayımlandığı Resmi Gazete’nin mürekkebi kurumadan Sayın Sunat Atun’un, hiçbir şey olmamış, Bakanlar Kurulu’nun; KIB-TEK’in özerkleşmesine ilişkin kararı yokmuş gibi bir gazeteye verdiği mülakatı üzüntü ile okuduk. Üzüntümüzün nedeni, gerekirse yeniden meşru her yolla direnişe geçmekten çekincemiz olduğundan değildir. Üzüntümüz, Bakanlar Kurulu kararının, bu kararla doğrudan ilgili Bakan tarafından sanki kendi Başbakanı söz vermemiş ve kendi de böyle bir kararı imzalamamış gibi konuşmayı sürdürmesidir. Üzüntümüz, direnen çalışanların üzerine giderek, bizleri yıldırabileceğini sanan Yönetim Kurulu’nun, ilgili Bakan tarafından cesaretlendirilmesine olan inançtır. Sayın Bakanın AKSA’nın savunuculuğuna soyunması, AB normlarını yok sayması, kendi tercihidir. Ancak Bakanlar Kurulu kararını yok sayması hiçbir hukuk devletinde kabul göremez. Bu konuda Sayın Başbakana da görev düştüğünü düşünüyoruz. Sayın Başbakan gerekeni yapmalı, yeni bir kaos ortamı yaratılmasına yönelik çabaları engellemelidir.</p>
<p>Sayın Bakan’a açık teklifimizdir. KIB-TEK sizin görüş ve düşüncelerinizle kurtulamaz, tam tersine yok edilir. Halkımız, sizin görüş ve düşüncelerinizle ucuz, sürekli ve kaliteli enerji kullanamaz, tam tersine giderek daha da pahalılaşan bir enerji kullanmak zorunda kalır. KKTC Meclisi’nde kabul ettiğiniz af yasası ile KIB-TEK’in alacaklarını bir kalemde sildiniz. Oysa yapmanız gereken, af yoluna gidecek idi iseniz, bunun kaynağını devlet bütçesine koymanız idi. EL-SEN bilimsel verilerle karşınızda duruyor. Sizi, televizyon kanallarının canlı yayımlayacağı, halkımıza ve sorularına açık bir ortamda kamuoyumuz önünde KIB-TEK nasıl kurtulur ve sizin görüş ve önerilerinizle nasıl batırılırı tartışmaya davet ediyoruz.</p>
<p>Peşinen çaremizi söyleyelim. Çare kurumun süratle ÖZERKLEŞMESİ ve ellerinizi KIB-TEK’ten çekmenizdir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/19/el-sen-hukumetin-bu-tavirlari-ile-her-sey-daha-da-zor-olacak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lefkoşa&#8217;da greve devam kararı</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/19/lefkosada-greve-devam-karari/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/19/lefkosada-greve-devam-karari/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Feb 2012 13:53:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Emek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8940</guid>
		<description><![CDATA[Belediye Emekçileri Sendikası (BES), Lefkoşa Belediyesi’ndeki grev devam ederken, grevdeki temizlik şübesi çalışanlarının bu gece temizlik kampanyası düzenleyeceklerini açıkladı. Yazılı açıklamaısnda, “Lefkoşa Türk Belediyesi’ni içinden çıkılmaz duruma getiren; çalışanların maaşsız, sosyal güvencesiz ve kadrosuz çalıştırılmalarına göz yuman Cemal Bulutoğluları’nı göreve davet ederiz” diyen BES Başkanı Savaş Bozat, sendikanın bugünkü toplantısında greve devam kararının teyit edildiğini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-8941" title="BES" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2012/02/BES-300x195.jpg" alt="" width="300" height="195" />Belediye Emekçileri Sendikası (BES), Lefkoşa Belediyesi’ndeki grev devam ederken, grevdeki temizlik şübesi çalışanlarının bu gece temizlik kampanyası düzenleyeceklerini açıkladı.</p>
<p>Yazılı açıklamaısnda, “Lefkoşa Türk Belediyesi’ni içinden çıkılmaz duruma getiren; çalışanların maaşsız, sosyal güvencesiz ve kadrosuz çalıştırılmalarına göz yuman Cemal Bulutoğluları’nı göreve davet ederiz” diyen BES Başkanı Savaş Bozat, sendikanın bugünkü toplantısında greve devam kararının teyit edildiğini kaydetti.</p>
<p>Konu ile ilgili açıklama şöyle:</p>
<p>Lefkoşa halkına kesintisiz hizmet veren Lefkoşa Türk Belediyesi çalışanlarının haklı mücadelesini devam ettireceğiz.</p>
<p>Lefkoşa Türk Belediyesi’ni içinden çıkılmaz duruma getiren maaşsız, sosyal güvencesiz ve kadrosuz çalıştırılmalarına göz yuman Cemal Bulutoğluları’nı göreve davet ederiz.</p>
<p>Belediye Başkanı olarak ne Lefkoşa halkını ne de çalışanlarını hiçe sayan, değer vermeyen bu zihniyete örnek bir davranış olması açısından Belediye Emekçileri Sendikası Yönetim Kurulumuz 19 Şubat 2012 Pazar günü toplanarak greve devam kararını teyit ederken Lefkoşa halkının sağlığını tehdit eder duruma getiren çöplerin toplanması için temizlik şubesindeki üyelerimiz bugece itibarı ile çöp toplama kampanyası başlatacaktır.</p>
<p>Sendikamızın bu duyarlılığını yalnız çalışanların hak ve menfaatleri doğrultusunda değil, Lefkoşa halkının da sağlık durumunu düşünerek yapıyoruz.</p>
<p>Ayni duyarlılığı ve sağduyuyu Cemal Bulutoğluları’na örnek bir davranış olarak ispatlarken, kendisinden de yasalara ve altına imza koyduğu toplu iş sözleşmesine uymasını talep ederiz.</p>
<p>Sendikamızın Temizlik Şubesindeki üyelerimiz ile birlikte bugün başlatacağımız temizlik kampanyası için 19.2.12 saat 19.00’da Sanayi Atölyelere tüm basını davet ederiz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/19/lefkosada-greve-devam-karari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KTOEÖS: Çağdaş eğitime ÇADIRLARDA devam edilecek</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/19/ktoeos-cagdas-egitime-cadirlarda-devam-edilecek/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/19/ktoeos-cagdas-egitime-cadirlarda-devam-edilecek/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Feb 2012 11:26:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Emek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8947</guid>
		<description><![CDATA[Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS)’ün  Haspolat Meslek Lisesi’nde “ilahiyat alanı” açılmasına tepki olarak 3 aydan beri başlattığı grev devam ederken, “öğrencilerin mağdur olmaması için” grevdeki öğretmenler yarından itibaren çadırlarda ders vermeye başlayacak. TAK muhabirinin KTOEÖS Genel Sekreteri Mehmet Taşker’den aldığı bilgiye göre, eğitim amacıyla kurulan çadırlarda ısıtma dahil, eğitim/öğretime yönelik her tür olanak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-4478" title="KTOEOS" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2011/03/KTOEOS-Logo_w800-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" />Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS)’ün  Haspolat Meslek Lisesi’nde “ilahiyat alanı” açılmasına tepki olarak 3 aydan beri başlattığı grev devam ederken, “öğrencilerin mağdur olmaması için” grevdeki öğretmenler yarından itibaren çadırlarda ders vermeye başlayacak.</p>
<p>TAK muhabirinin KTOEÖS Genel Sekreteri Mehmet Taşker’den aldığı bilgiye göre, eğitim amacıyla kurulan çadırlarda ısıtma dahil, eğitim/öğretime yönelik her tür olanak hazırlandı.</p>
<p>Sendika, Haspolat Meslek Lisesi’nde yarın 08.30-12.30 saatleri arasında grev yapacak. Aynı gün grevdeki öğretmenler sendikanın kurduğu eğitim çadırında “eğitim programına uygun olarak” ders yapacak.</p>
<p>Sendika, konuyla ilgili olarak yarın saat 09.30’da eğitim çadırında basın toplantısı da düzenleyecek.</p>
<p>23 Kasım’dan beri Haspolat Meslek Lisesi’nde grevde olan KTOEÖS, “yetkililerin konuya duyarsız kalması” ve “öğrencilerin eğitimlerinin daha fazla aksamaması için” çadırda ders kararı almış; bunu da “utanç çadırı” olarak nitelemişti.</p>
<p>KTOEÖS, okul bahçesi dışına üzerlerine “Projeleri Yaptık, Çadırlara Geldik”, “Külliyede Eğitim Yapmaktansa Çadırı Tercih Ederiz” sloganlarıyla çadırda eğitime başlayacağını duyurmuştu.</p>
<p>GÖKÇEBEL</p>
<p>Öte yandan, KTOEÖS Başkanı Tahir Gökçebel konuyla ilgili olarak bugün yaptığı yazılı açıklamada, Haspolat Meslek Lisesi’nde ilahiyat alanının yasadışı olarak açıldığı görüşünü yineledi.</p>
<p>“Haspolat Meslek Lisesi’nde yasadışı olarak ilahiyat alanı açılmasına karşı başlatmış olduğumuz mücadelemiz sürmektedir”  diyen Gökçebel, Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanı Kemal Dürüst’ü “Tarikatların sözcüsü ve kollayıcısı” diye niteledi.</p>
<p>Açıklamada, Dürüst’ün yaşananları sessizce ve sorun yokmuş gibi beklediği ileri sürülerek, “Taşıma, kalma, öğretmen eksikliği, beslenme sorunları çözülen bir ayrıcalıklı zümre yaratılarak okula meslek öğrenmek için  kayıt yapan öğrencilerimiz terk edilmiştir. Eğitim Bakanlığının sebep olduğu ve aylardır devam eden kaos sadece bu öğrencilerimizin boynuna yıkılmıştır” denildi.</p>
<p>Konu ile ilgili açıklama şöyle:</p>
<p>Haspolat Meslek Liseinde yasadışı olarak ilahiyat alanı açılmansa karşı başlatmış olduğumuz mücadelemiz sürmektedir. Tarikatların sözcüsü ve kollayıcısı eğitim bakanlığı ise sesizce ve sorun yokmuş gibi beklemektedir. Taşıma, kalma, öğretmen eksikliği, beslenme sorunları çözülen bir kısım ayrıcalıklı zümre yaratılarak Okula Meslek öğrenmek için  kayıt yapan öğrencilerimiz terk edilmiştir. Eğitim Bakanlığının sebep olduğu ve aylardır devam eden kaos sadece bu öğrencilerimizin boynuna yıkılmıştır.</p>
<p>Külliye olayı ile yağma, talan ve yeşil sermayenin rolü ortaya çıkmıştır. UBP Hükümetinin ve Eğitim Bakanı’nın alınan talimatların dışına çıkmayacağı anlaşılmıştır. Çağdaş, bilimsel, laik, demokratik, Atatürkçü okullarımız ve eğitim felsefemiz koltuk uğruna terk edilmiştir. Okullarımızın Milli Eğitim Bakanı değil ÜMMET Eğitim Bakanı vardır. Cemaat ve bazı tarikat mensuplarına hizmette kusur etmeyen ÜMMET Eğitim Bakanlığı oluşmuştur.</p>
<p>Bu bakanlık kendi çocukları arasında ayrıcalıklı zümre yaratmış olmaktan sıkıntı duymamaktadır. Çocuklarına karşı sıkıntı ve sorumluluk duyan Öğretmenlerimiz grevde olmalarına rağmen, oluşturduğumuz çağdaş Eğitim çadırlarımızda 20.2.2012 Pazartesi tarihinden itibaren eğitim vermeye başlayacaktır. Sendikamıza bağlı öğretmenlerimiz  Okullarına ve Çocuklarına sahip çıkacaktır. Öğretmenlerimiz bir zümreye ayrıcalık tanınırken bir kısım çocuğumuzun yıl kaybetmelerine müsaade etmiyecek, fakat  çağdaş, bilimsel, demokratik, laik, parasız ve herkese eşit eğitim için mücadelesine sonuna kadar devam edecektir.</p>
<p>20.2.2012 Pazartesi günü Haspolat Meslek Lsesinde 8.30-12.30 saatleri arasında grev yapılacak, aynı zamanda Grevdeki Öğretmenlerimiz ÇADIR EĞİTİMİNE başlayacaktır. Konunun kamuoyuna daha net aktarılması için de aynı gün saat: 9.30 da KTOEÖS aynı yerde basın toplantısı yapacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/19/ktoeos-cagdas-egitime-cadirlarda-devam-edilecek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>VİDEO: &#8220;Askersiz Lefkoşa&#8221; 2012</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/19/video-askersiz-lefkosa-2012/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/19/video-askersiz-lefkosa-2012/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Feb 2012 10:25:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Videolar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8898</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/19/video-askersiz-lefkosa-2012/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YKP: ASKERSİZ LEFKOŞA MÜMKÜN! AMA HEMEN ŞİMDİ!</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/18/ykp-askersiz-lefkosa-mumkun-ama-hemen-simdi/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/18/ykp-askersiz-lefkosa-mumkun-ama-hemen-simdi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Feb 2012 15:16:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[bildiri]]></category>
		<category><![CDATA[manşet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8883</guid>
		<description><![CDATA[YKP'nin yaptığı çağrı çerçevesinde Askersiz Lefkoşa, askersiz Kıbrıs taleplerimizi bir kez daha sokakta ortaya koymak için bugün (18 Şubat 2011, Cumartesi) saat 14:30’da Ledra Palace trafik ışıklarında buluşulup Yiğitler Burcu’ndaki ateş-kes hattına yüründü… Eylemin paralelinde Lefkoşa’nın güneyinde de Eleftheria Meydanında buluşulup Baf Kapısı yakınındaki ateş-kes hattının diğer yanına yürüyüş yapıldı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<a href='http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/18/ykp-askersiz-lefkosa-mumkun-ama-hemen-simdi/askersizlefkosa_01/' title='askersizlefkosa_01'><img width="150" height="150" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2012/02/askersizlefkosa_01-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="askersizlefkosa_01" title="askersizlefkosa_01" /></a>
<a href='http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/18/ykp-askersiz-lefkosa-mumkun-ama-hemen-simdi/askersizlefkosa_02/' title='askersizlefkosa_02'><img width="150" height="150" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2012/02/askersizlefkosa_02-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="askersizlefkosa_02" title="askersizlefkosa_02" /></a>
<a href='http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/18/ykp-askersiz-lefkosa-mumkun-ama-hemen-simdi/askersizlefkosa_03/' title='askersizlefkosa_03'><img width="150" height="99" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2012/02/askersizlefkosa_03-e1329578095723-150x99.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="askersizlefkosa_03" title="askersizlefkosa_03" /></a>
<a href='http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/18/ykp-askersiz-lefkosa-mumkun-ama-hemen-simdi/askersizlefkosa_05/' title='askersizlefkosa_05'><img width="150" height="150" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2012/02/askersizlefkosa_05-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="askersizlefkosa_05" title="askersizlefkosa_05" /></a>
<a href='http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/18/ykp-askersiz-lefkosa-mumkun-ama-hemen-simdi/askersizlefkosa_06/' title='askersizlefkosa_06'><img width="150" height="150" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2012/02/askersizlefkosa_06-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="askersizlefkosa_06" title="askersizlefkosa_06" /></a>
<a href='http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/18/ykp-askersiz-lefkosa-mumkun-ama-hemen-simdi/askersizlefkosa_07/' title='askersizlefkosa_07'><img width="150" height="150" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2012/02/askersizlefkosa_07-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="askersizlefkosa_07" title="askersizlefkosa_07" /></a>
<a href='http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/18/ykp-askersiz-lefkosa-mumkun-ama-hemen-simdi/askersizlefkosa_08/' title='askersizlefkosa_08'><img width="150" height="150" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2012/02/askersizlefkosa_08-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="askersizlefkosa_08" title="askersizlefkosa_08" /></a>
<a href='http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/18/ykp-askersiz-lefkosa-mumkun-ama-hemen-simdi/askersizlefkosa_09/' title='askersizlefkosa_09'><img width="150" height="150" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2012/02/askersizlefkosa_09-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="askersizlefkosa_09" title="askersizlefkosa_09" /></a>
<a href='http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/18/ykp-askersiz-lefkosa-mumkun-ama-hemen-simdi/olympus-digital-camera-75/' title='OLYMPUS DIGITAL CAMERA'><img width="150" height="150" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2012/02/askersizlefkosa_10-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="OLYMPUS DIGITAL CAMERA" title="OLYMPUS DIGITAL CAMERA" /></a>
<a href='http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/18/ykp-askersiz-lefkosa-mumkun-ama-hemen-simdi/olympus-digital-camera-76/' title='OLYMPUS DIGITAL CAMERA'><img width="150" height="150" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2012/02/askersizlefkosa_04-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="OLYMPUS DIGITAL CAMERA" title="OLYMPUS DIGITAL CAMERA" /></a>

<p>YKP&#8217;nin yaptığı çağrı çerçevesinde Askersiz Lefkoşa, askersiz Kıbrıs taleplerimizi bir kez daha sokakta ortaya koymak için bugün (<strong>18 Şubat 2011, Cumartesi) </strong><strong>saat 14:30’da Ledra Palace trafik ışıklarında buluşulup</strong> Yiğitler Burcu’ndaki ateş-kes hattına yüründü… Eylemin paralelinde Lefkoşa’nın güneyinde de Eleftheria Meydanında buluşulup Baf Kapısı yakınındaki ateş-kes hattının diğer yanına yürüyüş yapıldı.</p>
<p>Saat 15:30 civarında Baf Kapısı yakınında ve Yiğitler Burcu üstünde karşılıklı toplanan eylemciler bir süre karşılıklı olarak anti-militarist ve Kıbrıs’ta barışı talep eden sloganlar attı.</p>
<p>Daha sonra basın açıklamaları yapıldı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Açıklama</span></strong></p>
<p><strong><em>YKP Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı tarafından kuzeydeki basın toplantısında okunan açıklama şöyle:</em></strong></p>
<p>Yeni Kıbrıs Partisi’nin “çözüme giden süreçte: askersiz Lefkoşa” başlığı ile Şubat 2006’da başlattığı kampanya, bugün kitlelerce tartışılan, siyasi partilerin gündemine girmiş, farklı kesimlerce kabul gören önemli bir noktaya geldi.</p>
<p>Biz, bu talebimiz sıcak tutmak ve mümkün kılmak için 2006’tan beri Şubat aylarında kitlesel basın açıklamalarımızla sokakta olduk, bu taleplerimizi kamuoyu ile sürekli paylaştık; bugün 7. kez sokaktayız!</p>
<p>Bugün bizimle, farklı kesimler birlikte… Ayrıca bizden bağımsız ama koordineli, Lefkoşa’nın güneyinde benzer bir etkinlik düzenleniyor ve paralel olarak, karşılıklı, bizi ayıran yıkılası duvara, ateşkes hattına karşı yürüyoruz… Dileğimiz, umudumuz, bizi ayıran yıkılası duvarlara, tel örgülere karşı daha yığınsal mücadelelerin gelişmesidir, bu yönde de çabalarımız devam edecek…</p>
<p>Çabalarımız önerdiğimiz kısa vadedeki bölgesel askersizleştirmeler yanında adanın <strong><span style="text-decoration: underline;">tümden</span></strong> askersizleştirilmesi için de sürdü, sürmeye da devam ediyoruz…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em><span style="text-decoration: underline;">Askersiz Lefkoşa talebi nedir?</span></em></strong></p>
<p><strong>Peki, bugün niçin yürüyoruz? Askeriz Lefkoşa ile ilgili talebimiz ne?</strong></p>
<p>6 sene önce yola çıkarken demiştik ki;</p>
<p><strong>“Lefkoşa’nın askersizleştirilmesi</strong>, tüm adanın askersizleştirilmesine giden yolda ilk ve önemli bir adım olacaktır. <strong>Lefkoşa’nın askersizleştirilmesi</strong> önce şehrin sonra adanın birleştirilmesine giden süreci başlatacaktır. <strong>Lefkoşa’nın askersizleştirilmesi</strong> ara bölgede kalan yüzlerce evin, işyerinin yeninden yaşam bulmasının fırsatını yaratacaktır. Bu bölge ortak çalışma alanlarına dönüştürülerek, Kıbrıs’ı ayıran hat, Kıbrıs’ı birleştiren mekânlara dönüştürülebilir.</p>
<p>Askersizleştirme bir zamanların önemli caddelerinin yeniden <strong>insanlaştırılmasına</strong> olanak sağlayacak, yeniden Baf Caddesi, Ermu Caddesi, Ledra ve Girne Caddesi ile buluşabilecek, kültürel değeri olan binalar yıkılmadan bir kez daha yaşam bulabilecek…</p>
<p><strong>Lefkoşa’nın askersizleştirilmesi</strong> çözüme giden süreçte yeni bir itme kuvveti yaratacak, toplumlararası güven ortamının oluşmasına ciddi yararı olacaktır. ‘İmkânsızlıkların’, mümkünlere dönüştürülebileceği ilk somut adım olacaktır <strong>Lefkoşa’nın askersizleştirilmesi</strong>…”</p>
<p>Bu düşüncelerle bu mücadeleyi ısrarla ve inatla 5 yıldır sürdürdük, sürdürmeye devam ediyoruz…</p>
<p><strong><em><span style="text-decoration: underline;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="text-decoration: underline;">Askersizleştirme için daha fazla mücadele</span></em></strong></p>
<p>Daha önce de söylediğimiz gibi çözümü giden süreçte askersizleştirme ve askersizleştirilen bölgelerin yeniden iskâna açılması, kısa vadede iki toplumlu ilişkiler açısından önemlidir. Maraşlıların, Maronitlerin yerleşim yerlerine dönmesi, ara bölgede kalan alanın yeniden canlandırılması çözüm sürecine kısa vadede önemli ivme katacaktır.</p>
<p>Bununla birlikte Kıbrıs adasındaki tüm askeri birliklerin silahlandırılması, silahların modernizasyonu, askeri bütçeleriyle, süren ateşkes halinin ve adadaki silahlı birliklerin durumunun yarattığı anomalliler acil ‘<strong>karşı –askeri</strong>’ düzenlemeleri gerekli kılmaktadır. Bu nedenle adaya silah girişinin hemen durdurulması ve askeri bütçelerin en kısa sürede sıfırlanacak şekilde kademeli olarak bugünden azaltılmaya başlaması önemlidir. Bunun yanında koşulsuz tüm tatbikat ve askeri törenler iptal edilmelidir…</p>
<p>Ayrıca Kıbrıslıların güvenlik, sivilleşme ve demokratikleşme talepleri ile askeri çözüm ve ihtiyaçlar çelişmektedir. Bu nedenle de askersizleştirme sivil yaşam, demokrasi için de önemlidir…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Bu taleplerimiz, imkansız ya da büyük sorunlar içeren talepler değildir… </span></strong></p>
<p><em>Bahsettiğimiz bölgelerdeki <strong><span style="text-decoration: underline;">tüm askeri birlikler</span></strong> 1 km’e çekilse;</em></p>
<ul>
<li><em>Lefkoşa askersizleşir, Ermu Caddesi yeniden canlanır, askeri barikatlarla tutsaklaşan çıkmaz sokaklara özgürlük gelir, Lefkoşa yeniden birleşme için önemli bir adım atar!</em></li>
<li><em>Maraş askersizleşir, 40 000 Kıbrıslının mülk sorunu çözülür, binlerce Kıbrıslı evlerine döner, Mağusa yeniden birleşme için önemli bir adım atar!</em></li>
<li><em>Karpashia (Karpaşa), Asomatos (Özhan) ve Ayia Marina (Gürpınar) köyleri askersizleşir, tüm Maronitler evlerine döner, Maronit toplumu yeniden birleşir…</em></li>
<li>Bu çabalar umudu canlandırır, Kıbrıs’ın yeniden birleşme için önemli adım atılmış olur…</li>
</ul>
<p><em> </em></p>
<p><strong><em><span style="text-decoration: underline;">Mücadeleye devam</span></em></strong></p>
<p>Duvarlar önündeki ilk eylemimizde, 2004 yılında Ledra Duvarı önüne yaptığımız eylemde, duvarı göstererek insanlık ayıbı olan bu ve benzeri tüm duvarları yıkmaya kararlıyız demiştik. Oradaki duvar gitti, ama birileri hala diğerlerini ayakta tutmak için direniyor, duvarlara, dikenli tellere umut bağlayıp, Kıbrıs’ı sonsuza kadar bölebileceklerini düşünüyorlar, var güçleri ile çapalıyorlar, bir kez daha “boşuna çırpınıyorsunuz, engelleyemeyeceksiniz” diyoruz… “<strong>Yolu yok, YIKACAĞIZ!</strong>” diyoruz!</p>
<p>Bu kez bu ayrım hattı üzerindeyiz ve Baf Kapısı hemen arkamızda… Eskilerin Victorya Sokağı diye bilinen sokağın yeninden Baf Kapısına bağlanabilmesi için geçiş noktası açılmasını hemen şimdi talep ediyoruz, açmayacaklarsa, bir kez daha vurguluyoruz ve yeniden “<strong>bu ve tüm duvarları, dikenli tellerden barikatları yıkmaya kararlıyız, boşuna çırpınmayın, engelleyemeyeceksiniz</strong>” diyoruz…</p>
<p><strong>Daha önce defalarca dediğimiz gibi; sözümüz var <span style="text-decoration: underline;">gelecek kuşaklara</span>, kararlıyız bizi ayıran bu ve tüm duvarları yıkacağız, onlara sınırsız, silahsız, askersiz, garantörsüz bir Kıbrıs bırakacağız…</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/18/ykp-askersiz-lefkosa-mumkun-ama-hemen-simdi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ASKERSİZ LEFKOŞA İÇİN BUGÜN SOKAKTAYIZ!</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/18/askersiz-lefkosa-icin-bugun-sokaktayiz/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/18/askersiz-lefkosa-icin-bugun-sokaktayiz/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Feb 2012 10:21:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[bildiri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8851</guid>
		<description><![CDATA[Yeni Kıbrıs Partisi 18 Şubat, Cumartesi gerçekleştireceği kitlesel basın açıklaması için tüm örgütlere ve halka çağrı yaptı. YKP, YKP Gençlik ve YKPfem imzalı çağrı şöyle: Yeni Kıbrıs Partisi’nin “çözüme giden süreçte: askersiz Lefkoşa” başlığı ile Şubat 2006’da başlattığı kampanya, bugün kitlelerce tartışılan, kabul gören önemli bir noktaya geldi. Kampanyanın altıncı yıldönümüne giderken yeniden diyoruz ki: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><img class="alignleft size-full wp-image-8809" title="askersiz2012" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2012/02/askersiz2012.jpg" alt="" width="317" height="448" />Yeni Kıbrıs Partisi 18 Şubat, Cumartesi gerçekleştireceği kitlesel basın açıklaması için tüm örgütlere ve halka çağrı yaptı. </em></strong></p>
<p><strong><em>YKP, YKP Gençlik ve YKPfem imzalı çağrı şöyle:</em></strong></p>
<p>Yeni Kıbrıs Partisi’nin “<em>çözüme giden süreçte: <strong>askersiz Lefkoşa</strong></em>” başlığı ile Şubat 2006’da başlattığı kampanya, bugün kitlelerce tartışılan, kabul gören önemli bir noktaya geldi.</p>
<p>Kampanyanın altıncı yıldönümüne giderken yeniden diyoruz ki:</p>
<p><strong>“HEMEN ŞİMDİ ASKERSİZ LEFKOŞA!”</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Askersiz Lefkoşa, askersiz Kıbrıs taleplerimizi bir kez daha sokakta ortaya koymak için <strong>18 Şubat 2012, Cumartesi saat 14:30’da Ledra Palace trafik ışıklarında buluşup</strong> bizi ayıran ateş-kes hattına yürüyeceğiz… Eylemin paralelinde Lefkoşa’nın güneyinde Eleftheria Meydanında buluşulup bizi ayıran ateş-kes hattının diğer yanına da yürüyüş olacak!</p>
<p>Anti-militarist mücadelede taraf olan tüm siyasi parti ve örgütleri aramızda görmeyi umuyoruz…</p>
<p>Tüm halkımızı bize katılmaya çağırıyoruz…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>ASKERSİZ LEFKOŞA, ASKERSİZ KIBRIS MÜMKÜN!</em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/18/askersiz-lefkosa-icin-bugun-sokaktayiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İSG Uzmanları Birliği:  “Tüm İnşaat Şantiyelerinde derhal İş Sağlığı ve Güvenliği önlemleri alınmalıdır”</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/18/isg-uzmanlari-birligi-tum-insaat-santiyelerinde-derhal-is-sagligi-ve-guvenligi-onlemleri-alinmalidir/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/18/isg-uzmanlari-birligi-tum-insaat-santiyelerinde-derhal-is-sagligi-ve-guvenligi-onlemleri-alinmalidir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Feb 2012 06:18:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Toplumsal Hareket]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8982</guid>
		<description><![CDATA[İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanları Birliği Geçici Yönetim Kurulu Başkanı Emir Taşcıoğlu, İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nın, inşaat şantiyeleri başta olmak üzere, iş risklerinin yüksek olduğu tüm işyerlerinde hemen uygulanmaya başlamasını talep etti, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nı da konuyla ilgili denetimleri ivedilikle başlatmaya davet etti. Taşcıoğlu yaptığı yazılı açıklamada, inşaat şantiyelerinde her türlü iş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-medium wp-image-8983" title="şantiye" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2012/02/şantiye-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" />İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanları Birliği Geçici Yönetim Kurulu Başkanı Emir Taşcıoğlu, İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nın, inşaat şantiyeleri başta olmak üzere, iş risklerinin yüksek olduğu tüm işyerlerinde hemen uygulanmaya başlamasını talep etti, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nı da konuyla ilgili denetimleri ivedilikle başlatmaya davet etti.</p>
<p>Taşcıoğlu yaptığı yazılı açıklamada, inşaat şantiyelerinde her türlü iş sağlığı ve güvenliği önlemini almanın yasal zorunluluk olduğunu da kaydetti.</p>
<p><strong>Konu ile ilgili açıklama şöyle:</strong></p>
<p>Basından öğrendiğimiz kadarıyla geçtiğimiz Perşembe günü, İskele’de yapılan Savcılık ve Mahkemeler binası inşaatında, yüksekte kalıp işi yapmakta olan 36 yaşındaki Abidin Özdemir adlı bir işçinin 12 metrelik asansör boşluğuna düşmesi suretiyle ciddi bir iş kazası meydana gelmiştir. Kaza sonucunda ağır yaralanıp hastaneye kaldırılan işçinin sağlık durumu hala daha ciddiyetini korumaktadır.</p>
<p>Yetkililerden elde edinilen bilgilere göre, medyada her gün reklamları yayınlanan büyük bir inşaat şirketinin müteahhitliğinde yapılan inşaatın şantiyesinde çalışanların güvenliğini yok sayarcasına gerek asansör kuyularına gerekse yüksekte çalışmaya yönelik herhangi bir iş sağlığı ve güvenliği önlemi alınmamıştır. Oysa inşaat şantiyelerinde her türlü iş sağlığı ve güvenliği önlemini almak yasal zorunluluktur.</p>
<p>İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanları Birliği olarak, yürürlükte olan 25/2008 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nın inşaat şantiyeleri başta olmak üzere iş risklerinin yüksek olduğu tüm işyerlerinde hemen uygulanmaya başlamasını ve bu uygulamanın etkin denetiminin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından ivedilikle yapılmasını talep ederiz.</p>
<p>Meydana gelen bu iş kazası sonucunda çalışanın hayati tehlikesi sürmekle birlikte; ilgili şirket de hem işgücü ve iş kaybına uğramış hem de diğer çalışanların moral durumlarından dolayı iş verimi azalmıştır. Bunun yanında olası tazminat kayıpları da potansiyel olarak durmaktadır. Diğer bir deyişle iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınmaması neticesinde olan bir iş kazası hem işçinin ve ailesinin, hem işin kendisinin hem de işverenin maddi manevi kayıplarına sebep olmakta, toplumsal servetimiz heba olmaktadır.</p>
<p>Meydana gelen iş kazasının ve sonuçlarının takipçisi olacağımızı belirtir, kamu ve özel tüm işyerlerini, bir an önce İş Sağlığı ve Güvenliği denetimlerini yaptırıp risk analiz raporlarını hazırlatmaya ve ilgili bakanlığı da etkin iş sağlığı ve güvenliği denetimlerini başlatmaya çağırırız.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/18/isg-uzmanlari-birligi-tum-insaat-santiyelerinde-derhal-is-sagligi-ve-guvenligi-onlemleri-alinmalidir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KIBRISLI RUM BASIN ÖZETLERİ 17/02/2012</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/17/kibrisli-rum-basin-ozetleri-17022012/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/17/kibrisli-rum-basin-ozetleri-17022012/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Feb 2012 20:42:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıbrıslı Rum Basın Özetleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8950</guid>
		<description><![CDATA[FİLELEFTEROS gazetesinin bugünkü ana haberi İsrail Başbakanı Netenyahu’nun dün Lefkoşa’da gerçekleştirdiği temaslar. Gazeteye göre, Kıbrıs ile İsrail arasındaki işbirliğini daha geliştirme amacıyla gerçekleştirilen İsrail Başbakanı Netenyahu’nun bir günlük Lefkoşa ziyareti sırasında önemli adımlar atıldı. Birinci önemli adım araştırma ve kurtarma alanında imzalanan işbirliği anlaşması oldu. Bu anlaşma ile Kıbrıs Cumhuriyeti’nin güney deniz bölgesindeki ciddi bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img class="alignright size-full wp-image-7205" title="RB" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2011/09/rb.jpg" alt="" width="288" height="192" />FİLELEFTEROS</strong> gazetesinin bugünkü ana haberi İsrail Başbakanı Netenyahu’nun dün Lefkoşa’da gerçekleştirdiği temaslar. Gazeteye göre, Kıbrıs ile İsrail arasındaki işbirliğini daha geliştirme amacıyla gerçekleştirilen İsrail Başbakanı Netenyahu’nun bir günlük Lefkoşa ziyareti sırasında önemli adımlar atıldı. Birinci önemli adım araştırma ve kurtarma alanında imzalanan işbirliği anlaşması oldu. Bu anlaşma ile Kıbrıs Cumhuriyeti’nin güney deniz bölgesindeki ciddi bir boşluk kapatıldı. Bu anlaşma enerji alanındaki araştırmalar için de önemli güvenlik koşulları yaratıyor. İkinci önemli adım ise sonuçları önümüzdeki iki ay içinde ortaya çıkacak olan doğal gazın kullanımına ilişkin olarak atıldı. Bu çerçevede iki ülke münhasır ekonomik bölgelerinde bulunan yatakları birlikte değerlendirecekler. Buna paralel olarak, karada istasyon yapımında ve gazın gerek Avrupa’ya gerekse Asya’ya taşınması konularında birlikte ilerleyecekler. Bu arada gerek Cumhurbaşkanı Hristofyas gerekse İsrail Başbakanı Netenyahu savunma alanında işbirliği konusuna herhangi bir atıfta bulunmaktan kaçındılar. İsrail ile Kıbrıs arasındaki işbirliğinin herhangi bir başkasına yönelmediğini vurguladılar. Her iki ülkeyi de karşılıklı olarak ilgilendiren Türkiye’nin son tehditleri iki ülke liderinin ele aldıkları konulardan biri oldu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gazetenin diğer haberlerinden bazıları</strong></p>
<p>-       NATO Genel Sekreteri Rasmusen yaptığı bir açıklamada var olan planların iki tarafın kabul edebilecekleri kadar yakın olduğunu söyledi ve Kıbrıs sorununa dâhil olan tüm çevrelere Kıbrıs sorununa Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında bir çözüm bulunması için her tür uğraşıyı ortaya koymaları çağrısında bulundu. Rasmusen bu arada Kıbrıs sorununda çözümsüzlüğün Avrupa Birliği-NATO ilişkilerinde sorun yarattığına da dikkat çekti.</p>
<p>-       Avrupa Birliği Komisyonu Kıbrıs sorununda temel yanlarda yakınlaşma sağlanamaması durumunda uluslararası konferansın yapılmayacağı görüşünde. Ayrıca Kıbrıs sorununda bir sorumluluk yükleme oyunu oynandığı görüşü de var. Bu görüşleri Avrupa Parlamentosu’nun Kıbrıslıtürklerle temas grubuyla basına olarak kapalı yaptığı toplantıda Avrupa Komisyonu Başkanı’nın Kıbrıs özel temsilcisi Horge Sezar Neves dile getirdi. Alınan haberlere göre, Neves Kıbrıs sorunun çözümü için karar alma saatinin geldiğine işaret etti ve bu noktada siyasi irade konusunu gündeme getirdi. Sorumluluk yükleme konusunda bir oyunun gelişme halinde olduğu görüşünü de ileri sürerek, Greentree 2 görüşmelesinde çok ilerleme olmadığını ifade etti. Olası bir çözümün iki tarafın tüm beklentilerine yanıt vermeyeceğini de söylerken yönetim konusunda tarafların yakın olduğunu ancak bu konunun da ağırlıklı oy konusuna takılıp kaldığını dile getirdi. Neves yerleşikler konunda ise bu konunun siyasi bir konu olduğunu söylemekle yetindi. Kıbrıs sorunun çözümüne Brüksel’in katkıda bulunma kararlılığını da dile getirdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>POLİTİS</strong> gazetesinin bugünkü ana haberi “Kıbrıs ile İsrail egemenlik haklarını savunmak için ortak siyasi strateji belirledi. Tehditlere karşı egemenlik işbirliği” başlığı altında İsrail Başbakanı Netenyahu’nun Kıbrıs ziyareti. Gazeteye göre, Kıbrıs ile İsrail dün ilişkilerinde yeni bir sayfa açtılar. Kıbrıs’ın münhasır ekonomik bölgesini Türkiye’nin kabul etmediği görüşünü ortaya koyduğu bir anda, Kıbrıs’ı ziyaret eden ilk İsrail Başbakanı olan Netenyahu ülkesiyle ile Kıbrıs arasında siyasi bir ittifak oluşturdu. İki ülke bölgede barış ve istikrarın korunması amacıyla siyasi düzeyde çalışmalarını koordine etme kararı aldı. Aynı esnada Türkiye ise Kıbrıs’ın 12. parseli yakınlarında askeri bir tatbikatın hazırlığı içerisindeydi.  bu süreçte İsrail’in başta Amerika Birleşik Devletleri’nde olmak üzere genel olarak uluslararası alanda var olan etkinliğine Lefkoşa’nın yatırım yaptığı görülüyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Gazetenin diğer haberlerinden bazıları</strong></p>
<p>-       Çalışma Bakanlığı inşaat sektöründe çalışma barışı için girişim üstleniyor. Çalışma Bakanı Sotirula Haralambus dün ilgili taraflarla ayrı ayrı görüştü. Bakanın arabuluculuk girişiminin bugün gideceği Brüksel’den döndükten sonra gelecek hafta içerisinde doruk noktasına ulaşması bekleniyor. Elde edilen bilgilere göre, Çalışma Bakanı dünkü görüşmeleri sırasında kartlarını açmadı. 2010 yılında sona eren toplu sözleşmelerin yenilenmesine yönelik olarak, yeni arabuluculuk önerileri ortaya koyma konusunda herhangi bir zemin arayışına da girmedi. Bununla birlikte taraflar Bakan’ın masaya yeni öneriler koyacağı düşüncesi ve beklentisi içerisinde. Bu arada bu iş kolunda işverenlerin hayat pahalığı ödeneğini ödememede ısrar etmeleri durumunda sendikalar yeni grevlere gitmede kararlı görünüyorlar.</p>
<p>-       Limasol’da karnaval heyecanı başladı. Dün akşam saatlerinde yağan yağmur dahi Limasolluların bu konudaki çoşkusunu etkilemedi. Yağmura rağmen yüzlerce kişi karnaval yürüyüşüne katıldı Limasol’da karnaval heyecanı dün çok erken saatlerde başladı. Sabah saatlerinde mağaza önlerinde mangallar yakılıp akşama hazırlıklar yapıldı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>SİMERİNİ </strong>gazetesinin bugünkü ana haberi İsrail Başbakanı Netenyahu’nun bu gazeteye ve SİGMA televizyon kanalına verdiği özel röportaj. Gazeteye göre, İsrail Başbakanı Netenyahu bu röportajında Kıbrıs ile İsrail arasındaki işbirliğini doğal ve ortak değerlere ve ortak çıkarlara dayalı bir işbirliği olarak niteledi. “Görünür hale gelen, su yüzüne çıkan pek çok ortak çıkarımız var” dedi ve devamla da “şimdi bunları sudan çıkarmamız pazara ihraç etmemiz gerekiyor” diye ekledi. Netanyahu Avrupa’ya ve belki de Asya’ya da doğal gaz sağlanması yönündeki talebe işaret etti. Bunun bulunacak doğal gaza bağlı olduğunu söyledi. Bir adım daha atarak “tüm bunlara ya alıcı olarak, ya yatırımcı olarak ya da her ikisini de yaparak katılacak ve yatırım yapacak önemli ülkelerin var olması iyi olacaktır” dedi. Türkiye’nin bölgenin büyük ağabeyi rolüne soyunma uğraşılarına ilişkin bir soruya karşı da anlamlı bir biçimde “ bir kardeşlik iyi olurdu” dedi. Büyük ağabeyliğinin o kadar da iyi bir düşünce olmadığı görüşünü dile getiren Netenyahu “hepimiz dünyanın bu bölgesinde yaşıyoruz ve burada sakin, barış ve refah içinde yaşamanın yolunu bulmalıyız” dedi. Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak ise, Kıbrıs’ın bu sorununu komşularıyla çözmeyi başaracağı umudunu dile getirdi ve İsrail’in de komşularıyla sorunlarını aynı biçimde çözmeyi amaçladığının da altını çizdi. “Bir görüş ayrılığımız olduğu zaman bunu barışçıl müzakerelerle, iki tarafın doğrudan müzakereleriyle çözmek istiyoruz. Sizin olduğu gibi bizim sorunlarımızın da böyle çözülmesi gerektiğine inanıyoruz” dedi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>HARAVGİ</strong> gazetesinin bugünkü ana haberi “büyük ölçekli işbirliği” başlığı altında İsrail Başbakanı Netenyahu’nun dün Lefkoşa’da gerçekleştirdiği temaslar. Gazeteye göre, İsrail Başbakanı Netenyahu dün Cumhurbaşkanı Hristofyas ile görüşmesinın ardından yapılan ortak basın toplantısında, doğal gaz alanında büyük ölçekli işbirliklerinden bahsetti. Doğal gazın Kıbrıs’ta sıvı hale getirilmesi için iki ülkenin münhasır ekonomik bölgeleri arasında kırk kilometrelik boru hattının oluşturulması olasılığının incelenmekte olduğunu duyurdu. Cumhurbaşkanı Hristofyas da bu konularda gelişme halinde olan bir diyaloğun olduğunu belirterek bu diyaloğun ikili anlaşmaları ilerletecek somut önerilere götürmesi dileğinde bulundu. Cumhurbaşkanı Hristofyas enerji güvenliği konusunda çok ölçülüydü ve işbirliğinin savaşı değil, tam tersine iki ülke halkının kalkınmasını ve refahını hedeflediğini vurguladı. “Biz Türkiye’yi tehdit etmiyoruz. Türkiye bizi tehdit ediyor” dedi. Cumhurbaşkanı bu noktada Türkiye liderliğine çağrıda bulunarak, tehditte bulunma yerine, Kıbrıs sorununun çözümü ve doğal gazın federal devlet tarafından değerlendirilmesi için Kıbrıstürk toplum liderliğini iyi niyet göstermeye teşvik etmesini istedi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gazetenin diğer haberlerinden bazıları</strong></p>
<p>-       Cumhurbaşkanı Hristofyas ile İsrail Başbakanı Netanyahu dünkü ortak basın toplantısında iki ülke arasındaki işbirliğinin amacının kalkınma ve refah olduğu mesajını verdiler. İki lider görüşmelerinde doğal gaz konusunda işbirliğinin ana konu olduğunu da saklamadılar. Enerji güvenliği konusunda ise dikkatli bir tavır ortaya koydular. Cumhurbaşkanı Hristofyas bu noktada İsrail’in savaş uçakları için Kıbrıs’ı kullanma isteminde bulunduğu iddialarını yalanladı. Böylesi bir konunun görüşmelerinin gündeminde olmadığını söyledi. Cumhurbaşkanı Hristofyas “Sayın Netanyahu ile bölgenin enerji haritasına ilişkin konuları da görüştük. Kıbrıs Cumhuriyeti kendi münhasır ekonomik bölgesindeki 12. parselde yaptığı araştırmaları, uluslararası hukuk ve Deniz Hukuku çerçevesinde yapmaktadır” dedi. Kıbrıs’ın münhasır ekonomik bölgesindeki faaliyetlere Türkiye’nin gösterdiği tepkileri ve yaptığı tehditleri kınayan Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin münhasır ekonomik bölgesinde ikinci tur izinlerin ihalesine çıkılacağını da söyledi. Cumhurbaşkanı “Eğer Türkiye bölgede barışın sağlanmasını desteklemek istiyorsa, o zaman devletlerin egemenliğine saygı göstermesi gerekir” dedi.</p>
<p>-       Kıbrıs sorununa ilişkin görüşlerinin birbirine tamamı ile ters olması AKEL ile EVROKO’nun ülkenin gündemindeki diğer sorunları görüşmelerini engellemedi. Bu görüş AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu başkanlığındaki bir heyetin EVROKO’yu ziyareti sonrası ifade edildi. Andros Kiprianu görüşme sonrası yaptığı açıklamada EVROKO’nun Kıbrıs sorunundaki görüşlerini bildiklerini ve bu görüşlere eleştirel yaklaştıklarını söyledi. Bununla birlikte diğer sorunları ele alabileceklerini dile getirdi. Somut olarak erken başlayan ve uzun sürecek bir seçim kampanyasının enerji, ekonomi, Kıbrıs’ın Avrupa Birliği dönem başkanlığı gibi konularda olası olumsuz etkileri üzerinde durdu.</p>
<p>-       2012 yılına turizm açısından olumlu girildi. Ocak ayında adaya gelen turist oranında %7,1 oranında bir artış oldu. Ocak ayında 47 bin 610 turist geldi. En büyük artış Almanya’dan gelen turistlerin sayısında görüldü.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/17/kibrisli-rum-basin-ozetleri-17022012/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YKP: “Elektrik Kurumunda yaşananları  kaygı ile izliyoruz!”</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/17/ykp-elektrik-kurumunda-yasananlari-kaygi-ile-izliyoruz-ykp-elektrik-kurumunda-yasananlari-kaygi-ile-izliyoruz/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/17/ykp-elektrik-kurumunda-yasananlari-kaygi-ile-izliyoruz-ykp-elektrik-kurumunda-yasananlari-kaygi-ile-izliyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Feb 2012 09:51:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[bildiri]]></category>
		<category><![CDATA[manşet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8839</guid>
		<description><![CDATA[YKP, KIB-TEK’teki son gelişmeleri değerlendirdi. (...) "Hükümet edenler KIB-TEK yönetimini kullanarak bile bile Elektrik Kurumunu batağa sürüklemekte, özele devredilmesini kaçınılmaz kılmaya çalışmaktadır. Bu süreci hızlandırdığı da son kararları ile belli olmaktadır ki Kurum özerkleştirilirse bile kurtarılamasın ve Sayıştay Raporunda da dikkat çekilen tekel durumuna doğru ‘doğal’ olarak sürüklenelim! YKP, Elektrik Kurumunda yaşananları kaygı ile izlemeye devam ediyor."]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-4489" title="ykplogo" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2011/03/ykplogo-300x166.jpg" alt="" width="300" height="166" />YKP, KIB-TEK’teki son gelişmeleri değerlendirdi. Konu ile ilgili açıklama şöyle:</p>
<p>Kıbrıs’ın kuzeyindeki hukuksuzluk, keyfilik son dönemde yaşananlarla adeta tavan yaptı.</p>
<p>Elektrik Kurumu’ndaki icraatlar, hem EL-SEN hem de çeşitli siyasi partiler tarafından eleştiri yağmuruna tutulurken, sanki bir şey yokmuş gibi, kimse umurlarında değilmiş gibi KIB-TEK yönetimi herkesi yok sayarak kararlar almaya devam etmektedir.</p>
<p>EL-SEN grevi sırasında bazı medya kurumları üzerinden yaptıklarını propagandanın başarılı olduğunu düşünüp kendilerince doğru saydıkları yola devam ediyorlar.</p>
<p>EL-SEN’in tüm uyarılarına rağmen kuruma yeni personel alımı süreci sonuçlanmak üzeredir. Böylesi koşullarda sendika greve gittiğinde, gene sendika mı suçlu olacak?</p>
<p>Eğer Kurumun gerçekte bu istihdamlara ihtiyacı varsa, özerk bir Kurum olacağı sözünden hareketle, kendi kararını sendika ile birlikte katılımcı, şeffaf ve demokratik süreçler işletilerek alması gerekirdi ama niyet belli ki siyasi istihdamdır!</p>
<p>Tüm bu süreçler sürerken 2 Şubat 2012 tarihli ve MD.1/2012-EÇ.1/2012 sayılı “Elektrik Kurumu ile Aksa Enerji Üretim AŞ arasında İmzalanan Kalecik-II Sözleşmesi’ne İlişkin Hazırlanan Ek Protokol-I Taslağı Hakkındaki Rapor” başlıklı Sayıştay Denetim Raporu ortaya çıktı.</p>
<p>Bu raporda açıkça Hükümet edenlerin ve KIB-TEK yönetiminin aldıkları kararlar ile Kurumu zarara uğrattığı anlatılmaktadır…</p>
<p>Bu rapor, Kurum’un ivedi olarak özerkleştirilmesi gerektiğini ortaya koyan önemli bir belgedir.</p>
<p>Raporun daha en başından sayfa 6’da; “Yaşanan bu süreç ve yaptığımız tespitleri de dikkate aldığımızda; Aksa Enerji Üretim AŞ’nin mevcut sözleşme ve buna bağlı olarak yapılan protokollerin özüne uygun olarak davranmaktan imtina ettiği ve her ne kadar iletim hatları ile ilgili yer problemi neden gösterilse de aslında, AKSA Şirketinin başından beri sözleşme kurallarına uymadığı taahhüt ettiği enerji üretim seviyesine hiçbir zaman gelemediği, Sözleşmede belirtilen Fazla enerjinin sadece Yakıt Bedeli ödenerek alınması gerektiği halde bunun da ‘Kira+Yakıt’ bedelinden ödenerek alınmasını sağlandığı hatta çevre açısından da büyük önem arz eden filtre ve arıtma tesislerini kurmak yerine ceza ödemeyi tercih ettiği tespit edilmiştir.” denerek AKSA-KIB-TEK ilişkisinin ne kadar sağlıksız ve AKSA lehine, Kurumun aleyhine bir zeminde devam ettiği ortaya konmaktadır.</p>
<p>Raporun 11. sayfasında buna önemli bir örnek verilerek “Kıb-Tek’e ait santraller ile Kalecik santralı arasında kendi güç kullanımları açısından ters bir ilişkinin olduğu görülmüştür (…) Bunun nedeni de Aksa Enerji Üretim AŞ ile yapılan antlaşmalar bağlamında taahhüt edilen enerji alım garantilerinden dolayı Kurum Santralleri’nin zorunlu olarak düşük kapasitede çalıştırılmasıdır” denmektedir.</p>
<p>Raporun sonuç kısımda “Sadece kira bedeli ödenmesi halinde dahi, 2010-2024 döneminde Aksa Enerji Üretim AŞ’ye ihtiyaç fazlası 302.729.644.-USD ödeme yapılacağı, bugün itibariyle de söz konusu tutarın 232.576.120.-EURO denk geldiği ve bu durumda da yaklaşık 9 milyon Euro’ya mal olan santrallerden 26 adet alınabileceği” şeklinde tespitler de mevcuttur.</p>
<p>Gene raporun sonuç kısmında “Ek Protokol-1 Taslağı uygulamaya konsa bile yine 2015 yılından itibaren, öngörülen pik yük talebini karşılama yetersizliğinin yeniden gündemde olacağı, bu cihetle “enerji alım garantisi” yönteminin çözüm olamayacağı, dolayısı ile Kurumun enerji üretim artırımına yönelik yatırım yapma gereğinin kaçınılmaz olduğu, aksi yapıldığı veya aynı firma ile devam edildiği takdirde enerji sektöründe tekelleşmeye doğru gidileceği sonucuna varılmıştır” denmektedir.</p>
<p>Raporda ayrıca alım garantisi protokolünün yürürlüğe konması halinde ihtiyaç olmadığı halde AKSA’ya yüz milyonlarca dolar ekstra ödeme yapılacağı detaylı şekilde anlatılmaktadır. Raporun ilk kısmında geçmişte de AKSA’ya çeşitli başlıklar altında ekstra ödemeler yapıldığı, ödenmemesi gereken paraların ödendiği de anlatılmaktadır.</p>
<p>Sayıştay Denetim Raporu ortadadır, KIB-TEK yönetimi yeni alım garantisi protokolü konusunda aldığı kararlarla Elektrik Kurumunu zarara uğratacak, elindeki Teknecik gibi santralleri devre dışı bırakarak elektrik ihtiyacının karşılanmasını tamamen özelin yani AKSA’nın insafına terk edecektir. Bu tekelleşmeden başka bir şey değildir.</p>
<p>KIB-TEK yönetimi aldığı ve almaya çalıştığı kararlarla AKSA’ya haksız ödemeler yapmakta, yapmayı taahhüt etmekte, yani Kurumun ekonomik yapısını bozmaya devam etmektedir.</p>
<p>KIB-TEK yönetimi almaya devam ettiği yeni istihdamlar, elektrik borçlarının affedilmesi gibi kararlarla Kurumu daha da batağa sürüklemektedir.</p>
<p>Tüm bu yapılanların tesadüf olduğuna inanmamız artık imkânsızdır.</p>
<p>YKP, KIB-TEK’teki son gelişmeleri değerlendirdi.Hükümet edenler KIB-TEK yönetimini kullanarak bile bile Elektrik Kurumunu batağa sürüklemekte, özele devredilmesini kaçınılmaz kılmaya çalışmaktadır. Bu süreci hızlandırdığı da son kararları ile belli olmaktadır ki Kurum özerkleştirilirse bile kurtarılamasın ve Sayıştay Raporunda da dikkat çekilen tekel durumuna doğru ‘doğal’ olarak sürüklenelim!</p>
<p>YKP, Elektrik Kurumunda yaşananları kaygı ile izlemeye devam ediyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/17/ykp-elektrik-kurumunda-yasananlari-kaygi-ile-izliyoruz-ykp-elektrik-kurumunda-yasananlari-kaygi-ile-izliyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Son politik gelişmeler: görüşmelere iki tam günle devam</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/17/son-politik-gelismeler-gorusmelere-iki-tam-gunle-devam/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/17/son-politik-gelismeler-gorusmelere-iki-tam-gunle-devam/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Feb 2012 09:48:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[yazi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8837</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Görüşmelere Greentree’deki sonuca göre iki tam gün görüşme ile devam edilecek. İlki Salı Gün. Haberimiz hazırlanırken liderlerden birisi susmayacağım artık diye meydan okuyan Hristofias’dı. Susmayacağını başlıkta okuyanlar neden susmayacağını anladı da niye bugüne kadar sustuğunu anlamadı. Hatta konuştuğuna göre kime ne demekle tehdit ettiği de anlaşılamadı. Görüşmelerde kabul ettiği konuları Kıbrıs’ın geleceğine neden yararlı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Görüşmelere Greentree’deki sonuca göre iki tam gün görüşme ile devam edilecek. İlki Salı Gün. Haberimiz hazırlanırken liderlerden birisi susmayacağım artık diye meydan okuyan Hristofias’dı. Susmayacağını başlıkta okuyanlar neden susmayacağını anladı da niye bugüne kadar sustuğunu anlamadı. Hatta konuştuğuna göre kime ne demekle tehdit ettiği de anlaşılamadı. Görüşmelerde kabul ettiği konuları Kıbrıs’ın geleceğine neden yararlı bulduğunu anlamakta da zorluk çekildi.</p>
<p>Eskiden de görüşme boyunca ulusal konseyde birlik beraberlik aralar ve düşmana karşı el birliği ile direnip ne koparacaklarına bakarlarmış gibi yaparlardı. Haklarını yemeyelim Bu tarafta da öyle davranmaya çalışılırdı. Ancak muhalif sesler biraz lideri zorlardı. Daha da yakınlaş diye bağıran sesler çıkardı. Şimdi bu taraftakilerde vazgeçtiler. Sonunda görüşme içinde doğal olarak önce kabul edilmeyen şeyleri kabul etmeye ve karşı tarafın da geri adımlarını dikkate almak durumunda kalınca bunu gizlemeye ve halkı istim üstünde tutmaya devam ederlerdi.</p>
<p>Bu durumda halk bir referandumda önce felaket diye niteledikleri şeyleri sonra kabul edenlerin önlerine konulan anlaşmaya evet demeye cesareti mi kalırdı?</p>
<p>Oyun gene öyle oynanıyor. Git gel yaparak yabancılara şirin görünmeye çalışırken bir ülkeyi siyasi eşitlik içinde idare edeceklerini unutarak atıp tuttukları için halkın onlardan gelecek bir anlaşmaya evet demesi çok zor.</p>
<p>Onun için tabii ki Hristofias konuşmalı, susmamalı. Görüşmelerdeki gizliliği abartmamalı ve amaçları sık sık hatırlatmalıdır.</p>
<p>Eroğlu işini gücünü bu devrede görüşmelerden suçlanmadan kaçmanın yollarını bir uluslararası toplantı için çalışıyormuş, BM’nin hakemliğine ihtiyaç varmış ve bir süre konulmazsa sonuç alınamazmış diyerek yakalamaya çalışıyor.</p>
<p>Hritofias da Rusya’nın da katılmasına olanak verecek bir daha geniş konferansa sürükleme hedefi ortada duruyor.</p>
<p>Eksik olan sadece daha iyi bir Kıbrıs yönetimi kurmaktan ve olanaklardan bahsetmektir.</p>
<p>Sahi neden federasyon daha iyi bir seçenektir? Hiç bunu irdeleyeni duydunuz mu?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>KTHY BAŞKÖŞEDE AMA MAHKEMENİN ATADIĞI YÖNETİM KAYIP</strong></p>
<p>KTHY çalışanlarının tümünün istihdamı için verilen sözler hala tutulmadı. Sendika bunu hatırlatmak için mecliste idi ama nisap başka istihdamlarda sınavsız personel alınacak parti içinde suç işlenerek alınmış karara uyulmadığı için boykot eden UBP genel sekreteri Hasipoğlu’nun boykotu nedeniyle nisap olmadığı için oturum yapılamadığını gördüler. Bunlardan medet umanın neden ne beklediği anlaşıldı.</p>
<p>KTHY’nin mahkeme tarafından atanmış bir yönetimi var ama onun sesi hiç çıkmıyor. Geçen ay milyonlarca Dolar değerindeki uçak yedek parçalarının çürümeye terk edildiği açıklandı ama yönetim gene gık demedi. Güya şirketler yasasına göre şirketi yönetiminin elinden alıp servetlerin heba olmasını önleyecek ve alacaklılarının hakları ile sahibi devlet olduğuna göre halkın servetini yok olmaktan kurtaracaktı. Mahkeme atadığı yönetimin ne halt yediğini sorgulamak için huzura davet etme gereğini duymadı. Artemis’de kapanmamış bir tereke söz konusu olsaydı çoktan çağırırdı.</p>
<p>KTHY tasfiye edilmedi, iflas etti ama hükümet iflas işlemi başlatmadı. Başlatsaydı eski yöneticiler hakkında şirketi mahvetme ve ortaklara yani halka kazık atma suçuyla davalar açılması gerekecekti.</p>
<p>Alacaklıların haklarına bakan da olmadı.</p>
<p>İşin garibi bir de KKHY kurulacak diye verilen sözler vardı. Bu iddiayı maket uçakla alaya alan sendikanın haklı olduğu kanıtlandı.</p>
<p>Hesabını sormak bir dahaki hükümetin basiretine kaldı. Hesap sorma devri gelmeden durum düzelmeyecek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>SAYIŞTAY BAŞKANI SESİNİ ÇIKARDI AMA RAPORLARININ GEREĞİNİN YAPILMASI İÇİN ÖNERSİ OLMADI</strong></p>
<p>Sayıştay bağımsız olmazsa iş göremeyeceğini ve bağımsızlığın mali bağımsızlık olmadan da tam olmayacağını anlattı. Ancak her şeye rağmen yani Elektrik konusunda çıkardığı başarılı rapor gibi raporlar hazırlamasına rağmen sorumluların hesaba çekilmemesini dile getirmedi. Belediyelerdeki yolsuzluklar için ceplerinden ödemeye çağırdıklarının ödeyip ödemedikleri açıklanmadı. Mebusların yolluklarını yetkisiz harcadıklarını belirten raporlarını da ipleyen olmadı, bir şey diyen de olmadı.</p>
<p>Sayıştay veya başka bir denetim kurumu yolsuzluk raporu yayımlarsa Polis ne yapmalı diye karar vermenin zamanı geçti. Mali polis kuruldu; ona bu görev verilmelidir. Yoksa rapora ne gerek var. Zaten halk bal tutanın parmağını yaladığına inanır ve yetkili bir mevkide olanın ya yediğini ya da yedirdiğini düşünür.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>UBP SUÇLULARIN YERİ VE SUÇLARIN ODAĞI OLDU</strong></p>
<p>UBP’nin meclis boykotu ile bir kez daha ortaya çıktı ki içinde yasadışı ve suç teşkil eden partizanca uygulamalar yaptığı sürekli halkın bilgisine geliyor. Sınava sokulmayıp kağıt doldurmayana not veren memurlar partizanlık yüzünden kamu yönetiminin ne duruma geldiğini vurgulanıyor. Adam kayırmaya çalışırken minareyi çuvala sokmaya kalkıyorlar ve ifşa oluyorlar.</p>
<p>Muhalefet nisabı bul da gel dediği için bir mebus partiye şantaj yapabiliyor ve meclis çalışamıyor. Bu muhalefetin UBP’li isyancılara adam kayırma çabalarında yardımı oluyor.</p>
<p>Muhalefete göre nisap sorunu var deyip UBP’nin kendileriyle koalisyon kurmaya zorlanmasını sağlamak gerek. Amma KTHY araştırma komitesinin görevini savsaklamasına ve meclis araştırma komitelerinin hiçbir şeyi araştırmakta başarılı olmamasının çarelerini aramada boykotunu kullanmıyor.</p>
<p>Mecliste araştırma yapılacaksa araştırmayı isteyenin komiteye üye verememesini, araştırma komitelerinde hükümet yanlılarının çoğunlukta olmasını ve komitede araştırmayı yaptırmada yardımcı olsun diye hiçbir memuru seçip de görev verme yetkisinin olmamasını garip bulmuyorlar. Taşköy’deki kahvede anlatın size gülerler. Mebusun kendi başına bir konuyu araştırmasının olanaksız olduğunu, araştırma isteyenin uzman atama yetkisinin olası gerektiğini Kanadalı mebuslar bilir de bizimkiler bilmez mi?</p>
<p>İçtüzüğü değiştirip bu yetki ve olanaklara kavuşmak gerektiğini anlayıp da mücadele eden yok. Yaşıyorlar ama ders almıyorlar. Gazetelerde televizyonlarda anlatıyoruz işitmiyorlar.</p>
<p>Muhalefet yapıyorlarmış ama gören de olmuyor. Beş yıl oturup seçimi bekleyecekler ve kazanırlarsa güllük gülistanlık yaratacaklarmış!</p>
<p>Hesap sorulamayan işlevsiz bir meclise girip de ne olacak diyemiyorlar.</p>
<p>Gene de erken seçim diyorlar.</p>
<p>O da yaklaşıyor ama toplum için yeni bir hüsran vaadinden başka bir şey yok.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>KÜLLİYE HER DERDE DEVA</strong></p>
<p>Din sizi öbür dünyaya hazırlar. Her Cuma yazılanları görün, Kandillerde söylenenleri, yazılanları okuyun. İsterseniz TV’leri de var. Nasihatlerini izleyin. Çok kolay. Bir örnek vereyim. Bir kandilde temiz kalple tövbe edin sayısız sevap ve cennet garanti. Bundan daha büyük saadet mi istersiniz. Ömür yüz yıl mı, belki bir az daha fazla. Cennet ise yüz yıl değil, bir yıl dan da fazla, hatta sonsuz. Bunun eğitimin almak ve yeni bir dünyaya katılmak için Türkiye halkının parası atılıyor ama Kıbrıslı istemiyor. Buraya gelenleri de istiyormuş.</p>
<p>Bunun için batan maliyesine çare peşinde koşan acenta hükümeti sendikalarla, muhalefetle didişmeyi sürdürüyor.</p>
<p>Bu kavgada külliyeyi yapacak vakfın Türkiye’deki tarikat kavgalarına da karıştığı ve muhtemelen siyasi rekabet yaratacağı konuşuluyor. Buradaki bazı Türkiyeliler de külliyeyi savunmayı üstlendiler. Karşı çıkanları da var. Onların kavgası Kıbrıs’a da yansıyor.</p>
<p>Yakında kumarcıların destekledikleri ile tarikatların destekledikleri arasında yarış seçimlerin sonucunu tayin edecek.</p>
<p>Ortada ne imar planı kaldı ne de edep erkân. Bir kuruş gösterilmeden Evkaf’tan kararlarını çiğnemesi ve mallarını elen çıkarması sağlanabiliyor. Din işleri de Evkaf’dan alınıp uzaktan kumandalı dinişi başkanına veriliyor. Yerli esnafı ölümüne korkutan Alış Veriş Merkezi modasıyla da dal budak salıyor.</p>
<p>Artık Kıbrıslıyı sallayan yok. Yeni güçleri fark etmeyen siyasette de demode olacak.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/17/son-politik-gelismeler-gorusmelere-iki-tam-gunle-devam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayıştay özel ve devlet fark etmez dedi –Alpay Durduran</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/17/sayistay-ozel-ve-devlet-fark-etmez-dedi-alpay-durduran/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/17/sayistay-ozel-ve-devlet-fark-etmez-dedi-alpay-durduran/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Feb 2012 09:45:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[ALPAY DURDURAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8834</guid>
		<description><![CDATA[Sayıştay elektrik üretimi için KIB-TEK’in dönem denetim raporunu yayımlayınca gördük ki ikisi arasında fark yoktur. Her zaman özel şirketlerin nasıl çalıştıklarını öğrenmeye çalıştım. Merakım çok eskiden beri var. Çünkü özel şirketler yönetim hukukun gelişmesine büyük katkı yaptılar. Bilimsel olarak örgütlerin çalışma tekniklerini geliştirmek amaçlı çalışmalar özel şirketlerde yapıldı. Bir zamanlar örgüt biliminin babası haline gelen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sayıştay elektrik üretimi için KIB-TEK’in dönem denetim raporunu yayımlayınca gördük ki ikisi arasında fark yoktur.</p>
<p>Her zaman özel şirketlerin nasıl çalıştıklarını öğrenmeye çalıştım. Merakım çok eskiden beri var. Çünkü özel şirketler yönetim hukukun gelişmesine büyük katkı yaptılar. Bilimsel olarak örgütlerin çalışma tekniklerini geliştirmek amaçlı çalışmalar özel şirketlerde yapıldı. Bir zamanlar örgüt biliminin babası haline gelen ve örgütlemek yerine Taylorizasyon denilmesine neden olacak kadar bilimsel örgütlenme ekolünü kuran Taylor da özel şirketlerde inceleme yapmıştı.</p>
<p>Bu çok doğal çünkü dev özel şirketler dünya çapında iş görmekte ve dünyanın bir yerinde olan çalışmalarını başka bir yerinde olan merkezlerinde izlemek, personelinin işlerini tamam yapmalarını sağlamak ve başka devlerle rekabet etmek durumunda idiler. Birisinin işe alınması için şirketin merkezinin bilgi alması ve karar vermesi olanaksızdır. Hong Kong’da milyonlarca liralık yatırım yapıp şirketi zarara sokacak birinin istihdam etmemek merkezin sorumluluğundadır ama o yatırımı değerlendirmeyi kendi değil bir adamına bırakmak zorundadır. Onun için öyle bir sistem kurmak zorundadır ki Minnesota’da oturacak ama Şili’deki tarım alanlarındaki menfaatlerini koruyabilecek ve sorumluluğunu alacak. Milyonlarca ortağı olan şirketin yüz binlerce yeni hissesini güven verip satacak ki diğer bir devin önünü kesebilsin yoksa kesemeyecek ve muhtemel hissedarların bir başka devin hisselerini satmasını izleyecek ve zarar edecek; onun için hissedarlarına hesap verecek. Hesap vermek kolay değil. Burada hiç bir hissedara hesap vermedikleri için yerli şirketlerin hisselerinin değeri sıfır oldu. Bunu yaşamak istemezler. Bilimin gelişmesine onun için para yatırdılar ve Bilimsel Örgüt teorisi gelişti ve İnsan Davranışları teorisi doğdu. Taylor’un adı da kitaplarda kaldı.</p>
<p>Bize gelen Türkiye şirketleridir. Onların bunlara ünsiyeti sıfırdır. Bir yabancı şirket geldi ve ilk kez Kıbrıs iş tanımlarıyla tanıştı. Bu şirket uluslar arası iş yapıyordu ve uzaktan yönetmek gereğini duymuş ve bilimsel yöntemlere başvurmuştu. Bizim yönetim ki ondan daha büyüktür şimdiye kadar bunlara sadece geleneksel olarak adet yerini bulsun diye uymuş ve iş tanımını diye iki maddelik bir yasa ifadesi ile yetinmişti. Şirketlerimiz ise çalışanların maşalarını bile birlerinden saklar.</p>
<p>Özel işlerin de devletin işlerinden farksız hatta daha kötü olduğunu izleyerek gördüm.</p>
<p>Sayıştay raporu bunu tekrar bana kanıtladı. Devlet gene de hesap sorulan bir yerdir ve halk tarafından sorgulanır. Lakin özel şirkete hesap soran bir halk yoktur. AKSA’nin yaptıklarını Sayıştay saydı döktü ama tüyü kıpırdayacak olan da sadece YKP’liler ve benzerleridir. Bu rapora dikkat çekecek bir basın da görülmemektedir. Çünkü özele insanları kandırma hakkı içten tanınmıştır. Kültürümüz budur.</p>
<p>Sanayi Holding ve ETİ’yi hatırlayalım. Onların yerini özel alınca onların çalışma alanlarındaki şikâyetler ip gibi kesilmişti. Kahve örneğini hatırlayabilir. ETİ ithalatını aksatsa ve bir gün bazı yerlerde kahve sıkıntısı olsa hemen ahali ayağa kalkardı. Arkasından gene sıkıntılı günler olmuştu ama özel şirketleri eleştiren olmamıştı. Şimdi de bazı markalar kaybolur, ürünün kalitesi sürekli değişir ama o ürünü bırakıp başka ürüne geçmek yeterli görülür. Bir şirketin daha kaliteli bir iş çıkardığını inandırıcı bir şekilde gösterip de kaliteyi ödüllendiren bir sistem bile yoktur. Devletin kalite belgesi verme çabası da yoktur. Özel kalite belgelerini ipleyen de yoktur.</p>
<p>KIB-TEK’in dizel üreteçlerle elektrik üretmesinin pahalı olacağı eleştirisi vardır da AKSA’nın pahalı üretimini alma sözleşmesi yapılabilmiştir. Fuel Oil ve dizel yakıt kullanımının yeri ve zamanı özel olunca önemini yitirivermiştir.</p>
<p>Bizim milyonlarımızı kaldırdığı Sayıştay raporunda anlatılan AKSA’ya kurtarıcı gözü ile bakan vardır ama “AKSA özel ama güzel değil deyip devletin daha güzel olduğunu kanıtlayan” bir raporla karşı karşıyayız gene de yalnızca stratejik önemi ile elektrikten uzak dursun diyenlerin sesi duyulmaktadır. Onun için esas olarak özelleştirmenin şart değil özel şirketler var olduğuna göre iyileştirilmeleri ve ortaklarının çıkarlarını savunmak ve rantabl olmak için denetlenmeleri gündeme gelmelidir.</p>
<p>Özelleştirmeci eski bakan ve muhasip Derviş Deniz de şirketlerin muhasiplerinin vergi yasasının amaçlarının kurallarına göre muhasebe yapmakla değil genel kurulunda hissedarlarına kaliteli bilgi vermek için iş görmeleri gerektiğini ve şirketler yasasının kurallarına göre işlemeleri gerektiğini makalesinde yazdı. Bunca yıl sonra sakatlığın farkına vardı. AKSA’nın genel kurulunda hissedarlara muhasibin sözleşme esaslarını yerine getirmediğini ve yasal yükümlülüklerinden kaçındığını anlatan bir muhasip var mı? Bunu AKSA hissedarlarına hissettirecek bir usul takip ediliyor mu? Bu arada elde edilen kârlar hakkında hissedarlar bilgi sahibi mi? Onlar da nemalandı mı? Bunu içlerine sindirdiler mi?</p>
<p>AKSA burada bir iktidar değişikliği ile şirketi hesaba çekilir ve iflası ilan edilirse hissedarlar bu riski bilerek yüklendiler mi?</p>
<p>Hesap sormadan bu ülkede refah sağlanamaz ve ilerleme olmaz. Bir gün halk bunu idrak edip ayaklanacak. O zaman hazırlansınlar müfettişler peşlerine düşecek.</p>
<p>Dünya kapitalizmi hesap sormayı da kendi çıkarları için yaygınlaştırma çabası içindedir. Yabancı ülkelerdeki şirket yetkililerinin rüşvetle ihale almalarına bile kovuşturma ve cezalandırma usullerini dikte etmektedirler. Solun gelmesini beklemeye de gerek yoktur. Uluslar arası sermaye de kendi güvenliği için hesaba çekilmeye hazır şirketler peşinde koşmaktadır.</p>
<p>Hele solu benimsemiş bir YKP benzeri gelişme özelleştirirken KTHY’nin milyonlarca Dolarlık servetini sokağa atanlardan hesap sormadan geçmeyecektir. Hazır olsunlar gülle geliyor, sinmekle kaçınamayacaklar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/17/sayistay-ozel-ve-devlet-fark-etmez-dedi-alpay-durduran/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kenar kenar ha! – Rasıh Keskiner</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/17/kenar-kenar-ha-rasih-keskiner/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/17/kenar-kenar-ha-rasih-keskiner/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Feb 2012 09:42:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[RASIH KESKİNER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8832</guid>
		<description><![CDATA[Günden güne yaşam zorlaşıyor ülkemizin kuzeyinde, Oysa çok şey gayet iyiydi bir zamanlar, Şimdi her an bir tehlike ile karşılaşabilirsiniz, Bu tehlike sizi evde, yolda, kaldırımda, alışveriş yaptığınız yerde yakalayabilir, Yollar tam bir ölüm tuzağı haline geldi, Ne zaman, hangi kilometrede ne ile karşılaşacağınızı bilmiyorsunuz, Onun için kenar kenar diyoruz, Kenar kenar gidin belki bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Günden güne yaşam zorlaşıyor ülkemizin kuzeyinde,</p>
<p>Oysa çok şey gayet iyiydi bir zamanlar,</p>
<p>Şimdi her an bir tehlike ile karşılaşabilirsiniz,</p>
<p>Bu tehlike sizi evde, yolda, kaldırımda, alışveriş yaptığınız yerde yakalayabilir,</p>
<p>Yollar tam bir ölüm tuzağı haline geldi,</p>
<p>Ne zaman, hangi kilometrede ne ile karşılaşacağınızı bilmiyorsunuz,</p>
<p>Onun için kenar kenar diyoruz,</p>
<p>Kenar kenar gidin belki bir günü daha kurtarmış olursunuz,</p>
<p>Günden güne artan trafik kazaları geçtiğimiz hafta tavan yaptı,</p>
<p>Yine ölümler, yine yaralılar, yine maddi zararlar,</p>
<p>Niye günden güne azalmıyor bu kazalar diye durup düşündüğünüzde ilk aklınıza gelen, bu ülkeyi yönettiğini iddia edenlerin insanı sevmediklerini görürsünüz,</p>
<p>Onlar için insan yaşamı hiç önemli değildir,</p>
<p>İnsanı, insan yaşamını sevseler bu kazalar azalırdı,</p>
<p>Çünkü pek çok kaza hep ayni şekilde, aynı noktalarda ve aynı nedenlerden meydana gelmektedir,</p>
<p>Her kazanın ardından açıklanan kaza nedenlerinin başında, sürücünün direksiyon hakimiyetini kaybettiğidir.</p>
<p>Peki hade arada bir sürücü direksiyon hakimiyetini kaybedip kaza yapsın, ama yok da nerede ise kazaların yüzde yetmişi direksiyon hakimiyetinin kaybedilmesi sonucu olmaktadır,</p>
<p>Demek ki bu direksiyon hakimiyetinin kaybedilmesinin, aşırı sürat dışında bir nedeni daha var,</p>
<p>O da yolların durumudur,</p>
<p>Sağlıklı altyapı ile yapılmayan yollar, kıvrılan bir yılanın sırtı gibidir,</p>
<p>Yollarda çökmeler, çukurlar, virajlardaki ters meyiller kaza nedenidir,</p>
<p>Yağmur yağdığı zaman drenajı olmayan yollar kaza nedenidir,</p>
<p>Yağmur sonrası yol içinde biriken sular kaza nedenidir,</p>
<p>Yollarda bu kadar olumsuzluk varken, bir de yol üzerlerine işaretsiz, renklendirilmemiş olarak yapılan ve yükseklikleri 8 cm yüksekliği geçmemesi gerekirken 30 cm. i bulan kasisler kaza nedenidir,</p>
<p>Ya hele bir meclis-elçilik önündeki yol üzerine yapılan engel hangi standarda uymaktadır?</p>
<p>Tavsiyem böbrek taşından muzdarip olanlar buradan birkaç kez geçsinler ne doktora ihtiyaçları kalır ne hastaneye,</p>
<p>Ha.. bel fıtığından muzdaripseniz sakın bu yoldan geçmeyin, başka bir yoldan ve kenar kenar gidin,</p>
<p>Geçtiğimiz hafta Girne Lefkoşa anayolunda bir yolcu otobüsü devrildi,</p>
<p>Açıklama aynı: Şoför direksiyon hakimiyetini kaybetmiş de ondan.</p>
<p>Peki birincisi yukarda da değindiğim gibi yol düzgün olsa bu kaza olmayabilir miydi,</p>
<p>İkincisi kaza yapan araç 40 yıllık olmasa bu kaza olmayabilir miydi?</p>
<p>Evet, kazalara davetiye çıkaran bir diğer etken de ömrünü çoktan bitirmiş yaşlı araçların yollarda seyretmesine izin verilmesidir,</p>
<p>Kapıları tellerle tutturulan araçlar, eksozlarından gökyüzüne duman saçan araçlar, yolcu indirme kapıları sağa, yani yolun içine açılan araçlar yollarda dolaşmaktadır,</p>
<p>Bir diğer kaza şekli de, sürücünün direksiyon hakimiyetini kaybedip karşı şeride geçmesi olarak görülmektedir,</p>
<p>Onlarca insan yaşamını bu tür kazalar sonrası kaybetmiştir,</p>
<p>O zaman bir kaza sonrası karşı şeride geçmemesi için aracın bir tedbir alın!</p>
<p>Bunun önlemi de bellidir, ve bunu trafik konusunda sabah akşam ahkam kesenler de bilmektedir,</p>
<p>Geliş ve gidişleri ayıran yol ortasına bariyer koymak.</p>
<p>Madem ki böyle bir sorun var ve insan yaşamını ilgilendirir yapacaksın.</p>
<p>Kilometrelerce bariyer mi yapalım diyecekler, yapacaksın diyoruz,</p>
<p>İnsan yaşamı hiçbir maliyetle ölçülmez, onu için yapacaksın,</p>
<p>Tabii eğer insanı, insan yaşamını seviyorsan,</p>
<p>Yıllarca yazıyoruz, söylüyoruz ama olmuyor, olacağı da yok!</p>
<p>O zaman, kenar kenar ha diyoruz,</p>
<p>Aman dikkatli olun, kaldırımda yürürken de dikkatli olun,</p>
<p>Kaldırım bulursanız tabii kaldırımdan ve kenar kenar ha!</p>
<p>Bir müddet daha idare etmek isterseniz, sadece yolda, kaldırımda değil her yerde dikkatli olun, kenar kenar haa!</p>
<p>Geçtiğimiz hafta bir alışveriş merkezinde iken, koşarak bir genç yanıma geldi, elimi kaptı öpmeye başladı. Napan dayı diye hitap etti. Tanımadığım biri. Tanımadın beni diye sordu, ben kasabın torunu dedi. Hangi kasabın sorduğumda, köyden dedi. Ben de boş bulunup ha filan kasabın mı dedim. Hemen hah dedi. Hangi oğlunun oğlusun dedim. Biraz bocaladı Kemal’ın dedi. Onun Kemal diye oğlu yok dedim. Var, İngilterede var dedi. E.. ne isden sorduğumda, ya dayı arabamda benzin bitti yolda kaldım,bana biraz para verin. Ben de üzerimde yok dedim. Bunun üzerine hade o zaman gideyim dedi ve koşarak çıkıp gitti.</p>
<p>Neyse! Tavsiyem dikkatli olalım, tehlike nerden, nasıl, nerde ve ne zaman geleceği beli değil,</p>
<p>Onun için kenar kenar ha!</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/17/kenar-kenar-ha-rasih-keskiner/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de bir tabu aralanırken Mustafa Suphi olayı-2- Ulus Irkad</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/17/turkiyede-bir-tabu-aralanirken-mustafa-suphi-olayi-2-ulus-irkad/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/17/turkiyede-bir-tabu-aralanirken-mustafa-suphi-olayi-2-ulus-irkad/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Feb 2012 09:40:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[ULUS IRKAD]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8830</guid>
		<description><![CDATA[1917 Şubat Devrimi, 1. Dünya Savaşı’nda bir hayli güç durumda bulunan Osmanlı Devleti için büyük bir umuttu. İlk dönemlerde iktidarda olan İttihat ve Terakki Cemiyeti liderleri kesin istihbarat yokluğu nedeniyle bu konuda bir açıklama yapmakta acele etmiyorlardı. İttihat ve Terakki Cemiyeti hükümeti gidişatı izlerken, bir yandan da ciddi ön hazırlıklar yürütüyordu. Hükümetin talimatıyla Rusya’da baskı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1917 Şubat Devrimi, 1. Dünya Savaşı’nda bir hayli güç durumda bulunan Osmanlı Devleti için büyük bir umuttu. İlk dönemlerde iktidarda olan İttihat ve Terakki Cemiyeti liderleri kesin istihbarat yokluğu nedeniyle bu konuda bir açıklama yapmakta acele etmiyorlardı. İttihat ve Terakki Cemiyeti hükümeti gidişatı izlerken, bir yandan da ciddi ön hazırlıklar yürütüyordu. Hükümetin talimatıyla Rusya’da baskı altındaki Müslüman topluluklar çevresinde propaganda faaliyetleri yürütülüyor, onların yaşadığı bölgelere Türk eylemciler gönderiliyor ve İttihatçı rejim dikkatini Kafkaslar üzerinde yoğunlaştırıyordu. İttihatçı liderler yenilgiden sonra mücadeleyi, 1913’te Gümülcine’de takip edilen taktikle yürütmeyi planlıyordu ancak mevcud koşullarda böylesi bir mücadelenin dış destek olmadan örgütlenmesinin mümkün olmadığının da farkındaydılar. Almanya ve müttefiklerin yenilgisi gün be gün daha da kaçınılmaz göründüğünden, bu tür bir desteğin farklı bir kaynaktan gelmesi gerekiyordu.Bu plana göre, destek sağlayacak ülke öncelikle İtilaf devletlerine rakip olmalıydı. Bu koşullarda, Bolşevikler tarafından ilan edilen savaştan çekilme yönündeki ilkeler ve İtilaf devletleri tarafından Bolşevik idaresinin tanınması, İttihatçıları, Bolşevikleri muhtemel müttefikler olarak kabul etmek yönünde harekete geçirdi. 13 Kasım 1917’de Vakit gazetesi, “Halihazırda Rusya’da İtilaf devletlerine düşman olarak kabul edilen yeni bir idareyi  müttefik olarak kabul edilebiliriz” diye yazıyordu. Bolşeviklere karşı duyulan güven, bilhassa Osmanlı Devleti’ni paylaşma amaçlı gizli antlaşmaları yayımlamalarından sonra arttı. Bolşevikler hakkında büyüyen ilgi o dereceye varmıştı ki, basın “Bütün Kafkas Ermenileri Bolşevik oldu” gibi haberlerle kaygılarını dile getiriyordu. Bolşeviklerin izlediği siyaset ve Brest-Litovsk Antlaşması, İttihatçıları Sovyet Rusya’nın Anadolu’da yürütülmesi planlanan milli mücadeleyle ilgili adımlara destek sağlayacak ülke olduğuna kesin olarak ikna etti. İstanbul’u terk ettikleri sırada İttihatçı liderler Bolşeviklerle ilişkiye geçip onların desteğini almak için yeterince plan yapmışlardı. Enver Paşa, İstanbul’u terk etmeden bir gün önce Kuruçeşme’deki yazlığında, Teşkilat-ı Mahsusa’nın reisi Hüsamettin Bey’e (Ertürk) bu konuda şöyle diyordu: “Moskova’dan kendimize yardım yaptıracağımızı ümid ediyorum. Bolşevikler bu kapitalist ve muzaffer devletlere düşmandırlar. Bizi tutacaklardır”.</p>
<p>Kuruçeşme’deki bu görüşme iki açıdan önemlidir. Öncelikle Enver Paşa, Hüsamettin Ertürk’e Teşkilat-ı Mahsusa’nın yalnız kağıt üzerinde lağvedildiğini söylemiş, ancak gerçekte varlığını sürdürmesi ve milli mücadelede önderliği ele alması yönünde kati emirler vermişti. Böylece, Enver Paşa kendisine bağlı ve temelde kendi yandaşlarından oluşmuş bir gizli örgütü milli mücadelenin temel gücü haline getirmeyi amaçlıyordu. İkinci olarak da, Enver Paşa, tam da bu Teşkilat-ı Mahsusa’nın temeli üzerine, salt bir isim değişikliğiyle- kendini Bolşeviklere bir devrimci olarak sunabilmesi için elzem olan- Umum Alem-i İslam İhtilal Teşkilat’ını tesis  etti. Daha sonra Moskova’da kendini bu örgütün lideri olarak sunacaktı. Enver Paşa bu örgütle , Bolşeviklere bütün İslam ülkelerinde teşkilatı olan çok güçlü bir Müslüman girişimini takdim etmeyi amaçlıyordu.</p>
<p>Şunu da belirtmek gerekir ki, Enver Paşa diğer İttihatçı liderlerden farklı olarak İstanbul’dan ayrılır ayrılmaz Bolşeviklerle bağ kurmaya çalışıyordu ve Berlin yerine Moskova’ya gitmek amacıyla Kırım ve Kafkaslar üzerinde birkaç denemede bulundu.</p>
<p>Anadolu’da ise İttihatçılar Mustafa Kemal’i daha sonra liderlikten değiştirme planları kurmaktaydılar.Bolşevikler İttihatçıların itibarının düşmüş olmasını ve özellikle savaş yıllarında işledikleri katliamları dikkate alarak İttihatçılarla Kemalistler arasında ayrıma gidiyor, Kemalist hareketin bir halk hareketi özelliği gösterdiğini ve İttihatçılarla bağı olmadığını kabul ediyordu.1919 ve 1922 yılları arasında Kemalistler ve Bolşeviklerin birbirlerine ihtiyacı vardı ve bu yüzden bazı bariz gerçeklerin üstünü örtüyor ya da farklı yorumluyorlardı. Ancak 1926’dan sonra Türkiye ile Sovyetler Birliği ilişkisinde sorunlar su yüzüne çıkmaya başlayıp, Türkiye’nin Avrupa yanlısı tutumu belirginleştiğinde Sovyet DİK (Dış İlişkiler Komiserliği) yazışmalarında milliyetçi hareket hakkında daha gerçekçi yorumlara yer verilmeye başlandı. Örneğin, 15 Ekim 1927’de Rusya AK komiseri yardımcısı Lev Karahan’a ilettiği raporda Türkiye büyükelçisi Surits şöyle yazar: “Türkiye’de halk ihtilali askeri mücadele sonucunda elde edildi. Milli güçler başından beri askeri unsurların altında birleşmişlerdi. Halk kitleleri bu ihtilalde pasif bir rol oynuyorlardı”.</p>
<p>Bülent Gökay adlı tarihçi, Mustafa Suphi önderliğindeki bir grubun 22 Ocak 1919’da Kırım’a varmasını –daha sonra Moskova’ya geçtiklerini ve bunu Türklerle Bolşevikler arasındaki ilk temas olarak kabul eder. Aynı yazar, 12 Haziran 1919’da Amasya’ya giden Mustafa Kemal’in Bolşeviklerle ilişkiye geçmenin uygun olup olmayacağı konusunda bir mektupla Kazım Karabekir’e başvurduğunu, Karabekir’in de bu ilişkiyi “şimdilik resmi olmayan, kişisel bir düzeyde tutmak ve Türklerin Sovyet yardımına mahkum olduğu izlenimini vermemek koşuluna” bağladığını yazar.16 Mart 1920’de İtilaf devletleri tarafından Meclis-i Mebusan’ın kapatılması da Kemalistlerle Bolşevikler arasında doğrudan ilişki kurulması için önemli bir itici güç oldu.Daha sonra yapılan görüşmelerde Türk Heyeti bir yandan Kafkaslarda işbirliği çağrısı yaparken, bir yandan da Ermenileri Bolşevizmin yayılması önündeki yegane engel olarak gösteriyordu. Milli Mücadelenin başlıca düşmanlarının Yunanlar ve Ermeniler olduğu göz önünde bulundurulduğunda dikkat çekici olan bir nokta da, Mustafa Kemal hükümetinin Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenileri ve Rumları “Türk emekçi sınıflarını ezen büyük burjuvazi” olarak göstermek istemesidir. Enver Paşa Komünist görünmek için bir de Komünizmi öven broşür çıkarmıştı. Tabi buna karşı ilk engel Mustafa Kemal’in başkanlığını yaptığı Komünist grup buna karşı çıktı. Bakü’da 1920 Eylülünde toplanan 1. Doğu Halkları Kongresi’nde Türk komünistlerin Enver Paşa’nın konuşma yapmasını engellemeleri oldu.</p>
<p>Baku Kongresi sonrasında Enver Paşa Moskova üzerinden Berlin’e, bir “İslam İhtilali” örgütü kurmak için gitti, fakat aynı dönemde esas amaçlarından biri, Anadolu’ya geçtiğinde ve ilerde kendisine asıl desteği verecek olan İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin tekrar canlandırılmasıydı.</p>
<p>Bolşeviklerle başarılı bir işbirliğinin sürdürülmesi açısından hem Enver hem de M. Kemal için en azından sosyalist görünmek ve komünist fikirlerin kullanılması zorunluluğu açıktı. M. Kemal, Enver Paşa’ya olduğu gibi, Mustafa Suphi’nin liderliğini yaptığı Türk komünistleri grubuna da şüpheyle bakmaktaydı. Bakü Kongresi’nin acı deneyimini göz önünde bulunduran Enver Paşa, Türkiye’deki yandaşları aracılığıyla bir komünist partisi kurma deneyimine girişiyordu, ancak daha başarılı durumda olan M. Kemal de benzeri düşüncelere sahipti. Böylece, M. Kemal’in girişimiyle Türkiye’de, Hakkı Behiç başkanlığında “resmi” bir komünist Partisi kuruldu ancak bu M. Kemal’in Bolşeviklerle olan ilişkilerde kullanacağı bir oyun kartından başka şey değildi. Surits bu partinin kurulmasını,”Eğlencemiz için M. Kemal tarafından kurulmuş resmi Komünist Partisi” şeklinde ifade ediyordu. Diğer taraftan, bu adımla M.Kemal, Anadolu’da bulunan ve Rusya’ya bağımlı durumdaki gerçek komünistleri etkisizleştirmiş oldu.</p>
<p>NOT:</p>
<p>-Yukarıdaki yazı;</p>
<p>Arsen Avangyan’ın Toplumsal Tarih Dergisi’nin,159. ve 160. Sayılarında “Kurtuluş Savaşı’nda Ankara Sovyet İlişkileri” ve “Mustafa Kemal’e karşı Enver Kartı” adlı yazılarından faydalanarak hazırlanmıştır.</p>
<p>-DEVAM EDECEK-</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/17/turkiyede-bir-tabu-aralanirken-mustafa-suphi-olayi-2-ulus-irkad/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hamamda bastelli &#8211; Yılmaz Parlan</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/17/hamamda-bastelli-yilmaz-parlan/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/17/hamamda-bastelli-yilmaz-parlan/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Feb 2012 09:39:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÖZKAN YIKICI]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8828</guid>
		<description><![CDATA[Osmanlı’nın şaşaalı dönemlerinde Padişahlar, Külliye yapmaya çok meraklı idiler. Bol minareleri olan Camiler… Onlara ek olarak Şifahaneler yani hastaneler, Aklanmak paklanmak, Ve oğlancıklarla bastelli oynamak için de Hamamlar. Fakirlere yemek veren İmarethane, Ve yine bugün Üniversite dediğimiz Medreseler… Bunlara çoooooook meraklıydılar. 600 yıl boyunca Osmanlı’nın temeli olan külliyeler, Miyadını doldurunca, Osmanlı da Mustafa Kemal’ın çelmesiyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı’nın şaşaalı dönemlerinde Padişahlar,</p>
<p>Külliye yapmaya çok meraklı idiler.</p>
<p>Bol minareleri olan Camiler…</p>
<p>Onlara ek olarak Şifahaneler yani hastaneler,</p>
<p>Aklanmak paklanmak,</p>
<p>Ve oğlancıklarla bastelli oynamak için de Hamamlar.</p>
<p>Fakirlere yemek veren İmarethane,</p>
<p>Ve yine bugün Üniversite dediğimiz Medreseler…</p>
<p>Bunlara çoooooook meraklıydılar.</p>
<p>600 yıl boyunca Osmanlı’nın temeli olan külliyeler,</p>
<p>Miyadını doldurunca,</p>
<p>Osmanlı da Mustafa Kemal’ın çelmesiyle</p>
<p>Tarihin tozlu sayfalarına düştü.</p>
<p>Atatürk Batı medeniyetini örnek göstermişti ama,</p>
<p>Onlar pusula arızalanmış olduğundan,</p>
<p>Rotayı Doğuya çevirdiler.</p>
<p>Bugünlerde Külliyeler yine revaçta…</p>
<p>AKP’de bir Osmanlı hayranlığıdır gidiyor:</p>
<p>Baksanıza Baba Usta Erdoğan,</p>
<p>O döneme atıfta bulunarak sık sık,</p>
<p>Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethinden,</p>
<p>Karanlık bir Ortaçağa son verdiğinden,</p>
<p>Yeniçağ’ı başlattığından söz ediyor ve,</p>
<p>Osmanlıya olan hayranlığını da saklamıyor.</p>
<p>Kendilerinin de yeni bir çağ açarak,</p>
<p>Dindar bir gençlik yetiştirmek istediğini,</p>
<p>Açıkça söyleyerek niyetini gizlemiyor.</p>
<p>Uygulamak istediği Eğitim projesinin adına da,</p>
<p>“Fatih” diyor.</p>
<p>O böyle diyor ama koca Türkiye,</p>
<p>34 üyeli OECD’de Şili ve Meksika’dan sonra,</p>
<p>Eğitimde sondan üçüncü sırada duruyor!</p>
<p>Ama onlar Eğitimin kalitesini artıracaklarına,</p>
<p>İlahi projelerin peşinden gidiyor.</p>
<p>Taksim meydanında Topçu Kışlasını,</p>
<p>Yeniden inşa edeceklerini,</p>
<p>Kıbrıs’ta da bir Külliye kurmak istediklerini,</p>
<p>İlan ediyor.</p>
<p>Kıbrıs’ta fakirleştirme, işsizleştirme,</p>
<p>Kültürsüzleştirme ve kimliksizleştirme.</p>
<p>Ve ümmetçi cemaat toplumu yaratmak istediklerinden,</p>
<p>Her köye bir cami hatta o da yetmez iki cami projesinden sonra,</p>
<p>Kuran kursları,</p>
<p>İmam Hatip Liseleri,</p>
<p>Ardından İlahiyat Fakültesi derken,</p>
<p>Külliyeler yaptırmaya soyunuyor.</p>
<p>Kıbrıs İlim Ahlak ve Sosyal Yardımlaşma Vakfına,</p>
<p>200 dönüm arazi yıllık 100 TL’ye kiralanıyor.</p>
<p>116 okula karşılık 186 cami yetmezmiş gibi,</p>
<p>Üstüne de Külliye!</p>
<p>Yakışırrrrrrrr…</p>
<p>Ümmetçi toplum yaratmak için düğmeye basılmıştır,</p>
<p>İmamın ordusu da işbaşındadır.</p>
<p>Dindar bir toplum,</p>
<p>Sendikasızlaştırma,</p>
<p>Polis devleti oluşturma,</p>
<p>İtaati seven,</p>
<p>Dünyevi değil,</p>
<p>Ahireti hakim kılan bir anlayış devreye sokulmuştur.</p>
<p>Fettullah Gülen’in ayak sesleri,</p>
<p>Tüm Türki Cumhuriyetlerle birlikte,</p>
<p>Ka-Ka-Te-Ce’de de iyice işitilmektedir.</p>
<p>Ekonomik istiladan sonra,</p>
<p>İş toplumu ruhen dönüştürmeye dönmüştür</p>
<p>Dön baba dönelim,</p>
<p>Zikir yapıp kendimizden geçelim,</p>
<p>Şeyh Nazım Hoca’ya da Allah’tan iyilik dileyelim.</p>
<p>Cami, Kuran Kursu, İmam Hatip, İlahiyat ve son olarak,</p>
<p>Külliye…</p>
<p>Bu kadar ilahi şeylerin olduğu bir yerde,</p>
<p>Ben de tedbirimi alıp,</p>
<p>Cebimde iki muska ve çifte donla gezmeye başladım.</p>
<p>Beni artık ne cinler ne de şeytanlar çarpabilir!</p>
<p>Bir tarafta Casinolu Otel açılışları,</p>
<p>Diğer yanda sıra selviler gibi sıralanan Gece Kulüpleri,</p>
<p>Ve içerisinde her türlü istismara uğrayan çaresiz kızlar,</p>
<p>Uyuşturucu Mafiasının egemenliği,</p>
<p>Bunlar yanında da,</p>
<p>Kalkınıyormuşuzzz,</p>
<p>Büyüyormuşuzzzzzz.</p>
<p>Bankalarda mevduatlar artmışşşşşşşş,</p>
<p>İthalat, ihracat büyüyormuşşşşşşşşşşş,</p>
<p>Masalları ve herşeye zam üstüne zam…</p>
<p>Ama Eşel Mobile gelince,</p>
<p>Hayat bu ay hiç pahalanmamışşşşşş!</p>
<p>Külliye’li ülkenin külliyen yalanları bunlar…</p>
<p>Bir de madalyonun diğer yüzü var:</p>
<p>Duyan da bizim sermayeyi,</p>
<p>Ve tabii ki medyamızı has Kıbrıs milliyetçisi sanır!</p>
<p>Rejimin bunca yıl ayakta kalmasında oynadıkları rol yetmezmiş gibi,</p>
<p>Bizzat bu rejimin şaheseri olan adamlar,</p>
<p>Külliye bahanesi ile,</p>
<p>Külliyen yalanlara başvuruyorlar.</p>
<p>Neymiş efendim;</p>
<p>UKÜ bilim merkezi olarak orayı istemiş de vermemişler!</p>
<p>Kıbrıs’ın en büyük tekelci sermaye sahipleri,</p>
<p>74’ün yarattığı en müreffeh ailelerden,</p>
<p>Sayısız küçük esnafın hiç acımadan defterini düren,</p>
<p>Allahı para, peygamberi para, hayattaki en büyük ideali,</p>
<p>Yine para olan insanlar,</p>
<p>Ki memleketin en güzel toprakları ile,</p>
<p>Tekel olma imtiyazları,</p>
<p>Altın tepsi içerisinde yıllarca önlerine sunulmuş,</p>
<p>Ama gene de şikayet üstüne şikayet,</p>
<p>Hem de ne şikayet!</p>
<p>Bugüne kadar toplumsal mitinglerin,</p>
<p>Bir tanesine bile katılmamış,</p>
<p>Personeline katılmayı yasaklamış insanlar,</p>
<p>Miting organize edip bütün çalışanlarını sokağa dökmüş.</p>
<p>Külliyen yalanlara külliyen masallar eklenmiş.</p>
<p>Yazılsa best seller olur bu işlerin kitabı!</p>
<p>Gösterilen tepkilere bakınca,</p>
<p>Duyan da sanır ki arkadaşlar sadece bilimi düşünüyor da,</p>
<p>Ülkede Külliye açılmasına karşılar.</p>
<p>Halbuki onların tek derdi o değerli arazinin,</p>
<p>Neden onlara değil de başkalarına verildiği.</p>
<p>Yoksa Külliye hatta Külliyeler açılabilir ülkemizde.</p>
<p>Nema problema, canlarım benim!</p>
<p>Ülkede köylere birer ikişer cami açılırken,</p>
<p>Kuran kursları çatır çatır verilirken,</p>
<p>Milli Eğitim Bakanlığı’nın “İmam Hatip Liseleri kuracağız” vaazı,</p>
<p>Ortada yankılanır iken,</p>
<p>Hiç tepki koymayan bu ilim irfan yuvası sahipleri,</p>
<p>Külliyeye kazan kaldırıyor.</p>
<p>Katmerlenmiş sermayedar ve külliyen yalan dedikleri,</p>
<p>Budur işte!</p>
<p>Çok merak ediyorum:</p>
<p>Osmanlı döneminde,</p>
<p>Külliyelerin dilek türbeleri ve hamamları da olurdu,</p>
<p>Bu hamamlarda oğlancıklar da olur ve bastelli oynanırdı,</p>
<p>Acaba kurulacak olan Külliye’de hamam da olacak mı???</p>
<p>Malum toplum olarak çook kirlendik,</p>
<p>Aklanmak ve de paklanmak artık farz oldu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>GÖZDEN KAÇMAYANLAR!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yıllardır gizli ajandası olduğu iddia edilen TC Başbakanı Recep Tayip Erdoğan Dindar bir Gençlik yetiştirmek istediklerini kamuoyuna açıkça deklere etti. Artık takiyye yapmaya da gerek duymuyorlar. 85.000 Cami yetmemişe benziyor ki gaz pedalına balarislediler&#8230;</p>
<p>“Dindar toplum projesi” için 5 yılda toplam 1 milyar 5 milyon 80 bin TL’nin harcanması öngörülüyor. E-Devlet’ten daha iddialı bir proje bu, değil mi ama???</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/17/hamamda-bastelli-yilmaz-parlan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ortadoğu çizgileri &#8211; Özkan Yıkıcı</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/17/ortadogu-cizgileri-ozkan-yikici/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/17/ortadogu-cizgileri-ozkan-yikici/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Feb 2012 09:37:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÖZKAN YIKICI]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8826</guid>
		<description><![CDATA[Eskiden adını duyduğumuzda hemen uyarırdık; “kelimeleri kavramları içi boş değil, içeriği ve söyletene de bakın”. Orta doğu olayında özelikle Doksanlar sonrası durmadan tekrarlanan proje için de aynen geçerli olunuyordu. Fakat özellikle Emperyalist yelpazesindekiler ısrarla sanki “Orta doğu projesi” en doğru hedef gibiymişcesine ulaşılacak başarılacak umut siyasal olarak yaygınlaştırıldı. Olay içerikten çok yanında olmasanız kaybedersiniz korkusuyla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Eskiden adını duyduğumuzda hemen uyarırdık; “kelimeleri kavramları içi boş değil, içeriği ve söyletene de bakın”. Orta doğu olayında özelikle Doksanlar sonrası durmadan tekrarlanan proje için de aynen geçerli olunuyordu. Fakat özellikle Emperyalist yelpazesindekiler ısrarla sanki “Orta doğu projesi” en doğru hedef gibiymişcesine ulaşılacak başarılacak umut siyasal olarak yaygınlaştırıldı. Olay içerikten çok yanında olmasanız kaybedersiniz korkusuyla yorumlatılıyorlardı. Orta doğu projesi veya diğer Emperyalist tüm siyasal değerler ve ekonomik ölçekler aynen sanki ulaşılınca başarılı olunacağı düşüncesi takıntıdan öteye geçip kesin doğru gibi sunuldu. Hep şu yanılgı korku dolu düşünce kökleşti; “Orta doğu projesinde kimin yanındasınız? Amerikanın yanında olmazsanız yeni dönemde pay alamayacaksınız”. Bunu Afganistan Irak işgalinden başlayarak en son Libya direk müdahalesinde uygulandı. Şimdi Suriye olayında Beşar Esat karşıtı, İranı şer eksen kabullenme ölçeklerle Demokrasinin tarifinden özgürlük kriterleri belirleniyor. Demokrasi ve Özgürlük içeriği şöyle bir hal aldı; Amerikanın yanındaysan tamamdır. Bunu da son Suriye ayrışmasında görüyoruz. Sanki Sudiler, Katar ve en son net ortaya çıkan El kaide demokrasi ve özgürlük dersi verircesine, Suriye yönetimini Anti Demokratik baskıcı olmakla suçluyorlar. Bunlar bir anda Orta doğu çizgilerinin derinleştirdiği çirkin ama sermaye işdahlı enerji anlayışının yaratığı sonuçlar olmaktadır.</p>
<p>Söylenirken dahi içeriği kan kokan Orta doğu olayı artık direk olarak ısıtılmış haliyle karşımızda duruyor. Dinin en acımasız siyasal oyun aktörü ve gelecek sermaye serbest piyasa modelinin fitili çoktan çakıldı. Fakat öylesine bir Emperyalist merkez siyasal yapı oluştu ki kendileri Amerikancı olarak kalma adına tüm istenilen oyunları oynuyorlar. Sadece Çaresizce bu eksenden çıkarılıp artık tavsiye aşamasında olanlar çırpınıyor. Olayın direk Emperyalist dizayn noktasında olma sonucu, ne İsrail gerçeği ile yüzleşme vardır, nede kanlı Filistin kanlı tarihinde iyileştirme oluyor. Hatta konulan Orta doğu siyasetinde ağırlık arap ülkeleri üzerinden oynanarak daha esnek zayıf devletli ılımlı İslam siyasal ölçekli yabancı sermaye rahat dolaşımlı Orta doğu kuramı yaşamda can bulup yeşeriyor. Afganistan işgali, Irak işgali, İran şer eksene konma hareketi, Libyada Kaddafiyi gönderme ve Mısırda yeni İslami ayar hamleleri, Suriye ön karakolu düşürerek İran tavsiyesi ile olayı Pakistan eksenine taşıma siyasetleri çoktan yola çıktı. Dikkat edin; Tüm oyunun oynandığı veya tavsiye edilen ülkeler başka kutbun devletleri değildir. Hatta ırak ve Afganistan kısa zaman önce Soğuk Savaş döneminde emperyalist ön karakol gibi sistemin koruma şemsiyesi rolünde askeri güçler oluyordu. Ama işler değişince bu kez de dostlar düşman oldu. Hatta çok daha paradoksal gerçek Suriyede oluyor. Amerikada olmak üzere baş düşman algılatılıp belgelere konulan El kaide şimdi bu ülkede Amerikan yanlıları ile birlikte Esata karşı mücadele ediliyor.</p>
<p>El kaide Emperyalist Orta doğunun en çirkin çizgilerini gösteriyor. Soğuk savaş döneminde tohumları atılıp Afganistanda ortak saydam kardeşçe Amerika ile birlikte Sovyetlere karşı savaşıyorlardı. Tek kutup döneminde konulan Kültürler çatışmasıyla El kaide bu kez en korkunç düşman ilan edilip hatta tüm dünyada paranoyayla korkuyla oldukça terör mücadele adına oldukça gerilimli güvenlik yasaları da çıkartıldı. Ne gariptir daha ayni yasalar dururken ve Avrupa Amerikada El kaide Terör olguları işlenip Anti İslamcılık düşüncesi algılatılırken, Suriyede El kaide ile Amerika birlikte ayni cephede savaşıyorlar. Bundan dolayı değimli ki tüm batılı medyalar sağ olsunlar sadece “Suriye” baskıları ile uğraşıyorlar. Hala Katarın Sudilerin Demokrasi adının dahi yasak olduğu ülkelerin veya son bildik Türkiye gelişmelerine karşın “model” sunumu sorgulanmıyor. Oysa tarafların duruşu bize nasıl dünya istencinin de yanıtını veriyor.</p>
<p>En çarpıcı çizgi bu hafta başı yaşandı. Tüm arap ülkeleri Suriye üzerinde baskıyı artırıp Türkiye de askeri merkezi rollerle konuşulurken, birden olaylarda direk tavır koyan Bahreyn sokaklarında Demokratik taleplerle bir yıl önceki katliamı protesto eden gösteriler oldu. Bahreyn hükümeti Suriyeye “demokrasi çağrısı” yapan ülkeyken, kendi ülkesindeki silahsız gösterileri acımasızca bastırdı. Bu kez arap ülkeleri ve Amerika sanki Orta doğuda yok gibiydi: Yok gibiydiler ama Bahreynde İrana karşı Amerikanın önemli askeri üstü ve ülkedeki muhalefeti bastırmaya hazır Suudi tankları duruyordu. Böylesi Orta doğudan söz ediyoruz.</p>
<p>Yazılacak önemli tarihe tanık oluyoruz. Orta doğu projesinde dinin mezhepsel ayrımla nasıl kanlı göllere dönüştüğünü ve emperyalist sermaye hegemonya kurma ekonomisini tekrar bize anlatan kanlı sayfalarla doluyor. Oluşturulan mezhepsel eksende İran Türkiye merkezli olurken, Suriye karakolunda önemli hesaplaşmalar sürüyor. B.M. barış gücüsü ara bölge projeleri hepsi anlatılıyor. Hedef İrana yönelik senaryodan pratiğe dönen İsrail Amerikan Türkiye adımları artık yazılıp çiziliyor. Hepsi bir noktada buluşuyor; Emperyalist Orta doğu projesi. Mısırda olduğu gibi siz demokratiklik falan söylerseniz, bir maçta sokulan silahlı milislerle de sizi katlederler. Sahi Mısır maçındaki katliamın arkasını neden şanlı çok sesli medyalar neden yazmadılar?</p>
<p>Kısaca; Orta doğuda Bahar değil fırtınalar esiyor ve depremler oluşuyor. Oyun artık Orta doğu boyutunu çoktan aştı. Şimdiden olayın doğrusu yanlısı değil, gücün yanında olup ayakta kalma ve pay alma poletikasına çoktan oturdu. Hele din siyasal otoriteleşme, Yeni Osmanlı kabaran işdah ve diğerini karşıt görüp yok etme zafer çılgınlığı çizgileri iyice belirginleştirdi. Unutmayalım Yeri geldiğinde Sudan parçalandı, El kaide yerine göre korkunç yerine göre dost oldu. Ama hep sermaye paydası ve ne yazık ki dinin Sünni mezhep ortaklığı oynandı. Yakın Orta doğu haritası çizilirken müttefikler ve karlar hep buna endekslendi. Bakalım sol dalgasız orta doğuda sosyalist çizgiler güçlenince ayni oyun oynanacak mı? Tunus hatası ve Mısır katliamı sola belki gereken dersi verir. Bir de dikkat; Kürt kartı kaygan zeminde nasıl oynanacaktır?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/17/ortadogu-cizgileri-ozkan-yikici/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnanmaların politikleştirilmesi &#8211; Ali Sarıtepe</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/17/inanmalarin-politiklestirilmesi-ali-saritepe/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/17/inanmalarin-politiklestirilmesi-ali-saritepe/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Feb 2012 09:36:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[ALİ SARITEPE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8824</guid>
		<description><![CDATA[Çeşitli biçimlerde politikleştirilmiş dinlerin özelliği, kendilerini politika sahnesine atmış olduklarından; yürütme iddiasında bulunma halleridir. Onların bu iddiaları, dinin olgunlaşması ve toplumda ete kemiğe bürünmelerinde; toplumsal yapının sınıfsal yapısında ki ilişkiden etkilendikleri, ilişkiyi etkiledikleri süreçlerin aldığı biçimlerin ortaya çıkmış olan sonuçlarıdır. Dolayısıyla dinler, oluştukları andan itibaren; gelişme seyirleri onları ilk halleri olan eşitlikçi-demokratik özellikleri değil de, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çeşitli biçimlerde politikleştirilmiş dinlerin özelliği, kendilerini politika sahnesine atmış olduklarından; yürütme iddiasında bulunma halleridir. Onların bu iddiaları, dinin olgunlaşması ve toplumda ete kemiğe bürünmelerinde; toplumsal yapının sınıfsal yapısında ki ilişkiden etkilendikleri, ilişkiyi etkiledikleri süreçlerin aldığı biçimlerin ortaya çıkmış olan sonuçlarıdır. Dolayısıyla dinler, oluştukları andan itibaren; gelişme seyirleri onları ilk halleri olan eşitlikçi-demokratik özellikleri değil de, var olan çevresel edinmeler ile birlikte yeni bir hal kazanması, sürecin gelişmişlik hali olmaktadır.</p>
<p>Bu aynı zamanda dinlerin politik karakter/yönetme karakteri iddiasına taşınmış olmaları halleridir. Onun bu halleri, onların ümmete seslenmelerinden; ümmetten doğan millete/ulusa seslenmelerini de beraberinde getirmektedir.</p>
<p>İnanç; ulusal ve sınıfsal karakterlerin hegemonya ilişkilerinde güç aktarımı olmakta, diğer yanıyla da inancı yürüten insan ilişkilerinde yürütme odağına ortak olmaktadır.</p>
<p>Politikleşmiş, politikleştirilmiş dinlerde; o dinin egemen olduğu toplumlarda ki sınıfsal bölüntülerde, üretim araçlarından yoksunluğa uygun olarak ortaya çıkan bölüntü farklılıklarına uygun olarak inanç; egemenden yoksula doğru değer anlatımları farklılığına uğramaktadır.</p>
<p>Bu olgu aynı devlet içerisinde farklı dinler ve mezheplerin olduğu ve bunun yanında farklı etnik bütünlerin olduğu durumlarda, politikleştirilmiş din/mezhep; o devlete egemen olan ulus kimliğinin kimlik haklarının egemen olması için inanç; ulus ideolojisi ile eklemlendirilerek egemen ulusun gücüne aktarım yapan konuma gelirken/getirilirken; iktidar ilişkilerinde, yürüyüşünde yarattığı değere ilişkin olarak kendisinin yapısı da imkanlara ulaşmakta ve kendisinin son hali felsefesi de topluma derinlemesine nüfus ettirilmesinde imkanlara kavuşmuş olmaktadır.</p>
<p>Buradan baktığımız zaman: Siyasal islamın karakterinin Türkiye’de ki hali, onun egemen ulusa egemenliğini devam ettirmede güç aktarma kayışı konumunda tutulmuş olduğunu rahatlıkla görebilmekteyiz.</p>
<p>Onun bu hali, etnisite yapılara egemen olması halinin olmazsa olmaz haline getirmektedir. Dinsel inanmaların bu hali; onların ilk çıktıkları haldeki eşitlikçi-demokratik karakterinin olmayan şeylerle yüklenmelerini de beraberinde getirmektedir.</p>
<p>Dinler artık çoğaltılmıştır. Çoğaltılan, eklemlendirmeler yapılan din bu haliyle, o, obez hale getirilmiş durumdadır.</p>
<p>Dinin bu hali, kirletilmiş hali; toplumların devinim hallerine edilgenlik noktasında olmasına vesile olmaktadır.</p>
<p>Geçmişten günümüze kadar ki toplumsal yaşanmışlıklara baktığımız zaman, tarihin bu yanının yaşanmışlıklardan ayrılamıyor olduğunu görülebilmektedir.</p>
<p>Dinin bu hali, topluma afyon olma halidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/17/inanmalarin-politiklestirilmesi-ali-saritepe/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KIBRISLI RUM BASIN ÖZETLERİ 16/02/2012</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/16/kibrisli-rum-basin-ozetleri-16022012/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/16/kibrisli-rum-basin-ozetleri-16022012/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Feb 2012 15:45:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıbrıslı Rum Basın Özetleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8952</guid>
		<description><![CDATA[FİLELEFTEROS gazetesinin bugünkü ana haberi evlerinde sıfır elektrik kullananlara Kıbrıs Elektrik Kurumu yetkililerinin gönderdiği mektupların yarattığı tepkiler. Gazeteye göre, evlerinde sıfır elektrik kullananlara Elektrik Kurumu yetkililerinin gönderdiği mektuplarda kurumun bu evlerdeki tesisatlarını sökeceği uyarısında bulunması tüketicilerde karmaşa yarattı. Bazı tüketiciler elektrik sayaçlarının yazması için elektriklerini açık bırakmaya başladı. Elektrik Kurumu ise bu mektupları elektrik sayaçlarına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img class="alignright size-full wp-image-7205" title="RB" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2011/09/rb.jpg" alt="" width="288" height="192" />FİLELEFTEROS</strong> gazetesinin bugünkü ana haberi evlerinde sıfır elektrik kullananlara Kıbrıs Elektrik Kurumu yetkililerinin gönderdiği mektupların yarattığı tepkiler. Gazeteye göre, evlerinde sıfır elektrik kullananlara Elektrik Kurumu yetkililerinin gönderdiği mektuplarda kurumun bu evlerdeki tesisatlarını sökeceği uyarısında bulunması tüketicilerde karmaşa yarattı. Bazı tüketiciler elektrik sayaçlarının yazması için elektriklerini açık bırakmaya başladı. Elektrik Kurumu ise bu mektupları elektrik sayaçlarına müdahale gibi olgulardan kaçınılması için gönderdiğini belirtti. Bu arada toplumun ekonomik açıdan zor durumda olan ve elektrik faturalarını ödemede zorlanan kesimlerinin elektrik kullanımında gerekli önlemlerin alınmasını içeren AB direktifini uygulamadığı için Kıbrıs, Avrupa Birliği’nin yaptırımlarının tehdidi altında. Kıbrıs’ta elektrik faturalarının gelecek ay itibarıyla Katma Değer Vergisi uygulamasındaki artış nedeniyle %2 daha da artması bekleniyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gazetenin diğer haberlerinden bazıları</strong></p>
<p>-       Cumhurbaşkanı Hristofyas Kıbrıs sorununda bundan sonraki adımlarının neler olacağına ilişkin Ulusal Konsey’de bilgi verirken geçmişe de giderek, kendisinden önceki Cumhurbaşkanlarının Annan planıyla karşılaştırmalı olarak konuyu ele alış biçimine değindi. Cumhurbaşkanı Hirstofyas kendi pozisyonunu ortaya koyduğu ve yaklaşık iki saat süren konuşmasında özünde tarihi süreci ele alarak, federasyon ya da taksim ikilemine geldi. Cumhurbaşkanı, toprak konusunda kriterlere Makaryos-Denktaş Üst Düzey Anlaşması’na atıfla başladı. 1992 yılında Denktaş köşeye sıkışmışken, Glafkos Kliridis’in Gali Düşünceler Dizisi’ni gömme ve S-300 füzeleri politikası sonucunda Annan Planı’na gelindiğine dikkat çekti. Müteveffa Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos’un “Annan gibi planlar masada kalır ve yok olmazlar“ açıklamalarına vurgu yaparak Papadopulos’un bu planda değişiklikler için tezler ileri sürdüğünü ifade etti. 8 Temmuz anlaşmasından söz ederken, bu anlaşmanın da iki bölgeli federasyona atıfta bulunduğuna dikkat çekti. Kendisinin ise bu anlaşmayı ete kemiğe büründürdüğünü ifade ederek, kendisinin başardıklarının Annan Planı’ndan daha iyi olduğunu söyledi. Böylece müzakerelerin temelinin Genel Sekreter’in reddedilen planı olduğunu dolaylı bir biçimde doğruladı. Bugün tartışılanlarda hedefin, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin değişimi olduğunu da belirterek, 1977’den bugüne olanları dikkate almaksızın her şeye boş, beyaz bir sayfayla başlanamayacağının altını çizdi. Dönüşümlü başkanlığı Eroğlu’nun kabul etmediğini, egemenlik konusunda bunun iki toplumdan değil Kıbrıslırumlar ile Kıbrıslıtürklerden kaynaklanabileceği konusunda Cenevre’de yabancılardan uzman görüşü aldığını, deniz hukuku konusunda yabancıların hazırladığı raporların, Yunanistan Dışişleri Bakanlığı’nca hazırlanan görüşlerin değerlendirildiğini söyledi. Müzakere sürecinde danışmanları olmadığı konusunda kendisini eleştirenlere de müzakere heyetini sundu. Müzakerecinin değiştirilmesi konusunda ise, bu konunun seçim öncesi gündeme getirildiğini belirtti ve Kıbrısrum tarafının bunu yapması durumunda Türk tarafının da bunu yapacağını ve görüşmelerin düzeyinin aşağı çekileceği tespiti yaptı. Cumhurbaşkanı Hirstofyas konuşmasında Kıbrıs sorununda uluslararası bir konferansın toplanmasını gerekli koşullar oluşmaksızın kabul etmeyeceğini de söyledi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>POLİTİS</strong> gazetesinin bugünkü ana haberi kumarhane açılmasına izin verilmesi konusunda yaşanan gelişmeler. Gazeteye göre, Kıbrıs’ta kumarhane açılmasına izin verilmesi Maliye Bakanlığı açısından geriye dönüşü olmayan bir yol ve bu alandan sağlanabilmesi olası gelirler 2012 yılı bütçesinde dikkate alınmasa da bu konunda 15 gün içerisinde bir sonuca varılması bekleniyor. Kumarhane açılması izni verilmesinin devlete önemli bir gelir getireceği düşünülüyor. Bu konuda şu an için tek engel AKEL. AKEL, kumarhane açılması izinlerinin verilmesi konusunun araştırılması için parti araştırma komitesine geçen kasım ayında görev vermişti ancak bu konudaki araştırma henüz tamamlanmadı. AKEL’in konuya ilişkin daha önceki tavrı olumsuzdu. Elde edilen bilgilere göre, ülke ekonomisi için önem taşıyan bu konuda karar alma sürecini AKEL şimdi hızlandıracak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gazetenin diğer haberlerinden bazıları</strong></p>
<p>-       Doğal gaz ve petrol istasyonu terminal yönetiminde ve diğer inşaların yapımında uzman bir firma olan Fransız Technip şirketi ile Noble Enerji şirketinden kalabalık bir heyet bugün Vasiliku bölgesini ziyaret edecek ve doğal gaz istasyonunun yapımı için öngörülen yeri kontrol edecek. Bu iki şirketin heyetine Ticaret, İçişleri ve Tarım Bakanlığı bürokratları eşlik edecek. Yabancı ve Kıbrıslı uzmanlar dün Kıbrıs Elektrik Kurumu binasında uzun süren bir toplantı gerçekleştirdiler ve bu bölgeye yönelik alt yapı konularını ele aldılar. Elde edilen bilgilere göre, harita üzerinde çalışma yapan uzmanlar Vasiliku bölgesinin böylesi bir terminal binası için uygun olacağı düşüncesindeler.</p>
<p>-       Kıbrıs 2011 yılında turizmden 1 milyar 749 milyon avro gelir elde etti. Bu da %12,9 oranında bir artış anlamına geliyor. 2011 yılında Kuzey Afrika ülkelerinde yaşanan siyasi gelişmeler Kıbrıs’a gelen turist sayısının artmasını getirdi. Kıbrıs’a gelen turist sayısının artmasının bir diğer nedeni de Rusların artan ilgisi oldu. 2011 yılında adaya gelen turist sayısı bir önceki yıla göre %10,1 oranında artarak 2,4 milyona ulaştı. Ancak tüm yıl bazında turizm gelirlerinde artış kaydedilmesiyle birlikte, 2011 yılının son aylarında bir azalma da görülüyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>ALİTYA</strong> gazetesinin bugünkü ana haberi İsrail Başbakanı Netenyahu’nun bir günlük Kıbrıs ziyareti. Gazeteye göre, bugün Kıbrıs’a gelecek olan İsrail Başbakanı güvenlik nedeniyle Baf’taki Andreas Papandreu hava üssüne inmek istedi. Bu konuyla ilgili olarak Cumhurbaşkanı Hristofyas dün Ulusal Konsey toplantısına kısa bir ara verdi. İsrail’den gelen mesaj Netanyahu’nun Baf’taki askeri üsse gelmesi ve adadan ayrılırken de Larnaka hava alanını kullanması arzusunda olduğu yönündeydi. Bu talep bazı soru işaretlerini de beraberinde getirdi. Kıbrıs hükümeti de bu talebe belli çekincelerle yaklaştı. Böylesi bir durumda bugüne kadar sınırlı olan Kıbrıs-İsrail ilişkilerinde askeri yan Lefkoşa’nın arzu etmemesine karşı yoğunluk kazanacaktı. Sonuçta İsrail ile yapılan temaslar sonrası Netenyahu’nun Baf’a, ancak askeri üsse inmemesi kararına varıldı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gazetenin diğer haberlerinden bazıları</strong></p>
<p>-       Türkiye bugün Kıbrıs’ın münhasır ekonomik bölgesindeki 12. Afrodit parselinde gerçek mermilerle askeri tatbikat yapacak. Türkiye’nin bu konudaki notamı belli bir süreden beridir var olan sakin ortamı değiştirdi. Bu arada Türkiye’nin bu askeri tatbikatını İsrail Başbakanı Netenhayu’nun Kıbrıs’a ziyarette bulunacağı bir günde yapma kararı da dikkat çekti.</p>
<p>-       Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas dün 50 sayfalık belgesiyle Ulusal Konsey’de eski cumhurbaşkanlarının bazı taahhütlerine dikkat çekti, süreci ele almada bazı yanlışları gündeme getirdi ve Kıbrıs sorununda olası strateji değişikliğinin Kıbrısrum tarafına zarar vereceği görüşünü savundu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>HARAVGİ</strong> gazetesinin bugünkü ana haberi dünkü Ulusal Konsey toplantısı. Gazeteye göre, Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas dün Ulusal Konsey’in birinci günkü toplantısında kendi tavrını ortaya koyarken şu ana kadar anlaşmalara bağlılık ve iki bölgeli iki toplumlu federasyon uzlaşmasına saygının Ulusal Konsey’de ortak yaklaşımın temeli olduğunu söyledi. Konsey’in iki gün sürecek toplantısında bunlara bağlılığın yeniden birleşme perspektifini koruyacağını ifade etti. Cumhurbaşkanı dün özünde iki bölgeli iki toplumlu federasyon çözümünün ve toplumlararası diyaloğun terki anlamına gelecek bir strateji değişikliği isteyenlere de yanıt vermiş oldu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gazetenin diğer haberlerinden bazıları</strong></p>
<p>-       Başsavcı Petros Kliridis Cumhurbaşkanı’na hakaretten haklarında dava açılan beş kişiyle ilgili bilgi verirken bu davaların açılacağından Cumhurbaşkanı Hristofyas’ın haberinin olmadığını, ancak konuyla ilgili olarak basından bilgi edinmesinin hemen akabinde başsavcılığa başvurarak bu davaların geri çekilmesini istediğini söyledi.</p>
<p>-       Çarşamba günü Temsilciler Meclisi’nde onuruna düzenlenen bir etkinlikte konuşan Nobel ödüllü Kıbrıslı ekonomist Pissaridis, Kıbrıs ekonomisinin iyileşmesi konusunda umutlu olması için somut nedenlerin olduğunu, Kıbrıs’ın Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde doğal gaz bulunmasının, 2-3 yıl içerisinde ekonominin iyileşmesine yol açacağını söyledi. Dünya’nın her yerinde işsizliğin yüksek oranlara ulaşmasından söz ederken de dünya ekonomisinin işsizlik konusuyla ilgilenmeden önce iyileşmesi gerektiğine dikkat çekti. Pissaridis “Maalesef Avrupa’nın ekonomisi çok kötü sorunlarla karşı karşıya bulunuyor ve şimdiye kadar bu sorunlarla mücadele etmek için somut çözümler üretilmiş değil” şeklinde konuştu.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/16/kibrisli-rum-basin-ozetleri-16022012/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KTOEÖS, YKP’yi ziyaret etti</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/16/ktoeos-ykpyi-ziyaret-etti/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/16/ktoeos-ykpyi-ziyaret-etti/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Feb 2012 10:09:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[manşet]]></category>
		<category><![CDATA[YKP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8847</guid>
		<description><![CDATA[Eylemlerine destek amacıyla siyasi partilere ziyaret başlatan Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS) yönetimi, Yeni Kıbrıs Partisi’ni ziyaret etti]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-medium wp-image-8848" title="ykp_ktoeos" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2012/02/ykp_ktoeos-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" />Eylemlerine destek amacıyla siyasi partilere ziyaret başlatan Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS) yönetimi, Yeni Kıbrıs Partisi’ni ziyaret etti.</p>
<p>Ziyarette konuşan KTOEÖS Başkanı Tahir Gökçebel, gelişmelerin kendilerini haklı çıkardığını kaydederek, Haspolat’taki Meslek Lisesi’nde İlahiyat Bölümü açılmasından dolayı grev ve eylem kararı aldıklarını ancak diğer örgütlerin bu konuyu çok tartışmadıklarını söyledi.</p>
<p>“Buzdağının bazı kısımlarının daha ortaya çıktığını, bunu toplumun da gördüğünü”  belirten Gökçebel, sınıflarda ortalama öğrenci sayısının 40’ı geçtiğini ve yeni okula ihtiyaç duyulduğunu,  ancak hiç ihtiyaç duyulmayan külliye ve cami için ülkenin yağmalandığını kaydetti.</p>
<p>“Bu dayatmaların Kıbrıs Türk halkının anayasasını ortadan kaldırdığını, meclisinin ve yürütmesinin halka silah çevirmesine yol açtığını, kurumsal yapıyı yok etme noktasına getirdiğini” söyleyen Gökçebel, “Yapılmak istenilen bellidir;  Kıbrıs Türkü’nü mülksüzleştirmek ve diğer yandan toplumu bölecek bir yapı…” dedi.</p>
<p>Eğitimde de itaatkar bir insan modeli yaratılmaya çalışıldığını belirten Gökçebel, bunu eylemlerle gündeme getirmeye çalıştıklarını söyledi.</p>
<p>16 Şubat’ta öğrencilerin karne almamış ve notlarını öğrenmemiş bir şekilde okula başlayacaklarını belirten Gökçebel, bunun sorumlusunun “çözüm üretmeyen ve basiretsiz bir duruş sergileyen”  Başbakan ve Eğitim Bakanı olduğunu ifade etti.</p>
<p>Kıbrıs Türkü’nün bir asırlık okulu LTL’nin de yok edilmeye çalışıldığını belirten Gökçebel, hükümete eleştiriler yöneterek, yaşananların asimilasyon olduğunu söyledi</p>
<p>YKP Yürütme  Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı da gelişmelerden kaygı duyduklarını tüm bu gelişmeleri Avrupa Sol Partisi toplantısına taşıdıklarını belirtti ve hükümetlerin TC nin  “acentaları” olduklarını ifade etti</p>
<p>Kanatlı, Lefkoşa merkezindeki okulların dışarıya taşınarak aslında külliyenin bu okulların yerine yapılacağını ve Lefkoşa’nın dokusunun da değiştirilmeye çalışıldığını belirtti.</p>
<p>Doğa koleji sürecinde bir “Fetullah operasyonu” izlediklerini ancak külliye olayının milli görüşe yakın başka bir cemaatin çalışması olduğunu söyleyen Kanatlı, ortada birden fazla cemaat bulunduğunu ifade etti.</p>
<p>Söz konusu tarikatların daha önce ülkeye dershaneler vasıtasıyla girdiklerini, şimdi ise kolejlere ve üniversitelere el attıklarını söyleyen Kanatlı, KTOEÖS’ün  eylemine ellerinden geldiği kadar destek olacaklarını belirtti.</p>
<p>YKP Yürütme Kurulu üyesi Alpay Durduran da, KTOEÖS’ün mücadele amacını paylaştıklarını kaydederek, Kıbrıs Türk toplumunun “dini ihtiyaçlarını karşılayamadığına” dair bir şikayeti  olmadığını söyledi.</p>
<p>Durduran, Kıbrıs Türk toplumu kurumlarından evkafın dini ihtiyaçları karşılamakla görevli olduğunu ancak bu özellikle din adamı yetiştirmek konusunda üstüne düşeni yapmadığını, bunun yerine Türkiye’den imam ithal ettiğini ve bu insanlarla Kıbrıs Türk toplumuyla çatıştığını belirtti.</p>
<p>Ülkede tarikatların da harekete geçtiğini ve şimdi saldırının daha kapsamlı olduğunu söyleyen Durduran, ülkede iki bütçe bulunduğunu; bunun birini TC Yardım Heyeti’nin, diğerini de hükümetin uyguladığını kaydetti</p>
<p>“Tarikatların parasıyla mücadele edilemeyeceğini” belirten  Durduran, hükümetin bunlara kısıtlama ve yasaklama getireceğine tam tersine yardımcı olduğunu ekledi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/16/ktoeos-ykpyi-ziyaret-etti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KIBRISLI RUM BASIN ÖZETLERİ 15/02/2012</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/15/kibrisli-rum-basin-ozetleri-15022012/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/15/kibrisli-rum-basin-ozetleri-15022012/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Feb 2012 15:49:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıbrıslı Rum Basın Özetleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8954</guid>
		<description><![CDATA[FİLELEFTEROS gazetesinin bugünkü ana haberi Kıbrıs Elektrik Kurumu’nun bazı uygulamaları. Gazeteye göre, emekli bir çift tasarrufta bulunmak amacıyla elektrikli kaloriferlerini kullanmak yerine daha ucuz ısınma yolları buldu. Kıbrıs Elektrik Kurumu ise bu çifte elektrikli kaloriferlerini kullanmamaları durumunda kurumun bu evdeki tesisatını sökeceği şantajında bulundu. Kurum terk edilmiş durumdaki evlerin tespiti ve bu evlerdeki kuruma ait [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img class="alignright size-full wp-image-7205" title="RB" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2011/09/rb.jpg" alt="" width="288" height="192" />FİLELEFTEROS</strong> gazetesinin bugünkü ana haberi Kıbrıs Elektrik Kurumu’nun bazı uygulamaları. Gazeteye göre, emekli bir çift tasarrufta bulunmak amacıyla elektrikli kaloriferlerini kullanmak yerine daha ucuz ısınma yolları buldu. Kıbrıs Elektrik Kurumu ise bu çifte elektrikli kaloriferlerini kullanmamaları durumunda kurumun bu evdeki tesisatını sökeceği şantajında bulundu. Kurum terk edilmiş durumdaki evlerin tespiti ve bu evlerdeki kuruma ait tesisatın sökülmesi için bu tür mektupların gönderildiğini belirterek kendisini savundu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gazetenin diğer haberlerinden bazıları</strong></p>
<p>-       EDEK kendi gündeminde DİSİ lideri Nikos Anastasiadis’in Cumhurbaşkanlığı adaylığının olmadığını açıkladı ve temel arayışının başta DİKO olmak üzere merkezi siyasi alandaki güçlerin bir cephesini yaratmak olduğunu duyurdu. Bu da Yannakis Omiru ile Nikos Anastasiadis arasında Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili bir görüşmenin yakın bir zamanda gerçekleşmesinin beklenemeyeceğini ortaya koydu. EDEK’in bu yaklaşımına karşı, gerek EVROKO, gerekse Ekoloji Hareketi net ön koşullar ileri sürerek Nikos Anastasiadis’in adaylığının desteklenmesini olasılık dışı görmüyorlar. Maryos Karoyan ile Yannakis Omiru’nun olası bir işbirliğini ele almak için ilk kez önümüzdeki hafta içerisinde bir araya gelmeleri bekleniyor. Elde edilen bilgilere göre, EDEK Başkanı Yannakis Omiru DİKO lideri Marios Karoyan’la bir telefon görüşmesi yaptı ve bu diyalogları sırasında bir araya gelme kararı verdiler. EDEK Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin ilk tur temaslarını kısa sürede tamamlamayı ve bu temaslar sırasında ortak bir programa yönelik ilk belirtileri tespit etmeyi hedefliyor. Bunun yanı sıra bu uğraşıya liderlik edebilecek kurum ve kişiyi de tartışmayı istiyor. Bu süreçte DİKO’nun da temel bir rolü olduğu görüşünde ve bu nedenle de ilk görüşmeyi DİKO ile gerçekleştirmek istiyor. Daha sonra diğer siyasi güçlerle de temasa geçecek. Benzer bir niyet DİKO’da da var ve DİKO da temaslara EDEK’le başlama arzusunda. Bu iki partisi konuya ilişkin kesin kararlarını Mayıs ayında almaları bekleniyor. EDEK 4-5 Mayıs tarihlerinde kongre toplamayı programlıyor. Bu diyaloga EVROKO’nun da katılacağına kesin gözüyle bakılıyor. Ekoloji Hareketi ise farklı bir süreci izliyor. Ekoloji Hareketi milletvekili Yorgos Perdikis siyasi parti liderlerinin sadece oyun oynamaları için uzun sürecek bir isim arayışı tartışmasına Ekoloji Hareketi’nin girmeyeceğini açıkladı. EVROKO Başkanı Dimitris Şilluris ise dün katıldığı bir radyo programında partisinin Nikos Anastasiadis’in adaylığını tartışabileceğini ima etti. EVROKO’nun tüm partilerle diyaloğa açık olduğunu söylerdi ve önümüzdeki günlerde AKEL ile de bir araya geleceklerini duyurdu. Şilluris, Kıbrıs sorununun partisi için öncelikli konu olduğu görüşünü de ifade etti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>POLİTİS</strong> gazetesinin bugünkü ana haberi Maliye Bakanı Kikis Kazamias’ın Kıbrıs’ta kumarhane açılması konusundaki yönelik raporu. Gazeteye göre, Maliye Bakanlığı’nın Bakanlar Kurulu’na sunduğu bu raporda bu kumarhanelere verilecek izinlerden devletin yarım milyar avroya yakın bir gelir sağlayacağı belirtiliyor. Bakanlar Kurulu ise dün bu raporu gündemine almadı ve konuyla ilgili olarak AKEL’in alacağı karar bekleniyor. Konuyla ilgili raporda 1 ile beş arasında kumarhaneye izin verilmesi öngörülüyor. Bu kumarhanelerin işleyişinden devletin sadece vergi olarak yılda 35 ile 50 milyon avro arasında vergi alması öngörülüyor. Bu arada raporda hiçbir bilimsel araştırmanın kumarhanelerin sosyal yaşama etkisi hakkında bir kanıtın olmadığı da belirtiliyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Gazetenin diğer haberlerinden bazıları</strong></p>
<p>-       Greentree 2 görüşmesinin ardından yapılan ilk görüşmeye liderlerin öfkeli geldikleri ve ciddi zıtlaşmaların yaşandığı görüldü. Diplomatik çevrelere göre, bu durum Mart ayına kadar bu şekilde devam edecek. Dünkü görüşmede bundan sonraki müzakere sürecinin programlanması amacıyla yöntem konusu ele alındı. Ancak görüşmenin başında görüşmelerin gizliliği olgusu gündeme geldi. Bu noktada Kıbrısrum tarafının çözüm çerçevesi belgesine eşlik eden bir belgenin kamuoyuna sızdırılması konusunu Derviş Eroğlu’nun gündeme getirmesi bekleniyordu, ancak Dimitris Hristofyas konuyla ilgili olarak öncelik aldı. Hristofyas, Eroğlu’ya dört özgürlükle ilgili belgeyi sözde Meclis’e göndererek bu sızdırmaların sorumluluğun kendisine ait olduğunu söyledi. Hristofyas bu yaklaşımını sert bir üslupla ortaya koydu ve Türk tarafının bu konuda Cumhurbaşkanı ile muhalefet arasında bir sürtüşme yaratmayı amaçladığı görüşünü de ileri sürdü. Buna karşı Eroğlu ile Özersay da Kıbrısrum tarafının bazı belgeleri basına sızdırarak süreci öldürmeyi ve Aleksander Dovner’in Mart ayında rapor hazırlamasını engellemeyi hedeflediğini ileri sürdüler. Birleşmiş Milletler yetkilileri ise dün taraflar arasındaki bu keskin söz düellosuna karışmadılar. Bununla birlikte basına sızıntılardan rahatsızlık duyduklarını perde gerisinde ifade ettiler.</p>
<p>-       Özel arsa üzerine konut yapmak isteyen göçmenlere mali yardım bundan böyle gelir kriterleri temelinde yapılacak. Vatandaşlara yapılan konut edinme yardımları da gelir kriterine bağlandı. Konuyla ilgili öneri Bakanlar Kurulu’nda onaylandı. Kamuda tasarruf önlemleri paketinde yer alan bir husus daha böylece hayata geçirilmiş oldu. Elde edilen bilgilere göre, 13. maaş hariç yıllık geliri 80 bin avroyu geçen göçmenlere artık bu yardım yapılmayacak. Bu karara Göçmenler Birliği’nin de onay verdiği ifade ediliyor. Yıllık geliri 60 bin avroya kadar olanlara tek odalı konut için 37 bin avro yardım yapılacak. Geliri 45 bin avroya kadar olanların alacakları yardım ise, iki odalı bir konut için 45 bin avro olacak. Üç odalı konut için ise bu yardım 62 bin avroya çıkacak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>SİMERİNİ </strong>gazetesinin bugünkü ana haberi Yunanistan’daki gelişmeler. Gazeteye göre, Yunanistan karşı karşıya olduğu ekonomik, siyasi ve sosyal kriz içinde daha iyi günler umuduyla ayağa kalkmaya ve yaşamın normal ritmini yakalamaya çalışıyor. Papadimos hükümeti dün toplanarak, Meclis’in ‘evet’i sonrası troyka ile imzaladığı anlaşmayı yaşama geçirmenin yollarını görüştü. Dünkü toplantıda ağırlık bu uygulamalar için yapılacak yasal düzenlemelere verildi. Söz konusu 325 milyon avroluk tasarrufu hükümetin nereden yapacağını belirlemesi konusu da gündemde. Troyka, Yunanistan’ın bu konuyu en kısa süre içerisinde netleştirmesini istiyor. Bu arada Almanya’nın söz konusu kredinin, bu programın uygulanmasıyla orantılı ve aşamalı bir biçimde Yunanistan’a verilmesinden yana olduğuna dair bilgiler de var.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gazetenin diğer haberlerinden bazıları</strong></p>
<p>-       Kıbrıs’ta kalp rahatsızlığı ile doğan çocukların altıda dördünün ailelerinde de kalp sorunu var. Her bin çocuktan altısı kalp sorunuyla doğarken bunlardan dördünün ailesinde kalp sorunu olduğu görüldü. Henüz 37 haftalık olmadan doğan bebeklerde ise kalp sorunu olması olasılığı iki-üç kat daha fazla.</p>
<p>-       Meclis Ticaret Bakanlığı Komisyonu üyeleri elektrikle ilgili 2009 AB direktifini hükümetin derhal uygulamaya koymasını ve özellikle ekonomik açıdan zorda olan kesimlerin elektrik faturalarını ödeyememeleri nedeniyle elektriklerinin kesilmemesini istedi. Komisyon, bu konuda yaşanan gecikmeden dolayı hükümeti eleştirdi. Bu arada Komisyon üyesi DİKO milletvekili Angelos Votsis bu faturaları kimin ödeyeceği konusunda karar almasını da komisyondan istedi. AKEL milletvekili Yannakis Gavril ise bugünkü hükümetin 2008 yılından beri uyguladığı sosyal devlet politikasından yaklaşık 23 bin ailenin yararlandığını söyledi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>HARAVGİ</strong> gazetesinin bugünkü ana haberi Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas’ın dün Derviş Eroğlu ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklama. Gazeteye göre, Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas dün Eroğlu ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, görüşmelerle ilgili olarak üzerinde anlaşmaya varılan yönteme yönelik kabul edilemez ihlaller olduğu suçlamasında bulundu. Cumhurbaşkanı Hristofyas Güvenlik Konseyi’nin yakın geçmişte aldığı 2026 sayılı kararında ortaya koyulan koşullara, yani iç konuların çözülmesi ve her iki tarafın da onayının olması konularına uyulmaması halinde, Kıbrısrum tarafının uluslararası bir konferansa katılmayı reddetmekte tereddüt etmeyeceğini söyledi. Güvenlik Konseyi’nin koyduğu koşullar yerine getirilmeden uluslararası bir konferansın gerçekleştirilmesini Kıbrısrum tarafının kabul etmesinin söz konusu olamayacağını ifade etti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gazetenin diğer haberlerinden bazıları</strong></p>
<p>-       İsrail Başbakanı Netenyahu’nun Kıbrıs’a yapacağı çalışma ziyaretiyle Kıbrıs ile İsrail arasındaki ilişkilerin geliştirilmesinde bir adım daha atılıyor. Bu ziyaret bir günlük olsa da, büyük önem taşıyor, çünkü öncelikli olarak Cumhurbaşkanı Hristofyas’ın İsrail’e gerçekleştirdiği ziyaretin bir devamı olarak görülüyor. Bunun yanı sıra, fonda Kıbrıs’ın münhasır ekonomik bölgesi olmak üzere, iki ülke arasındaki işbirliği ilişkilerine yeni bir ivme kazandırması bekleniyor. Elde edilen bilgilere göre, bu ziyaret çerçevesinde iki ülke arasında enerji alanında işbirliği konuları da ele alınacak.</p>
<p>-       Dün greve giden binlerce inşaat işçisi “Çalışma yaşamında kaosa hayır” diye haykırdılar. Kazanılmış haklarını ve toplu sözleşmeleri korumada kararlı olduklarını bir kez daha net bir biçimde ortaya koydular. İşverenlerin uzlaşmaz tavırlarında ısrar etmeleri, Çalışma Bakanlığı’nın arabulucu önerilerini reddetmeye devam etmeleri ve toplu sözleşmelerde askıda kalan sorunların çözümünde işbirliğine girmemeleri halinde eylemlerinin dozunu daha da artıracakları uyarısında bulunuyorlar. Taşeronluk sisteminin toplu sözleşmelerin ihlali anlamına geldiğini belirten çalışanların birinci talebi taşeronların tüm işyerlerinden uzaklaştırılmaları.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/15/kibrisli-rum-basin-ozetleri-15022012/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;PETROL DOLUM TESİSİNE HAYIR PLATFORMU&#8221; TARAFINDAN DÜZENLENEN PANELİN SONUÇ BİLDİRGESİ</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/15/petrol-dolum-tesisine-hayir-platformu-tarafindan-duzenlenen-panelin-sonuc-bildirgesi/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/15/petrol-dolum-tesisine-hayir-platformu-tarafindan-duzenlenen-panelin-sonuc-bildirgesi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Feb 2012 10:06:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeniçağ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8845</guid>
		<description><![CDATA[“Yedikonuk Sahilinde Petrol Dolum Tesisine Hayır Platformu”, “Kirli, tehlikeli ve çevre dostu olmayan tesislerin ülkemizde yapılmasını, gerek ülkenin kamusal ve gerekse yurttaşların özel çıkarlarına, daha da önemlisi, ortak akla aykırı buluyor ve derhal bu projeden vazgeçilmesini talep ediyoruz” diyerek, Karpaz Yarımadası çevresindeki kıyıların deniz koruma bölgesi olarak ilan edilmesini istedi. “Yedikonuk Sahilinde Petrol Dolum Tesisine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-medium wp-image-8089" title="dolum" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2012/01/dolum-300x222.jpg" alt="" width="300" height="222" />“Yedikonuk Sahilinde Petrol Dolum Tesisine Hayır Platformu”, “Kirli, tehlikeli ve çevre dostu olmayan tesislerin ülkemizde yapılmasını, gerek ülkenin kamusal ve gerekse yurttaşların özel çıkarlarına, daha da önemlisi, ortak akla aykırı buluyor ve derhal bu projeden vazgeçilmesini talep ediyoruz” diyerek, Karpaz Yarımadası çevresindeki kıyıların deniz koruma bölgesi olarak ilan edilmesini istedi.</p>
<p>“Yedikonuk Sahilinde Petrol Dolum Tesisine Hayır Platformu” tarafından geçtiğimiz Perşembe günü düzenlenen “Petrol Dolum Tesisinin Sakıncaları” konulu panelin sonuç bildirgesi açıklandı.</p>
<p>Açıklama Platform Sözcüsü Yeşil Barış Hareketi Başkanı Doğan Sahir tarafından yapıldı.</p>
<p>Sonuç bildirgesinde, bir turizm ve eğitim adası olduğu, devletin çıkardığı çeşitli yasalarla da kabul edilen Kuzey Kıbrıs’a yapılması planlanan akaryakıt dolum tesisinin, ülkenin her neresine olursa olsun, getireceği zararların, yararından çok daha fazla olacağının, dünyada yaşanan örneklerle sabit olduğu belirtildi.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Panel Sonuç Bildirgesi</strong></p>
<p>Sonuç bildirgesi tamamı şöyle:</p>
<p>Bir turizm ve eğitim adası olduğu, devletin çıkardığı çeşitli yasalarla da kabul edilen Kuzey Kıbrıs’a yapılması planlanan akaryakıt dolum tesisinin, ülkemizin her neresine olursa olsun, getireceği zararların, yararından çok daha fazla olacağı, dünyada yaşanan örneklerle sabittir. Küresel ölçüde her yıl ortalama 6 petrol dolum kazası meydana geldiği ve bunların en gelişmiş ülkeleri de kapsadığı düşünüldüğünde felaketi kapımıza davet etmiş olacağımız aşikardır. Oysa Turizmin var olabilmesi; çevresel kaynakları yöneterek ekonomik, sosyal ve estetik ihtiyaçların karşılanmasına olanak vermek, biyolojik çeşitliliğin, yaşam destek sistemlerinin, elzem ekolojik süreçlerin ve kültürel bütünlüğün sürdürülebilmesini sağlama koşullarına bağlıdır. Sağlıklı ve temiz çevreyi ortadan kaldırmak; bu bölgedeki insanın sağlığını tehlikeye atmak, çevre kalitesini bozmak ve turizmi ortadan kaldırmakla eşdeğerdedir. Ülkemize ekonomik anlamda dikkate değer hiçbir katkısı olmayacağı aşikar olan bu  tesisin, gerek inşası ve işletilmesi esnasında, gerekse olası kazalar sırasında çevreye yapacağı etkilerin geri döndürülemez sonuçlar yaratacağı ve başta turizm olmak üzere tüm ekonomik faaliyetlerin büyük bir yıkıma uğrayacağı açıktır. Böyle bir işletme adamızın genel kalkınma stratejisiyle de taban tabana zıttır ve hukuken de uygun değildir.</p>
<p>Sözkonusu yatırımın, Anayasal haklar dahil, yürürlükteki birçok yasa, Bakanlar Kurulu kararları ve uluslararası sözleşmelerle doğrudan çeliştiği, hatta ihlal ettiği açıkça görülmüştür.  KKTC Anayasası’nda toprağın, kıyıların, tarih, kültür ve doğa varlıkları ile ormanların korunması konusundaki 37, 38, 39 ve 40. Maddelerine; 21/1997 sayılı Çevre, 52/2011 sayılı Turizm Gelişim ve 27/2000 sayılı Teşvik Yasası gibi yasalara; Çevre Politikası Stratejisi, Büyük Konuk Belediye Sınırları Dahilinde Eko Turizm Pilot Bölgesi İlanı gibi yönetsel kararlara; (içselleştirilmemiş olsalar bile dünya ölçüsünde rehber kabul edildikleri için) Akdenizde kirliliğin önlenmesi ile ilgili protokol ve sözleşmelere, BM Küçük Adalar Konferans kararlarına, ve AB müktesebatına doğrudan aykırıdır.</p>
<p>Yerel ve uluslararası uzmanların bu konuda yaptıkları bilimsel çalışmalara dayanarak, Kuzey Kıbrıs’ın Akdeniz’deki en temiz denizel ortamlarından birisi  olduğu, Yedikonuk bölgesinin ise eşsiz bir doğal zenginliğe sahip olduğu bilinmektedir.  Yine bu çalışmalar göstermiştir ki, bölgede kuvvetli yüzeysel ve dipsel akıntıların mevcut olduğu ve bu sebeple, gemilerden, tesisten veya borulardan sızacak olan yakıt ve yağ benzeri kirleticiler, sadece bölgeye değil, Doğu Akdeniz’in büyük bir kısmına ve yörenin tüm ekosistemlerine zarar verecektir. Bu nedenle, çok değerli resiflerin bulunduğu <strong>Karpaz Yarımadası çevresindeki kıyıların deniz koruma bölgesi olarak ilan edilmesi</strong> için gerekli çalışmaların yapılmasını öneriyoruz.</p>
<p>Bu dolum tesisinin projelendirilmesi sırasında  risk analizleri ve fayda/maliyet analizlerinin yapılmadığı görülmüştür. Ayrıca oluşacak atıklar konusunda herhangi bir çalışma yoktur. Yasal bir süreç olan ve birincil misyonu geri döndürülemeyecek etkileri ortaya koymak durumunda olan ÇED ise “ÇED Raporu” olabilmeyi hak etmeyen, bilimsel anlamda geçerliliği ve güvenirliği olmayan bir döküman olarak ortada durmaktadır.</p>
<p><strong>“Sonuç olarak; Adamızda uygulanacak projelerin, ülkemizin ekonomik faaliyetleri, tanımlanmış stratejik gelişme hedefleri ve ekolojik bütünselliği ile uyumluluğunun esas olmasına, yatırımların bu kapsamda ele alınarak, yasalara ve etik kurallara bağlı bir yönetim anlayışı ile ve karar verme süreçlerine siyasetçi, bürokrat ve sivil toplum bağlamında tüm paydaşların dahil edilmesiyle çözümlenmesi gerektiğine inanıyoruz. Hem ekonomik beklentileri karşılaması şüpheli olan, hem de çevresel etkileri ülke ölçeğinde yıkıma yol açması kesin olan sözkonusu petrol dolum tesisi ile bu gibi kirli tehlikeli ve çevre dost olmayan tesislerin ülkemizde yapılmasını, gerek ülkenin kamusal ve gerekse yurttaşların özel çıkarlarına, daha da önemlisi, ortak akla aykırı buluyor ve derhal bu projeden vazgeçilmesini talep ediyoruz.”</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>PANELİSTLER:</strong></p>
<ul>
<li><strong>Prof. Dr. İlkay SALİHOĞLU</strong> <em>(YDÜ-Deniz Bilimci)</em></li>
<li><strong>Assoc. Prof. Dr. Rana KIDAK </strong><em>(UKÜ-Çevre Mühendisliği Bölüm Başkanı)</em><strong></strong></li>
<li><strong>Asist. Prof. Dr. Ediz TUNCEL</strong> <em>(YDÜ-Öğ. Üyesi)</em></li>
<li><strong>Asist. Prof. Dr. Şerife GÜNDÜZ</strong> <em>(YDÜ-Ekolog, Çevre Eğitimi Anabilim Dalı Başkanı)</em></li>
<li><strong>Asist. Prof. Dr. Burak Ali ÇİÇEK</strong> <em>(DAÜ- Su Altı Araştırma ve Görüntüleme Merkezi Başkanı)</em></li>
<li><strong>Dr. Derviş YÜKSEL</strong> <em>(YDÜ-Çevre Uzmanı, Turizm ve Otel İşletmeciliği Yüksek </em></li>
</ul>
<p><em>Okulu Öğ.Gör)</em></p>
<ul>
<li><strong>Dt. Teksen KÖROĞLU</strong> <em>(KTTB Başkan Yardımcısı)</em></li>
<li><strong>Ünal AKİFLER</strong> <em>(Ekonomist-Emekli Öğ. Üyesi)</em></li>
<li><strong>M. Sc. Tuğberk EMİRZADE</strong> <em>(Biyolog, Natura 2000 Beşparmak Dağları Koruma Alanı Koordinatörü)</em></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/15/petrol-dolum-tesisine-hayir-platformu-tarafindan-duzenlenen-panelin-sonuc-bildirgesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Böyle ÇED raporu olmaz! &#8211; Dr. Hasan Örek</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/14/boyle-ced-raporu-olmaz-dr-hasan-orek/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/14/boyle-ced-raporu-olmaz-dr-hasan-orek/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Feb 2012 10:58:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[yazi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8814</guid>
		<description><![CDATA[Çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) raporları bugünlerde oldukça ünlü oldu. Bilir bilmez her kesimden bir iki uzman (hatta uzman olmaya da gerek yok) bu konuda bilime ışık tutacak açıklamalar ve raporlar hazırlayarak bizleri, kısaca doğayı yıllardır anlamaya ve açıklamaya çalışan bilim insanlarına ışık tutmaktadırlar. Kendilerine çevresel etkilere değinmeden ÇED raporu yazılabileceğini bizlere gösterdikleri için, ne kadar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-8818" title="hasanorek" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2012/02/hasanorek-300x249.jpg" alt="" width="300" height="249" />Çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) raporları bugünlerde oldukça ünlü oldu. Bilir bilmez her kesimden bir iki uzman (hatta uzman olmaya da gerek yok) bu konuda bilime ışık tutacak açıklamalar ve raporlar hazırlayarak bizleri, kısaca doğayı yıllardır anlamaya ve açıklamaya çalışan bilim insanlarına ışık tutmaktadırlar. Kendilerine çevresel etkilere değinmeden ÇED raporu yazılabileceğini bizlere gösterdikleri için, ne kadar minnet etsek azdır.</p>
<p>Son dönemlerde Büyükkonuk yakınlarına bir petrol dolum tesisi kurulması yönünde bazı haberler yapılmaya başlamıştı. İlgi ile, sonunun ne olacağını bildiğim bu mizanseni, Kıbrıs’ tan millerce uzakta olsam da, naklen gazetelerden takip edebilme şansım, yaşamakta olduğumuz teknoloji çağında mümkün oldu. Gerçi bu ÇED raporunu yazan değerli dimağlar teknoloji alanına da el atsaydı bu kadar rahat bu gelişmeleri takip edebilir miydim bilemiyorum. Peşrevi kısa kesip sadede gelirsek, bu yazının konusu ‘ÇED raporlarında ne gibi bilimsel yaklaşımlar ve yöntemler izlenmesi gerektiği’ üzerinedir. Bu yaklaşımları olabildiğince bilimsel temelde daha çok sucul ortamlar için sınırlı tutacağım. Uzmanlık alanım dışında kalan karasal kısım hakkında, gerek Biyologlar Derneği, gerekse diğer çevre örgütlerinden yeterli ve net açıklama yapılmıştır.</p>
<p>Deniz ekosistemleri kara ekosistemlerinden farklı olarak çok boyutlu ve daha dinamiktirler. Örnek vermek gerekirse, denizdeki fitoplankton dediğimiz mikroskobik su bitkileri, uygun şartlar altında stok miktarlarını 1 günde iki katına çıkarabilmektedirler, ki bu durum karada yaşayan bitkiler için nerdeyse olanaksızdır. Deniz ekosistem döngüleri, biyo-jeo-kimyasal kavram içinde değerlendirilir. Bu kavram kısaca deniz içindeki; biyolojik ve kimyasal döngülerin birbiri ile ilintilerini ve etkileşimlerini inceler. Sonuç olarak elimizde, zamansal ve mekansal olarak dinamik bir sistem vardır. Bu sistemin dışarıdan yapılacak müdahalelere nasıl tepki vereceğini önceden kestirmek oldukça güçtür. Bunun yanında yapılacak bazı müdahalelerin de etkisinin ne olacağını görmek, bir o kadar da kolaydır. Özellikle son yıllarda artan kirlilik nedeni ile, bazı Avrupa ülkelerinde uzun yaşayan ve besin piramidinin tepesinde olan balıkla beslenen (predatör ve/veya karnivor) balıkların hamile kadınlarca tüketilmesini sakıncalı görmektedirler. Bunun nedeni, deniz içerisindeki kirleticilerin derişiminin besin piramidi boyunca, suda olanın kat kat üstüne çıkabilmesidir (Bio-accumulation). Denizel ekosistemleri anlamak ve mekanizmasını açıklamak için her ne kadar çalışma yapılsa da, hala daha elimizde çok bilinmeyenli bir sistem vardır. 20 yıl öncesine kadar sadece, bazı türlerin sistem için kilit rol oynadığı düşünülürken bugün biyolojik çeşitliliğin aslında tüm sistem için ne kadar yaşamsal olduğu, yapılan ve saygın bilim dergilerinde yayınlanan çalışmalardan açıkça görülmektedir.</p>
<p>ÇED raporları genellikle yukarıda özetlemeye çalıştığım denizel ekosistemlerin en karmaşık olduğu kıyı kesimlerinde yapılır. Bu noktada sistemi anlamak için, karadan gelecek girdileri ve kıyı deniz etkileşimini de işin içine katmanız kaçınılmazdır. Sonuç olarak bir rapor yazabilmeniz için elinizde en azından 4 mevsimlik veri olması gerekmektedir. Eğe bu verilerin bir kısmı daha önce toplanmış ve günceliğini yitirmemişse, bunlar kullanılarak ve eksikler de tamamlanarak rapor yazılabilir. Bu bağlamda yapılacak işler basit görünse de bu verilere bakan ve değerlendiren insanların iki üç ve/veya çoklu veri setlerini birlikte değerlendirmesi, bunun da ötesinde anlamlandırması gerekmektedir.</p>
<p>Büyükkonuk özeline gelirsek bu boyuttaki bir tesis için hazırlanacak ÇED raporu nereden baksanız sadece deniz kısmı için en az 200 sayfadır. Bu boyuttaki bir tesisin, gerçek ÇED raporunun 1 yıldan önce hazırlanması, hele Büyükkonuk’un da bulunduğu Doğu Akdeniz gibi bir havzada mümkün değildir. Mümkün olmamasının en önemli nedeni ise Akdeniz’in Kuzey Doğusunda yeterli veri bulunmamasıdır. Olan veriler akıntılar ve meteoroloji ve sınırlı sayıda kimyasal ve biyolojik verilerdir. Ancak bunların hemen hepsi de kıyıdan göreceli olarak uzak noktalardan alınmış ölçümlerdir (Veri için Kaynak isteyenler; Türkiye, Ulusal Oşinografik Veri Envanterine <a href="http://www.ims.metu.edu.tr/Inventory/invsrv.dll/prlist">http://www.ims.metu.edu.tr/Inventory/invsrv.dll/prlist</a> veya uluslararası veriler için <a href="http://www.seadatanet.org/">http://www.seadatanet.org/</a> bakabilir). Sonuç olarak bu bölgede en az 1 yıl, 4 mevsimi kapsayacak, kıyı şeridi dahil olmak üzere en az 50 metre derinliğe kadar olan alan içinde, bölgesel akıntılar, mevcut kirlilik düzeyleri, biyo-çeşitlilik gibi temel verilerin toplanması ve değerlendirilmesi gerekir. Özellikle liman ve iskelenin deniz tabanına etkisini anlamak için detaylı bir haritalama yapılması şarttır. Bunun yanında bu hatlar boyunca ne kadar canlı topluluğunun bu yapı işlerinden etkileneceğinin iyice belirlenmesi gerekir.</p>
<p>Tüm bu temel veriler toplanırken ÇED raporuna, olası riskler de dahil edilmelidir, ki denizde petrol kazaları ile mücadele etmek oldukça zor, pahalı ve ciddi bir uzmanlık gerektirir. Bunun da ötesinde petrol kazası olması ihtimaline karşı bu donanımı (toplayıcı gemiler, bariyer v.s.) ve personeli sürekli hazır bekletmek durumdasınız. Ne yazık ki bu donanım da tek başına bir şey ifade etmemektedir. Bu boyuttaki bir tesiste olabilecek kazada ortama yayılacak olan petrolün su içindeki davranışını önceden kestirmeniz ve ona göre müdahale planı yapmanız şarttır. Bu da ancak petrol yayılım modelleri (oil spill model) ile mümkündür (Bu işi BOTAŞ’ın bile doğru dürüst yapamadığını bizzat biliyorum). Ve tabi bu modelleri bölgesel olarak çalıştırmak ve tahminlerinizi daha doğru yapabilmeniz için de bölgede sürekli veri toplayan akıntı ölçerler ve meteoroloji istasyonlarına ihtiyacınız vardır. Kaza anında hangi hidrokarbonun deniz içinde nasıl davranacağını; birim zamanda, sıcaklık ve tuzluluğa bağlı olarak ne kadarının yüzeyde, ne kadarının askında, ne kadarının da dibe çökeceğini bilmeniz gerektiğini de eklemekte yarar vardır. Tüm bu risk analizleri ve alınacak tedbirler ÇED raporunda verilmelidir. Bu tip bilgiler bazen projede de verilebilmektedir, ancak ÇED raporunda en azından bu konuya genel olarak da olsa değinilmeli, gerekiyorsa proje referans gösterilmelidir.</p>
<p>Bu yazıda etik olarak bu bölgeye bu tesis yapılmalı mı gibi bir değerlendirmeye girmek istemedim. Yazıdaki amacım, ÇED raporunun deniz ayağında bulunması gereken temel bilgileri ve bu bilgilerin nasıl bir değerlendirmesi gerektiğini ve bu kadar kısa bir sürede ÇED raporu hazırlanamayacağını teknik olarak açıklamaktı. Yazıyı politik bakıştan uzak, teknik bir bilgilendirme yazısı çerçevesinde tutmamım nedeni de budur. Yazıyı olabildiğince teknik terimlerden arınmış bir bilgilendirme makalesi çerçevesinde tutmaya çalıştım ki ÇED raporu hazırlayacak arkadaşlar bir dahaki sefere daha dikkatli olsunlar. Yukarıda yazılanlara dayanarak, bu kapsamdaki bir ÇED raporu 1 yıldan önce benim önüme gelse okumadan reddederim!..</p>
<p>Zaten raporu okuduğunuzda konuların ne kadar yüzeysel geçildiğini görüyorsunuz. Yazarlar kendi uzmanlık alanlarını gereksiz detaylarla şişirirken, diğer kısımları ise sadece temel bir kaç kaynak kitap ve az veri ile çok yetersiz değerlendirmişlerdir. Bilimsel temellere dayanması gereken bu raporun bir çok yerinde <strong>“Yapılan gözlemlerde proje yerinde hava, su ve toprak kirliliği izleri görülmemiş ve hissedilmemiştir”, “İskeleye yanaşan ve iskeleden ayrılacak olan gemilerin herhangi bir deniz kazasına karşı gemi kaptanları gerekli önlemleri alacaktır”</strong> gibi, hiçbir dayanağı olmayan duygusal yargılara rastlıyoruz.</p>
<p>Aklın yolu bir, kimse bizi enayi yerine koymasın!..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Dr. Hasan Örek-(Deniz Biyoloğu)</span> &#8211; Helmholtz Zentrum Geesthacht, Materyal ve Kıyı Araştırmaları Merkezi, Uzaktan Algılama Bölümü-ALMANYA</strong></p>
<p>Bu yazı ilk kez Yenidüzen’in Adres Dergisinde yayınlandı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/14/boyle-ced-raporu-olmaz-dr-hasan-orek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KIBRISLI RUM BASIN ÖZETLERİ 13/02/2012</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/13/kibrisli-rum-basin-ozetleri-13022012/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/13/kibrisli-rum-basin-ozetleri-13022012/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Feb 2012 15:54:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıbrıslı Rum Basın Özetleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8956</guid>
		<description><![CDATA[FİLELEFTEROS gazetesinin bugünkü ana haberi Yunanistan Meclisi’nin Troyka ile imzalanan ekonomik önlemler paketini onaylaması. Gazeteye göre, yeni önlemler paketinin tartışılıp onaylanması ekonomik durum gibi gelişme halinde olan siyasi ortamı da geride bıraktı. Paketin onaylanması öncesinde ve onaylanması sırasında yaşanalar bu pakete onay veren Lukas Papadimos hükümetine destek veren iki partiyi yeni zor bir yola soktu. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img class="alignright size-full wp-image-7205" title="RB" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2011/09/rb.jpg" alt="" width="288" height="192" />FİLELEFTEROS</strong> gazetesinin bugünkü ana haberi Yunanistan Meclisi’nin Troyka ile imzalanan ekonomik önlemler paketini onaylaması. Gazeteye göre, yeni önlemler paketinin tartışılıp onaylanması ekonomik durum gibi gelişme halinde olan siyasi ortamı da geride bıraktı. Paketin onaylanması öncesinde ve onaylanması sırasında yaşanalar bu pakete onay veren Lukas Papadimos hükümetine destek veren iki partiyi yeni zor bir yola soktu. PASOK ve Yeni Demokrasi partilerinin liderlikleri Yunanistan halkı için yeni ağır önlemleri almanın ötesinde şimdi partilerinin bünyesinde düzeni sağlama sorunu ile de karşı karşıyalar. PASOK’un bu konuda daha büyük zorluklarla karşılaşacağı görülüyor. Bazı PASOK milletvekilleri partiden istifa ederken bazıları da pakete karşı tavır aldı. Benzer durumun olduğu Yeni Demokrasi partisinden de bir grup milletvekili pakete karşı oy vereceği açıklamasında bulunmuştu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gazetenin diğer haberlerinden bazıları</strong></p>
<p>-       DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis’in Cumhurbaşkanlığı adaylığını açıklaması sonrası oluşan siyasi durumla ilgili görüşü sorulan Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas herhangi bir yorum yapmaksızın “acele eden güçlüklerle karşılaşır” halk deyimini kullandı. Cumhurbaşkanı Hristofyas, DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis’in partisinin geçen Cumartesi günkü 14. kongresinde yaptığı konuşmasında kendisine yönelik eleştirilerine yanıt vermekten de kaçındı. Cumhurbaşkanı bu konuda da Hükümet Sözcüsü’nün kongre sonrası yaptığı açıklamaya dikkat çekti. Hristofyas kendi adaylığı ile ilgili ve bu makama yeniden aday olup olmayacağına ne zaman karar vereceğine yönelik bir soruya karşılık olarak da bu yöndeki kararı gereken zamanda alacağını ifade etti. Bu arada Hükümet Sözcüsü’nün DİSİ Başkanı Anastasiadis’in eleştirilerine yönelik yanıtlarına karşılık olarak yaptığı açıklamada DİSİ Basın Sözcüsü Haris Yeorgiadis hükümet ile AKEL’in ülkeyi yönetecek durumda olmadıklarını, bir karmaşa ve panik ortamı içinde bulunduklarını söyledi. Bu arada EVROKO Başkan Yardımcısı Rikkos Erotoktiritu da Nikos Anastasiadis’in Cumhurbaşkanlığı adaylığını yorumlarken bu makama aday olanların Hristofyas hyükümetinin ülkeyi içine soktuğu çıkmazdan kurtaracak yurtsever bir plana sahip olması gerektiğini vurguladı. Erotokritu, Anastasiadis’in adaylık açıklamasıyla seçim döneminin resmen başladığını ifade ederek partisinin Cumhurbaşkanı adaylarıyla net görüşleri ve somut çözüm önerileri olması durumunda Kıbrıs Helenizm’inin geleceğine yönelik önemli konuları tartışmaya hazır olduğunu duyurdu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>POLİTİS</strong> gazetesinin de bugünkü ana haberi “Yanan bir Atina’da kredi sözleşmesi onaylandı. Alevller içinde evet” başlığı altında Yunanistan hükümetinin Troyka ile vardığı anlaşmayı Yunanistan Meclisi’nin dün akşam onaylaması. Gazeteye göre, yeni momerandum Yunanistan Meclisi’nde 197 oyla onaylandı. Oylama sırasında Yeni Demokrasi Partisi’nden 21 ve PASOK’tan da 19 milletvekili onay vermedi. Yunanistan’da siyasi ortam şimdi yeniden biçimlenecek. Bazı partiler bazı milletvekillerini partiden uzaklaştıracak. Bu arada dün Meclis’in toplantısı sırasında gerçekleştirilen gösterilerde yaralananlar ve gözaltına alınanlar oldu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gazetenin diğer haberlerinden bazıları</strong></p>
<p>-       Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas dün Maronitlerle ilgili bir tören sırasında yaptığı konuşmasında “Kıbrıs sorununun uzamasının ve olası taksimin herkes için yıkım anlamına geleceğini söyledi. Cumhurbaşkanı adaya yasadışı bir şekilde nüfus taşınmasını durdurmak ve devletin birliğini korumak için tek devlet, tek egemenlik, tek vatandaşlık, tek uluslararası kimlik gibi temel ilkeleri terk etmesinin söz konusu olmayacağını da dile getirdi. Kıbrıs sorununun çözümünün kendi yaşam hedefi olmaya devam ettiğinin de altını çizdi. “Karşılıklı olarak kabul edilebilir bir çözümü hedefliyoruz” diyen Cumhurbaşkanı Hirstofyas, işgali sonlandıracak ve insan hakları ile temel özgürlükleri sağlayacak bir çözümün Kıbrslırum, Kıbrıslıtürk, Maronit, Ermeni ve Latin, tüm Kıbrıslıların yararına olacağını belirtti. Çözümün Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi karalarında belirlendiği şekilde iki toplumun siyasi eşitliği temelinde iki bölgeli iki toplumlu federasyon olacağını da ifade eden Cumhurbaşkanı “kabul edilemez statüko sadece Kıbrıstürk liderliğinin ve Türkiye’nin olumsuz tutumu nedeniyle devam etmektedir. Bunu herkes bilmelidir” dedi.</p>
<p>-       Yunanistan istatistik dairesi verilerine göre, yeni momerandumun uygulanmaya konmasıyla birlikte işsizlik daha da artacak. Kasım ayında işsizlerin oranı %20’ye ulaşmıştı. Gençler arasında işsizlik %50’ye ulaştı. Her gün yüzlerce insan işini kaybediyor. Son yıl içinde işini kaybedenlerin sayısı 337 bin 10 oldu. Kasım ayı verilerine göre, bir yıl önceye göre işsizlikteki artış %48’e ulaştı. 2012 yılında bu rakamların daha da kötüleşeceğine kesin gözüyle bakılıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>SİMERİNİ</strong> gazetesinin bugünkü ana haberi “DİKO Hristofyas’a hayır diyor” başlığı altında. Gazeteye göre, DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis’in Cumhurbaşkanlığı adaylığını açıklaması sonrası seçimlere yönelik olarak hava ısındı. Partiler arasındaki zıtlaşma alevlendi. Cumhurbaşkanı Hristofyas kendisinin aday olup olmayacağına ilişkin kararını zamanı geldiğinde alacağını ifade ederken, DİKO Başkanı Maryos Karoyan partisinin Hristofyas’ın adaylığını desteklemesinin söz konusu olmadığını açıkladı. Bu arada Karoyan 2013 seçimlerinde kendisinin de aday olmayacağını duyurdu. Anastasiadis’in adaylığını da yorumlayan Karoyan, uzun sürecek bir seçim kampanyası döneminin, bugün Kıbrıs’ın karşı karşıya olduğu tehlikelere karşı koyulmasında hiç de yararlı olmayacağını ifade etti. Bu arada seçim sürecine ilişkin tartışmalara Başpiskopos da dâhil oldu. Başpiskopos Hrisostomos gerek Filelefteros’ta yayınlanan röportajında, gerekse dün yaptığı bir açıklamada 2013 Şubat’ında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik bir cephenin oluşması için girişim üstleneceğini duyurdu. Başpiskopos “Bir kolektif hareket olacak, hepimiz oturacağız ve Kıbrıs sorununda bu hattı kimin yürüteceğini düşüneceğiz. Bu kişilerin sorunu değildir, ulusal hat sorunudur. “ dedi. Başpiskopos bu arada son aylarda Nikos Anastasiadis ile bazı görüşmeler yaptığını da gizlemedi ancak diğer parti liderleriyle de bir araya geleceğini ifade etti. AKEL dâhil Meclis’te yer alan bütün partileri görüşmeye davet edeceğini duyurdu. Başpiskopos Hrisostomos kendisine Eleni Theoharu ve Yorgos Lillikas gibi isimlerin sorulması üzerine de şu anda kendisini siyasi parti liderlerinin ilgilendirdiğini ve onlarla ortak noktayı bulacakları umudu taşıdığını söyledi.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>HARAVGİ</strong> gazetesinin bugünkü ana haberi “kredi sözleşmesi onaylandı” başlığı altında Yunanistan Meclisinin Troyka ile varılan uzlaşmaya yeşil ışık yakması.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gazetenin diğer haberlerinden bazıları</strong></p>
<p>-       Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas dün Maronitlerin bir etkinliğinde konuşurken “Cumhurbaşkanı olduğum sürece yılmadan vatanımızın ve halkımızın yeniden birleşmesi için sert eleştirilerle karşı karşıya kalsam da girişimler üstlenmeye devam edeceğim” dedi. Kıbrıs sorununu çözmek amacıyla üstlendiği girişimleri “Kıbrıs’ın Türkleştirilmesi” olarak algılayanların, adanın pratikte her gün Türkleşmekte olduğunu algılamaları gerektiğini de belirtti. Cumhurbaşkanı “Kıbrıs sorunu çözülmedikçe, Kıbrıs’ın Türkleşmesi işgal altındaki bölgeden özgür bölgeye de taşınma tehlikesiyle aşamalı bir biçimde tamamlanıyor” dedi. Kıbrıs sorunundaki görüşmelerde, Kıbrıs sorununun çözümüne özel bir ilgi göstermeyen zor müzakerecilerle görüştüklerini de açıklayan Cumhurbaşkanı farklı yönde açıklamalarına karşı bu çevrelerin adaya yasadışı nüfus akışını daha da arttıran ve oldubittiler yaratan önlemler aldıkları tespitinde bulundu.</p>
<p>-       AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu Londra’da yaptığı bir konuşmada iç cephedeki bölünmüşlük tablosunun üzüntü verici olduğunu söyledi. Partisinin izlediği politikalara ve destek verdikleri Cumhurbaşkanı’na yönelik eleştirilerin kendilerini rahatsız etmediğini de belirten Kiprianu, rahatsız edici olanın her şeyin sıfırlanması ve akıl dışılığın olduğunu dile getirdi. Bu akıl dışılığın bazı durumlarda Kıbrıs halkının geleceğini tehlike altına attığını da vurguladı.</p>
<p>-       Binlerce genç dün Troodos’ta çözüm ve yeniden birleşme için seslerini birleştirdi. EDON’un geleneksel Troodos etkinliğine önemli sayıda Kıbrıslıtürk genç de katıldı. Etkinlikte çözüm ve barış mesajları verildi. Etkinlikte konuşan EDON Genel Sekreteri Haris Karamanos Kıbrıs’ın özgürlüğü için gençlerin mücadeleden bir an daha vazgeçmeyeceklerini söyledi. AKEL adına etkinliği selamlayan Yannakis Kolokasidis de Kıbrıs gençliğinin kalbinin her zaman solda attığını vurguladı. Cumhurbaşkanı Hristofyas ile AKEL’in adanın yeniden birleşme mücadelesinde gençlerin de saf tuttuğunu dile getirdi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/13/kibrisli-rum-basin-ozetleri-13022012/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YKP yeniden “ASKERSİZ LEFKOŞA” için çağrı yaptı</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/12/ykp-yeniden-askersiz-lefkosa-icin-cagri-yapti/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/12/ykp-yeniden-askersiz-lefkosa-icin-cagri-yapti/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 12 Feb 2012 09:59:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[bildiri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8808</guid>
		<description><![CDATA[Yeni Kıbrıs Partisi 18 Şubat, Cumartesi gerçekleştireceği kitlesel basın açıklaması için tüm örgütlere ve halka çağrı yaptı. YKP, YKP Gençlik ve YKPfem imzalı çağrı şöyle: Yeni Kıbrıs Partisi’nin “çözüme giden süreçte: askersiz Lefkoşa” başlığı ile Şubat 2006’da başlattığı kampanya, bugün kitlelerce tartışılan, kabul gören önemli bir noktaya geldi. Kampanyanın altıncı yıldönümüne giderken yeniden diyoruz ki: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><strong><em>Yeni Kıbrıs Partisi 18 Şubat, Cumartesi gerçekleştireceği kitlesel basın açıklaması için tüm örgütlere ve halka çağrı yaptı.</em></strong><br />
</em></strong></p>
<p><strong><em>YKP, YKP Gençlik ve YKPfem imzalı çağrı şöyle:</em></strong></p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-8809" title="askersiz2012" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2012/02/askersiz2012.jpg" alt="" width="317" height="448" />Yeni Kıbrıs Partisi’nin “<em>çözüme giden süreçte: <strong>askersiz Lefkoşa</strong></em>” başlığı ile Şubat 2006’da başlattığı kampanya, bugün kitlelerce tartışılan, kabul gören önemli bir noktaya geldi.</p>
<p>Kampanyanın altıncı yıldönümüne giderken yeniden diyoruz ki:</p>
<p><strong>“HEMEN ŞİMDİ ASKERSİZ LEFKOŞA!”</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Askersiz Lefkoşa, askersiz Kıbrıs taleplerimizi bir kez daha sokakta ortaya koymak için <strong>18 Şubat 2012, Cumartesi saat 14:30’da Ledra Palace trafik ışıklarında buluşup</strong> bizi ayıran ateş-kes hattına yürüyeceğiz… Eylemin paralelinde Lefkoşa’nın güneyinde Eleftheria Meydanında buluşulup bizi ayıran ateş-kes hattının diğer yanına da yürüyüş olacak!</p>
<p>Anti-militarist mücadelede taraf olan tüm siyasi parti ve örgütleri aramızda görmeyi umuyoruz…</p>
<p>Tüm halkımızı bize katılmaya çağırıyoruz…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>ASKERSİZ LEFKOŞA, ASKERSİZ KIBRIS MÜMKÜN!</em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/12/ykp-yeniden-askersiz-lefkosa-icin-cagri-yapti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Karpaz açıklarındaki Kleides adalarında üreyen dünya çapında koruma altındaki Ada Martısı &#8211; Damla Beton</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/11/karpaz-aciklarindaki-kleides-adalarinda-ureyen-dunya-capinda-koruma-altindaki-ada-martisi-damla-beton/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/11/karpaz-aciklarindaki-kleides-adalarinda-ureyen-dunya-capinda-koruma-altindaki-ada-martisi-damla-beton/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 11 Feb 2012 15:26:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[yazi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8801</guid>
		<description><![CDATA[Kleides Adaları Kıbrıs’ın en doğusunda yer alan Karpaz Burnu’nun devamı özelliğinde olan adacıklara verilen ortak isimdir. Bu adalar Kıbrıs’ta yaşayan belirli kuş türleri için yaşamsal öneme sahiptir. Özellikle dünya çapında tehlike altında olduğu bilinen Ada Martısı (Larus audouinii) tüm adada sadece bu bölgede üremektedir. Bu martı türünün 20 adet yuvasının bulunduğu bölgeler Önemli Kuş Alanı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-8802" title="Kleides" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2012/02/Kleides.jpg" alt="" width="235" height="276" />Kleides Adaları Kıbrıs’ın en doğusunda yer alan Karpaz Burnu’nun devamı özelliğinde olan adacıklara verilen ortak isimdir. Bu adalar Kıbrıs’ta yaşayan belirli kuş türleri için yaşamsal öneme sahiptir. Özellikle dünya çapında tehlike altında olduğu bilinen Ada Martısı (<em>Larus audouinii</em>) tüm adada sadece bu bölgede üremektedir. Bu martı türünün 20 adet yuvasının bulunduğu bölgeler Önemli Kuş Alanı ilan edilerek uluslararası yasalarca koruma altına alınmaktadır. Kleides Adasında bu nedenle kuş uzmanlarının her zaman ilgisini çeken bir bölge olmuştur. Yuva sayıları genellikle olumsuz insan etkisine bağlı olarak değişiklik gösterse bu bölge önemini hiçbir zaman kaybetmiştir. Literatürdeki ilk kayıtlar 1960 yılındadır. O günden bu güne değişik zamanlarda yapılan sayımlarda yuvaların konumları ve sayıları değişiklik göstermektedir. İlk zamanlar balıkçıların yuvalardan yavru ve yumurta almasından kaynaklanan tahribatlar şu anda yerini burunu aydınlatmak için kullanılan projektör ve ada üzerinde balık avlamak için dolanan balıkçılara bırakmıştır. Tür üzerindeki baskı şekil değiştirmiş olmasına rağmen şiddeti ve etkisi sabittir.</p>
<p><img class="alignright size-full wp-image-8805" title="audouinsgulls2cyprus2005" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2012/02/audouinsgulls2cyprus2005.jpg" alt="" width="480" height="360" /> Her yılın mayıs ayında Kuşkor ve BirdlifeCyprus tarafından ortak bir projeyle gerçekleştirilen sayım çalışmaları sayılarındaki azalmayı gözler önüne sermektedir. 2009’da 28 olan yuva 2011 yılında 18’e düşmüştür. Buruna yerleştirilen projektör nedeniyle kuşlar daha önceleri sadece kendi türü tarafından kullanılan yavrulama bölgesi olan ilk adadan yuvalarını taşımak zorunda kalmış ve ortadaki adayı kullanmaya başlamıştır. Bu adadaki yerlerini ise bölgede üreyen diğer bir martı türü olan Gümüş Martı (<em>Larus michahellis</em>) ve Tepeli Karabatak (<em>Phalacrocorax aristotelis</em>) ile paylaşmak zorundadır. Bu da ada martısının zaman içinde sadece insan baskısına değil diğer türlerle rekabete de maruz kalacağını göstermektedir. Tüm bu tehlikelere ek olarak Yedikonuk’ta gerçekleştirilmesi planlanan petrol dolum tesisi bu türlerin ortak avlanma ve yaşama bölgesi olan yakın denizi tehdit etmektedir. Olası her türlü -az ya da çok- kirletici bu hayvanların bölgedeki yaşam şanslarını oldukça azaltacaktır. Özellikle olası bir petrol sızıntısı bu bölge denize bağımlı yaşayan bu türlerin hepsinin birden yok olması anlamına gelir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/11/karpaz-aciklarindaki-kleides-adalarinda-ureyen-dunya-capinda-koruma-altindaki-ada-martisi-damla-beton/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KIB-TEK &#8211; AKSA Sayıştay raporunda ŞOK değerlendirmeler!</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/11/kib-tek-aksa-sayistay-raporunda-sok-degerlendirmeler/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/11/kib-tek-aksa-sayistay-raporunda-sok-degerlendirmeler/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 11 Feb 2012 14:44:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yeniçağ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8789</guid>
		<description><![CDATA[“Elektrik Kurumu ile Aksa Enerji Üretim AŞ arasında İmzalanan Kalecik-II Sözleşmesi'ne İlişkin Hazırlanan Ek Protokol-I Taslağı Hakkındaki Rapor” başlıklı Sayıştay Denetim Raporu’ndan bazı bölümler....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-8790 alignleft" title="KIBTEK-AKSA Rapor" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2012/02/KIBTEK-AKSA-Rapor.jpg" alt="" width="264" height="448" />“Elektrik Kurumu ile Aksa Enerji Üretim AŞ arasında İmzalanan Kalecik-II Sözleşmesi&#8217;ne İlişkin Hazırlanan Ek Protokol-I Taslağı Hakkındaki Rapor” başlıklı Sayıştay Denetim Raporu’ndan bazı bölümler:</p>
<p>“Yaşanan bu süreç ve yaptığımız tespitleri de dikkate aldığımızda; Aksa Enerji Üretim AŞ’nin mevcut sözleşme ve buna bağlı olarak yapılan protokollerin özüne uygun olarak davranmaktan imtina ettiği ve her ne kadar iletim hatları ile ilgili yer problemi neden gösterilse de aslında, <span style="color: #ff0000;"><strong>AKSA Şirketinin başından beri sözleşme kurallarına uymadığı taahhüt ettiği enerji üretim seviyesine hiçbir zaman gelemediği, Sözleşmede belirtilen Fazla enerjinin sadece Yakıt Bedeli ödenerek alınması gerektiği halde bunun da ‘Kira+Yakıt’ bedelinden ödenerek alınmasını sağlandığı hatta çevre açısından da büyük önem arz eden filtre ve arıtma tesislerini kurmak yerine ceza ödemeyi tercih ettiği tespit edilmiştir.</strong></span></p>
<p>60 MW’lık alım garantisine göre sunulan üretim programına Aksa Şirketinin uymaması sebebiyle,<span style="color: #ff0000;"> <strong>Nisan 2008 faturasından eksik üretim için 217,063.56 YTL kesinti yapıldığı</strong></span>, bunun için de Şirket avukatı vasıtasıyla celpname alındığı ve bu konunun Yönetim Kurulu’nda görüşüldüğü ve Bakandan görüş talep edilmesi kararı üzerine, Kurum Müdürü’nün 25.06.2008 tarih ve MEK1/1039/2008 sayılı yazı ile dönemin Maliye Bakanı Sayın Ahmet Uzun’un görüşüne başvurduğu tespit edilmiştir. (Ek-16)</p>
<p>Bunun akabinde, <span style="color: #ff0000;"><strong>Maliye Bakanı Sayın Ahmet Uzun</strong> <span style="color: #000000;">26.06.2008 tarih ve MLB.0.00.181/70-08/1756 sayılı yazısında;</span> <strong>Elektrik Kurumu’nun kanuni hakları saklı kalmak şerhi ile kesintiye gidilmeksizin ödemenin yapılması talimatını vermiştir</strong>.</span> (Ek-17)” (sayfa 6)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Akabinde Elektrik Kurumu Yönetim Kurulu 07.03.2009 tarih ve AFH/96/09 nolu kararı almıştır. Bu kararla Temmuz 2008’de 75 MW Sözleşmesel kapasiteli bir santralın ihalesinin açıldığı, ihaleye bir teklifin sunulduğu ancak <span style="color: #ff0000;"><strong>kurulum süresinin uzunluğu ve verilen fiyatın yüksekliği nedeniyle Merkezi İhale Komisyonu tarafından teklifin değerlendirilmediği</strong>,</span> Hukuk Dairesi’nin Sözleşmenin 19.09.2008 tarihinde sona erdiğine ilişkin görüşü bulunduğu ve Sayıştay Başkanlığının 27.01.2009 tarihli yazısını ileri sürerek Elektrik Kurumu ile Aksa Enerji Üretim AŞ arasında 19.09.2008-31 Mart 2024 tarihleri arasında geçerli olacak 10.03.2009 tarihinde Kalecik-II Sözleşmesinin imzalanmasına, ayrıca <span style="color: #ff0000;"><strong>kurulu gücü 105 MW ve 75 MW sözleşmesel kapasiteli enerji alım garantili santral ihalesinin iptal edilmesi için Merkezi İhale Komisyonu’na bildirilmesine ve 60 MW’lık buhar santralının ihale edilebilmesi için EÜAŞ ile görüşmelerin başlatılması yönünde karar üretilmiştir</strong></span>. (Ek-22)</p>
<p>Yukarıdaki karara bakıldığında söz konusu 75 MW’lık <span style="color: #ff0000;"><strong>santral ihalesinin bu kararla iptal edildiği görülmesine rağmen</strong></span>, dönemin <span style="color: #ff0000;"><strong>Maliye Bakanı Sayın Ahmet Uzun</strong></span>’un 8.8.2008 ve 15.09.2008 tarihlerinde <span style="color: #ff0000;"><strong>Aksa Şirketi’ne yazmış olduğu yazılar</strong></span> incelendiğinde bir yandan ihale sürdürülürken diğer yandan da <span style="color: #ff0000;"><strong>Aksa Şirketi ile ileride yapılacak Sözleşmeden bahsedilmekte</strong></span> ve Sözleşme imzalandığı tarihten <span style="color: #ff0000;"><strong>geriye dönük olarak alımı yapılacak enerjinin sözleşme günü fiyatlarına göre hesaplanarak bedel olarak ödeneceği taahhüt edilmekteydi</strong>.</span>” (sayfa 7-8)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Bu grafiğe bakıldığında da Kıb-Tek’e ait santraller ile Kalecik santralı arasında kendi güç kullanımları açısından ters bir ilişkinin olduğu görülmüştür</span>.</strong> Özellikle 2008-2010 döneminde alım garantisine bağlı olarak Kalecik Santralının kendi güç kullanım oranı devamlı bir artış ivmesi göstermesine rağmen, Teknecik Santralarında ise güç kullanım oranında sürekli bir düşüşün olduğu görülmektedir.</p>
<p>Nitekim, özellikle 2010 yılında Kalecik Santralı kendi gücünü %71’e varan oranda kullanırken Teknecik Buhar Santralının %56, Teknecik Dizel Santralının ise %14 oranında kaldığı tespitlerimiz arasındadır. <strong><span style="color: #ff0000;">Bunun nedeni de Aksa Enerji Üretim AŞ ile yapılan antlaşmalar bağlamında taahhüt edilen enerji alım garantilerinden dolayı Kurum Santralleri’nin zorunlu olarak düşük kapasitede çalıştırılmasıdır</span>. </strong>(sayfa 10-11)<strong></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Yapılan bu analizde, Kalecik-II Sözleşmesinin şartlarına göre uygulanmakta olan mevcut durumda bile 2024 yılına kadar yapılan hesaplamada Aksa Enerji Üretim AŞ’ne toplamda <span style="color: #ff0000;"><strong>863.605.048.-USD </strong><strong>ihtiyaç fazlası ödeme yapılacağı görülmektedir</strong></span>.” (sayfa 14)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Ancak, bu yıl için Kurum tarafından Aksa Enerji Üretim AŞ’ye Kalecik-II Sözleşmesi bağlamında, 549,996,000 kWh alım garantisi verildiği, yani <span style="color: #ff0000;"><strong>417 saat ihtiyaç duyulan pik yük enerji talebi yerine 8760 saat bu enerjiye ihtiyaç duyuluyormuş gibi taahhüt verilmiştir</strong></span>. Bu doğrultuda pik yüklerdeki %5 büyüme öngörüsü dikkate alındığında 2024 yılına kadar yapılan hesaplamada toplamda <span style="color: #ff0000;"><strong>1,085,663,651 USD ihtiyaç fazlası ödeme yapılacağı sonucuna varılmıştır</strong></span>.” (sayfa 15)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Yukarıda Enerji Yükünün esas alındığı <span style="color: #ff0000;"><strong>2010-2016 </strong><strong>devresini kapsayan</strong></span> tablo dikkate alınarak yapılan hesaplamada yine <span style="color: #ff0000;"><strong>hizmet bedeli olarak 457.625.363.-USD fazladan ödeme yapılacağı açıkça görülmektedir</strong></span>. Bu da hangi hesaplama yöntemi kullanılırsa kullanılsın sonucun pek de değişmeyeceğini göstermektedir.” (sayfa 15)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Bu bulgulardan hareketle, bir <span style="color: #ff0000;"><strong>buhar ünitesinin yakıt tüketimi açısından en verimli çalıştırılma seviyesi yerine en düşük çalıştırılabilecek 36 MW seviyesinde çalıştırılmasından kaynaklanan 14 gr/kws’lık daha fazla yakıt tüketiminin söz konusu olacağı açıktır</strong>.</span></p>
<p>(…)</p>
<p>Tablodan da görülebileceği üzere brüt üretim üzerinden değerlendirme yapıldığında toplamda<span style="color: #ff0000;"> <strong>12,690 Ton’luk gereksiz yakıt tüketiminin meydana geleceği ve bundan ötürü toplam 8,883,000 USD’lık yakıt maliyetinin oluşacağı görülmektedir</strong></span>. Net üretim düşünüldüğünde ise bu maliyetin daha da artacağı, bunun yanında iç tüketim kaybının da aynı dönem için toplam 9,030 Ton’a denk geldiği ve yine <span style="color: #ff0000;"><strong>6,321,000 USD’lık gereksiz iç yakıt tüketiminin oluşmasına sebebiyet verdiği ve toplamda 15,204,000 USD’a denk gelen maliyetin oluşacağı sonucuna varılmıştır</strong>.</span></p>
<p>Bütün bu saptamalar değerlendirildiğinde, Elektrik Kurumu’nun söz konusu %4,7’lik dilime denk gelen anlık pik yük talebini karşılamada kurulu santral gücünün yetersiz kalması sebebi ile enerji alım taahhüdü verilerek pik yükü karşılama yöntemine başvurduğu anlaşılmaktadır. <strong><span style="color: #ff0000;">Bir yıl içerisinde ihtiyaç duyulan anlık %4,7’lik pik yük talebi (417 saat/yıl) yerine bir yıl boyunca ihtiyaç duyuluyormuş gibi 8,760 saat enerji alım taahhüdü verilmesi sebebiyle, bahsi geçen enerji alım garantisi yönteminin Kuruma maddi külfet getireceği açıktır</span>.</strong> (sayfa 16-17)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Yukarıdaki tablodan da görülebileceği üzere, mevcut durumu<span style="color: #ff0000;"> <strong>yalnızca kira bedeli üzerinden de değerlendirdiğimizde</strong></span> bu durumda bile <strong><span style="color: #ff0000;">Aksa Enerji Üretim AŞ’ne ihtiyaç fazlası alımdan dolayı toplamda 227.378.001.-USD ödemenin yapılacağı görülmektedir</span>.</strong>” (sayfa 18)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yukarıdaki tablodan da görülebileceği gibi, 2012-2024 dönemini öngören Ek Protokol-1’deki alım taahhütlerine göre ihtiyaç fazlası alınacak enerji için,<span style="color: #ff0000;"> <strong>sadece kira bedeli dikkate alınsa dahi Aksa Enerji Üretim AŞ’ye ihtiyaç fazlası alım için 302.729.644 USD ödemenin yapılacağı görülmekte</strong>, oysa <strong>Elektrik Kurumunda alt yapısı hazır durumda olan yere kurulabilecek iki adet dizel santralın Mekanik işleri de dahil olmak üzere yaklaşık maliyetin toplam 17,900,000 Euro’ya </strong></span>denk geldiği tespitlerimiz arasındadır..</p>
<p>Günümüz itibariyle değerlendirme yapıldığında, 302.729.644.-USD’ın 232.576.120.-EURO’ya (25.01.2012 – USD Kur: 1.8267, EURO Kur: 2.3777) denk geldiği ve bu durumda da yaklaşık 9 milyon Euro’ya mal olan <span style="color: #ff0000;"><strong>santrallerden 26 adet alınabileceği açıkça görülmektedir</strong></span>. (sayfa 19)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>SONUÇ: </strong></span></p>
<p>KKTC Enerji talebini karşılayan Elektrik Kurumu’nun bu talebi karşılamada anlık maksimum yük talebi (pik yük) açısından Teknecik kurulu güç kapasitesinin yetersizliği sebebiyle, gerek Kıbrıs-Kalecik gerekse Kalecik-II Sözleşmeleri ve düzenlenen protokollerle Aksa Enerji Üretim AŞ’ye “enerji alım garantisi” vermek yöntemini kullanarak karşılamaktadır.</p>
<p>Kullanılan bu yöntemdeki süreç incelendiğinde;</p>
<p> Kıbrıs-Kalecik Sözleşmesi’nin özüne protokollerle müdahale edilerek enerji alım garantisine karşılık Kurum’a devredilecek yatırım dengesinin yapısal değişikliğe uğratılarak bozulduğu, buna göre tespit edilen Aksa Enerji Üretim AŞ’nin eksik yatırım bedeli olan 2,142,000 USD’ın kira bedelinden düşülmediği ve/veya bu miktar kadar Kurum’a yatırım yapılmadığı,</p>
<p> Kıbrıs-Kalecik Mobil Santralı Sözleşmesi’nin 3. maddesine istinaden Yüklenici Firma tarafından tesis edilerek Kıb-Tek’e devredilmesi gereken KALECİK TM’nin ise devredilmediği,</p>
<p> Bakanlar Kurulu’nun 11.02.2009 tarih ve S(K-II)531-2009 nolu kararı ve bu kararı değiştiren 18.02.2009 tarih ve S(K-II)590-2009 nolu kararıyla İhaleye çıkılmadan Kalecik-II Sözleşmesi’nin imzalandığı,</p>
<p> Hazırlanan Ek Protokol-1 Taslağındaki’nin 33 MW’lık güç kapasitesi artışına, Kalecik-II Sözleşmesi’nin madde (10) bağlamında, iki ünite daha kurabileceği, ancak enerji alım garantisinin bu ünitelere göre değil Kıb-Tek’in enerji talebine göre belirlenmesi gerektiği,</p>
<p> Yapılan enerji alım garantisi antlaşmaları nedeni ile Teknecik Buhar Santraları’nın kurulu gücünün %56’sını; Teknecik Dizel Santralarının %14’ünü kullandıkları, ancak Kalecik Santralı’nın kurulu gücünün %71’ini kullandığı,</p>
<p> Kurum Santralleri’nce bir yılda karşılanamayacak 210 MW üzerindeki anlık pik yük talebinin 417 saata (17 gün) denk geldiği, ancak “enerji alım garantisinin” 8760 saate (365 gün) denk gelen taahhütlere dayandırıldığı, bu nedenle alım garantisi yönteminin 2010-2024 yılı öngörüleri hizmet bedeli esasına dikkate alınarak yapılan hesaplamaya göre 1,085,663,651 USD’lık mali külfete sebep olacağı,</p>
<p> Kıb-Tek&#8217;in mevcut kapasitesi ile üretemeyeceği enerji miktarının yıllar itibarı ile artacağı düşünülerek Elektrik Kurumu Santraller sorumlusundan alınan bilgiler ışığında yapılan hesaplamaya göre 2010-2016 devresinde hizmet bedeli olarak 457.625.363.-USD fazladan ödeme yapılacağı,</p>
<p> Sadece kira bedeli ödenmesi halinde dahi, 2010-2024 döneminde Aksa Enerji Üretim AŞ’ye ihtiyaç fazlası 302.729.644.-USD ödeme yapılacağı, bugün itibariyle de söz konusu tutarın 232.576.120.-EURO denk geldiği ve bu durumda da yaklaşık 9 milyon Euro’ya mal olan santrallerden 26 adet alınabileceği,</p>
<p> Kıb-Tek&#8217;in mevcut kapasitesi ile üretemeyeceği genel enerji miktarının yıllar itibarı ile artacağı düşünülerek Elektrik Kurumu Santraller sorumlusundan alınan bilgiler ışığında yapılan hesaplamada 2010-2016 devresinde sadece kira bedeli dikkate alınsa bile 119,435,355.-USD fazladan ödeme yapılacağı,</p>
<p>• Ek Protokol-1 Taslağı ile Kalecik-II Sözleşmesi&#8217;nin özüne müdahale edilerek taahhüt edilen enerji alım garantisinin, talep yetersizliği nedeni ile ilk kez Kıb-Tek tarafından alınamayacak enerji miktarlarının (eksik enerji) doğması ile yapısal değişikliğe uğratıldığı,</p>
<p>• Ek Protokol-1 Taslağı&#8217;nın uygulamaya girmesi ile Kıb-Tek Santrallerinden Buhar Ünitelerinin en düşük çalıştırılabilecek 36 MW&#8217;lık seviyede çalıştırma durumunda kalınacağı, Teknecik Dizel Santralleri &#8216;nin ise hemen hemen hiç çalıştırılamayacağı,</p>
<p>• 2012-2016 devresinde Kalecik-II Sözleşmesi&#8217;nin 24. maddesinin &#8220;eksik üretim&#8221; hükmüne atfen ilk beş yılda toplamda 6.098.092 USD&#8217;lık maliyetin doğacağı.</p>
<p>• Teknecik Buhar Ünitelerinin düşük seviyede çalıştırılmasından dolayı 2013-2016 döneminde 21,720 tonluk gereksiz yakıt maliyetinin oluşacağı, bunun ise Kurum&#8217;a 15,204,000 USD&#8217;a malolacağı,</p>
<p>• Ek Protokol-1 Taslağı uygulamaya konsa bile yine 2015 yılından itibaren, öngörülen pik yük talebini karşılama yetersizliğinin yeniden gündemde olacağı, bu cihetle &#8220;enerji alım garantisi&#8221; yönteminin çözüm olamayacağı, dolayısı ile Kurumun enerji üretim artırımına yönelik yatırım yapma gereğinin kaçınılmaz olduğu, aksi yapıldığı veya aynı firma ile devam edildiği takdirde enerji sektöründe tekelleşmeye doğru gidileceği,</p>
<p>sonucuna varılmıştır.</p>
<p>Yaptığımız araştırma neticesinde enerjiye olan ihtiyaç ve pik yükün karşılanmasında yüksek maliyetlere sebep olan <strong>&#8220;Enerji alım garantisi&#8221; </strong>yönteminin seçilmesi dışında farklı alternatiflerin değerlendirilmesi gerektiği açıktır. KKTC Elektrik Kurumu&#8217;nun dünyada uygulanmakta olan birçok alternatif enerji üretimlerini de göz önünde bulundurarak en uygun maliyetlerin de dikkate alındığı yeni enerji politikalarını belirlemesi gerekmektedir.</p>
<p>Bu nedenle ilk etapta, Elektrik Kurumu&#8217;nun pik yük enerji talebini karşılayabilmesi için Teknecik Santrallerindeki kendi kurulu güç kapasitesini artırması, ayrıca maksimum ve minimum puant yük seviyelerine göre tarife ayarlamasına giderek anlık pik yükün (maksimum puantın) talep kontrolünü sağlanması ile mümkün olacağı ve bu yatırımların finansmanın da yukarıda izah edilen oluşacak bedeller ile rahatlıkla karşılanabileceği sonucuna varılmıştır.</p>
<p>Başkanlık makamına saygı ile arz olunur. (sayfa 20-21)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/11/kib-tek-aksa-sayistay-raporunda-sok-degerlendirmeler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YKP: “Sıvı yakıt depolama tesisine hayır!”</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/11/ykp-sivi-yakit-depolama-tesisine-hayir/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/11/ykp-sivi-yakit-depolama-tesisine-hayir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 11 Feb 2012 10:14:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[bildiri]]></category>
		<category><![CDATA[manşet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8767</guid>
		<description><![CDATA[YKP, petrol dolum tesisi olarak da bilinen sıvı yakıt depolama tesisine karşı tutumunu bir kez daha ortaya koydu ve karşı olduğunu vurguladı. (...) YKP, bir süredir Karpaz bölgesi başta olmak üzere ülkenin diğer bölgelerinde de yaşanan ekoloji konularına dikkat çekmiş, ve bu konuda mücadele edenlerle birlikte, dayanışmasını en etkin ve hiçbir politik çıkar gözetmeksizin ortaya koymuştur."]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>
<a href='http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/11/ykp-sivi-yakit-depolama-tesisine-hayir/davlos_fog_1/' title='davlos_fog_1'><img width="150" height="150" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2012/02/davlos_fog_1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="davlos_fog_1" title="davlos_fog_1" /></a>
<a href='http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/11/ykp-sivi-yakit-depolama-tesisine-hayir/davlos_fog_2/' title='davlos_fog_2'><img width="150" height="150" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2012/02/davlos_fog_2-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="davlos_fog_2" title="davlos_fog_2" /></a>
<a href='http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/11/ykp-sivi-yakit-depolama-tesisine-hayir/davlos_fog_3/' title='davlos_fog_3'><img width="150" height="150" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2012/02/davlos_fog_3-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="davlos_fog_3" title="davlos_fog_3" /></a>
<a href='http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/11/ykp-sivi-yakit-depolama-tesisine-hayir/davlos_fog_4/' title='davlos_fog_4'><img width="150" height="150" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2012/02/davlos_fog_4-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="davlos_fog_4" title="davlos_fog_4" /></a>
</p>
<p></em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong style="color: #808080;"><em>Türk Ajans Kıbrıs (TAK) tarafından 21 Eylül 2009 tarihinde “</em><span style="text-decoration: underline;">Dünyada sayıları birkaç yüzle sınırlı olan ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan Akdeniz foklarından (Monachus monachus) birine Kaplıca sahillerinde rastlandı</span><em>&#8221; başlıklı haberle birlikte dağıtılan <span style="text-decoration: underline;">ARŞİV</span> fotoğrafları yukarda görülebilir! Fotoğraflar halen daha resmi haber ajansı TAK arşivinde bulunmaktadır!</em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>YKP, petrol dolum tesisi olarak da bilinen sıvı yakıt depolama tesisine karşı tutumunu bir kez daha ortaya koydu ve karşı olduğunu vurguladı. Konu ile ilgili açıklama şöyle:</em></strong></p>
<p>Kıbrıs’ın kuzeyinde birçok tartışma alabildiğine gidiyor…</p>
<p>Karpaz yarımadası onlarca yıl önce koruma bölgesi ilan edilmişti. Bu bölge yalnız Kıbrıslıların değil dünyanın da bir mirasıdır.</p>
<p>Ancak üzülerek yaşamaktayız ki, gözünü kâr hırsı bürüyenler dünyadaki tüm insanların ortak koruma bölgesi olan Karpaz’ı parça parça yağmalamakta, talan etmekte, özelliklerini bir bir yok etmektedirler.</p>
<p>Karpaz Burnuna elektrik götürülmesi projesi hâlâ daha akıllardadır.</p>
<p>Bu süreçte sözde doğaya duyarlı bir yönetim iş başındaydı ama davranışları hâlâ hatırlanmaktadır. Şimdi farklı davransalar da o dönemde, elektrik götürülmesi projesini birçok örgüt, siyasi parti ve demokratik kitle örgütünün onlarca itiraz ve eylemlerine rağmen tamamlamışlardı. O süreçte hukuk sistemi de sınıfta kalmış, yürütmeyi durdurma talebini haftalarca oyalayıp sonra da ‘gereği kalmadı’ diyerek reddetmişti!</p>
<p>Tartıştığımız bölge kamuoyu tarafından çok bilinen eşeklerin ve kaplumbağaların haricinde de önemli bir doğa ve kültürel mirası bünyesinde barındırmaktadır. Elektrik projesi ile yatırımın ilk tohumları ekilmiş oldu. Devamı için şimdilik beklemededirler…</p>
<p>Benzer dönemde göçmen kuşlar için önemli bir sulak alan olan ve 1998’de hazırlanan ön Natura2000 raporlarında koruma bölgesi olması önerilen Bafra, kitle turizm için yatırıma açıldı. Orada hedeflenen 9 bin yatak kapasiteli bir kitle turizmi bölgesi yaratmak!</p>
<p>Bir önceki ‘doğa’ dostu iddialı yönetim tarafından başlatılan ve bugünkü ‘para’ dostu yönetim tarafından devam ettirilen kuzey sahil şeridi yolu ve Erenköy-Dipkarpaz Köyü arasındaki yol yenileme projesi hemen hemen tamamlandı. Kuzey sahil şeridi Bafra bölgesine bağlanarak ilk etabın tamamlandığı anlaşılmaktadır. Kuzey sahil şeridinin devam eden kısmı daha trajiktir. Davlos (Kaplıca) bölgesinden sonraki deniz şeridinde daha önce resmi bir yol yoktu, yani el değmemiş doğal bölgeler mevcuttu ancak yol çalışması o bölgede devam etmektedir.</p>
<p>Bilinen gerçek; bir yere yolun gitmesi demek, oranın yatırıma açılması demektir. Yani Yedikonuk, Balalan bölgesinin deniz şeridi de yağmaya açılmak üzeredir.</p>
<p>Bunun ilk işareti Petrol Dolum tesisi ile ortaya çıkmıştır, ancak bölge için çeşitli turizm yatırımlarının hazır olduğu ile ilgili geçmişte çeşitli haberler de yapılmıştı.</p>
<p>Bu bölge, IUCN (International Union for Conservation of Nature and Natural Resources) e göre nesli kritik tehlike altında olan Akdeniz fokları (<em>Monachus monachus</em>) için de önemlidir. Çeşitli üniversite ve bilim insanlarının araştırmaları, Karpaz yarım adasının kuzey sahil şeridinin Akdeniz fokları tarafından yalnız beslenme değil üreme için de kullanıldığını göstermiştir.</p>
<p>Bunun da ötesinde, sadece Akdeniz fokları için değil, diğer deniz canlı türleri açısında da çok zengin olan bölge, nadir bulunan veya türleri tükenmekte (Orfo, lahos, Deniz çayırları gibi) olan birçok canlıya ev sahipliği yapmaktadır. Bölge bu özeliğinden dolayı Akdeniz’deki nadir, bozulmamış Akdeniz kıyı ekosistemidir.</p>
<p>Ancak Teknecik Elektrik Santralının bile bile, Alagadi gibi önemli bir sahilin yanı başına yapılmış olması bizlerin bu konulara olan duyarlılığını göstermektedir. Yapılan birçok bilimsel araştırmada bu ölçek ve kapsamdaki yatırımların (elektrik santralı) birçok nedenle, deniz suyunu kirlettiği, sıcaklığını değiştirdiği kanıtlanmıştır. Bu çalışmalar sonucun da, deniz ekosisteminin, yapılan faaliyetler sonucu, özelliğini kaybetmesinin kaçınılmaz olduğu ortaya konmuştur. Bunun da ötesinde bu gibi tesislerde yaşanabilecek bir kazanın, dönüşü olmayan zararlarla sonuçlanacağıdır. Son Yaşanan, Meksika Körfezi petrol sızıntısı ve Japonya’daki nükleer sızıntı bu kazaların en güncelleridir.</p>
<p>Deniz, özellikle de kıyı ekosistemlerine önem vermediğimiz, Kıbrıs’ın kuzeyindeki birçok uygulamada rahatlıkla görülebilmektedir. Tezat bir şekilde, turizm ile ilgili broşürlere bölgenin deniz kaplumbağaları (caretta caretta) ve Akdeniz fokları için önemli olduğu yazılıp diğer taraftan da üniversiteler tarafından üreme ve yaşam alanı olduğu tespit edilen bir bölgenin üstüne, kime ne faydası olduğu belli olmayan Karpaz Gate Marina yapılması, yakın bir gelecekte en azından Akdeniz Foklarının bu bölgede olduğunu yazamayacağımız anlamına geliyor!</p>
<p>Karpaz’da cinayet üstüne cinayet işleyen ‘doğa’ dostu iddialı ve ‘para’ dostu yönetimler son hamleyi sıvı yakıt depolama tesisi ile vurmaya hazırlanıyorlar.</p>
<p>Bu tesisin hayata geçmesi ile yaşanacak doğa katliamı için bilim insanı olmaya veya konuyu bilmeye gerek yoktur. Bölge biyo-çeşitlilik açısından çok ciddi bir katliama uğrayacaktır.</p>
<p>Biyo-çeşitlilik katliamı yalnız Kıbrıslıları veya bu coğrafyada yaşayanları değil tüm dünyayı ilgilendiren bir konudur. Doğa da yaşayan her canlı, tüm insanlığın ortak mirasıdır.</p>
<p>YKP, bir süredir Karpaz bölgesi başta olmak üzere ülkenin diğer bölgelerinde de yaşanan ekoloji konularına dikkat çekmiş, ve bu konuda mücadele edenlerle birlikte, dayanışmasını en etkin ve hiçbir politik çıkar gözetmeksizin ortaya koymuştur.</p>
<p>Böylesi koşullarda YKP, halkımızı ne kısa vade de ne de uzun vade de, herhangi bir faydası ol(a)mayacak, sıvı yakıt depolama tesisinin Kıbrıs’ın herhangi bir yerine yapılmasına karşı olduğunun altını çizer.</p>
<p>YKP, bu konuda mücadele edenlerle birlikte olduğunu, mücadelenin uluslararası alana taşınması için elinden geleni yapacağını vurgular.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/11/ykp-sivi-yakit-depolama-tesisine-hayir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kıbrıs&#8217;ın kuzey kıyılarındaki Akdeniz fok araştırmaları haritası</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/11/kibrisin-kuzey-kiyilarindaki-akdeniz-fok-arastirmalari-haritasi/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/11/kibrisin-kuzey-kiyilarindaki-akdeniz-fok-arastirmalari-haritasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 11 Feb 2012 10:00:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeniçağ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8776</guid>
		<description><![CDATA[Haritada okla gösterilen yerler balıkçı barınaklarıdır; yıldızlar araştırma ekipleri tarafından fokların görüntülendiği yerleri göstermektedir, kutular ise keşfedilen mağraları göstermekte, üzerinde çizgi olan yerler gözlem yapılan mağraları göstermektedir&#8230; Kaynak: Israel Journal of Ecology and Evolution Issue: Volume 55, Number 1 / 2009 Pages: 77 &#8211; 82 DOI: 10.1560/IJEE.55.1.77DOI: 10.1560/IJEE.55.1.77 A survey of the Critically endangered Mediterranean [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-8777" title="Gucu Ok Sakinan 2009(Cyprus)" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2012/02/Gucu-Ok-Sakinan-2009Cyprus.jpg" alt="" width="640" height="328" /></p>
<p>Haritada okla gösterilen yerler balıkçı barınaklarıdır; yıldızlar araştırma ekipleri tarafından fokların görüntülendiği yerleri göstermektedir, kutular ise keşfedilen mağraları göstermekte, üzerinde çizgi olan yerler gözlem yapılan mağraları göstermektedir&#8230;</p>
<p><strong>Kaynak:</strong> Israel Journal of Ecology and Evolution</p>
<p>Issue: Volume 55, Number 1 / 2009</p>
<p>Pages: 77 &#8211; 82</p>
<p><strong>DOI: 10.1560/IJEE.55.1.77</strong><strong>DOI: 10.1560/IJEE.55.1.77</strong></p>
<p><strong>A survey of the Critically endangered Mediterranean monk seal, <em>Monachus monachus </em>(Hermann, 1779) along the coast of Northern Cyprus</strong></p>
<p>Ali Cemal Gucu, Meltem Ok, and Serdar Sakinan - <em>Middle East Technical University, Institute of Marine Sciences</em></p>
<blockquote><p>The Mediterranean monk seal has been listed as critically endangered, on the verge of extinction, since 1996 (IUCN, 2007). It is generally accepted that the species has two isolated populations. The Atlantic population is confined to two major locations (Western Sahara and Madeira) and has been monitored since 1992 (González et al., 1997). However, the Mediterranean population is fragmented into small, and often isolated colonies, predominantly in the eastern Mediterranean Sea. Only a few of these colonies are continuously studied. This renders the assessment of the size of the Mediterranean population difficult. Therefore today the numbers given in the literature for the Mediterranean population are not based on scientific surveys (RAC/SPA, 2005). Moreover, the current status of the colonies in countries such as Libya, Algeria, and Albania is not known. The accuracy of the estimated number of monk seals surviving today may get better as small and fragmented colonies, such as those in Cyprus, are studied.</p>
<p>The only comprehensive study addressing the status of the seals in the Levant Sea was carried out on the Turkish coast (Gucu et al., 2004). In this study, a colony composed of several subgroups was identified on the Cilician coast of southern Turkey. It has been observed that in each subgroup, an adult male exhibited territorial behavior over a particular area. The authors suggested that the number of suitable breeding caves that remained intact might be an important factor limiting the reproduction of the colony. Attempts to evaluate the risk of extinction in this region revealed that even small changes in the colony size may drastically alter the future of the seals in the area (Gucu and Ok, 2006; Ok et al., 2006). Lately, the size of the colony has increased as critical habitats have been set aside for protection. Some of the individuals belonging to the Cilician colony were sighted outside their respective areas in places that had not been used in the last 15 years (Gucu, 2004; Gucu and Ok, 2004), probably in search of new breeding sites. Furthermore, a newborn pup found on the Turkish/Syrian border, 175 km east of the Cilician coast, indicated that the seals of the Levant Sea have spread over a wider range (Gucu et al., 2007). We investigated if this expansive behavior of individuals is possibly a spill-over effect of the conservation measures applied on the Cilician coast.</p>
<p>The few existing studies (Gucu et al., 1995; Dendrinos and Demetropoulos, 2000) covering the northern and southern regions of the island had very similar results; despite the habitat suitability, there have been few and irregular sightings and no evidence of whelping. In this work, we studied the recent status of the monk seal on northern Cyprus. A comprehensive survey was conducted along the northern Cyprus coast during 5 July–5 August 2006 in addition to two complementary surveys during 4–12 October 2006 and 24–29 January 2007. The task of the team was to sail along the entire coast of northern Cyprus (Fig. 1) in search of seals, to explore possible seal habitats, and to document and classify caves according to their suitability. Once the caves were classified, infrared phototraps were deployed to monitor seal movements in the caves. Photoidentification allowed us to record individuals and thus estimate the minimum colony size of the study area. The identified seals were also compared with those identified on the Turkish coast to assess mobility of the individuals. We used boats to survey the coast of the island shown on the map (Fig. 1) in search of caves that may be used by seals. Caves corresponding to monk seal habitat descriptions (Gucu et al., 2004; Karamanlidis et al., 2004) were recorded and photographed. In addition to the caves with open access from the sea, the shoreline, down to a depth of 30 meters, was checked for additional caves with underwater entrances. When a cave entrance was found, a team member dived, entered the cave, and checked whether an air chamber existed inside.</p>
<p>In addition, local fishermen were interviewed during the survey to document (i) if there were seals within their respective fishing grounds; (ii) when and where the sightings were within the last year; and (iii) whether the number of seals was decreasing or not, compared with the last 10 years. Apart from the fishermen of Girne (the major coastal town with extensive coastal developments), all the other fishermen that we met in the area were aware of the Mediterranean monk seal. Although they knew that the seals were seen in their respective fishing grounds, firsthand sightings were very few. Eleven fishermen sighted a seal within the last year (Fig. 1). In general, the fishermen pointed out the same 6 regions; Yesilirmak (1), Lefke (Kayalar) (1), Kaplica (Balalan) (3), Yeni Erenkoy (4), Zafer Burnu (1), and Kumyali (1). The sighting rhythm is not continuous and shows a similar pattern: an individual enters an area and disappears shortly after. None of the fishermen spoke about a decline in the number of seals, yet many of them believe that the seals only recently came to their coast.</p>
<p>Of 39 caves explored during the survey, only 6 could be classified as active in which one or more seals were sighted or there was evidence of seal use (e.g., tracks, body depressions, scat, and odor). Eight of the caves possess appropriate morphology for breeding and were selected for monitoring, and 10 infrared monitors were installed.</p>
<p>The caves determined in the first survey were checked during two complementary surveys for any evidence of whelping, and the data accumulated on the phototraps were retrieved. A newborn pup remains close to the cave until weaning, which can last up to five months (Mursaloglu, 1984; Gazo and Aguilar, 2005). Therefore, it is assumed that if whelping occurred between two successive visits the pup would be sighted in or around the cave. Though no pup could be found, the results were fruitful, with the monitors capturing a total of 106 seal images.</p>
<p>Upon completion of the field surveys, the data and the images were analyzed for photo identification of the seals sighted in the region. Basic procedure before the analysis is as follows:</p>
<p>(i) The photographed seals were grouped according to their sex and maturity stage based on Samaranch and González (2000) and Dendrinos et al. (1999).</p>
<p>(ii) The photographs were sorted by date and time so that seals photographed at the same time at two different caves were marked as distinct individuals.</p>
<p>(iii) The morphological features (mostly dorsal scars) were mapped.</p>
<p>The results indicate that a small group of seals inhabits Cyprus. With Lincoln-Petersen mark–recapture index (2 sample closed-population model) and Chapman modification (Lancia et al., 1994), it is estimated that there are 5 (95% confidence interval: 3–17) seals in the surveyed area. The colony is composed of an adult male (M1), two adult females (F1, F2), and two young seals, one of which could be identified as a female younger than 1 year. The male was one of the seals identified earlier by Gucu et al. (2004), which has frequently been sighted on the opposite Turkish coast, where he seemed to have formed a harem. The last sighting of this seal on the Turkish coast was when he was mating in December 2005. It is clear from the findings that he remained on the island throughout the study period (July 2006–January 2007). This period, which covers the mating season of the eastern Mediterranean colony (Gucu et al., 2004), is the most critical time for a male. This situation may be explained by three alternative possibilities: (i) the harem of the male on the Turkish coast is larger than what is known before and may extend down to Cyprus; (ii) the male abandoned the Turkish coast and settled a new harem in Cyprus; (iii) he alternatively uses both coasts. The second seems more reasonable because another adult male has been recently photographed in the same area on the Turkish coast (Gucu, unpublished data). Agonistic interactions of various kinds, including fights, are known to occur in phocids and may result in either the displacement of the original occupant by the intruder or the movement of the intruder to another, presumably less favorable, spot (Sullivan, 1982; Krieber and Barrette, 1984). Moreover M1 displayed symptoms of “seal pox”, which may weaken him (Cihan et al., 2007). Therefore it is likely that, weakened by the disease, he abandoned his territory to his competitor.</p>
<p>One of the seals found in the study still retained part of the white ventral birthmark, proving her to be no older than 1 year (Badosa et al., 1998; Dendrinos et al., 1999; Gucu et al., 2004). The whelping season in the northeastern Mediterranean is confined to autumn and early winter (Gucu et al., 2004). Therefore it is quite possible that she was born during the winter of 2005/2006. Although it was shown otherwise by a rehabilitated juvenile monitored with satellite tracking (Dendrinos et al., 2007), newly weaned youngsters and juveniles observed in the northeastern Mediterranean, especially those less than a year old, usually remain within a range not exceeding a couple of kilometers from the natal site (Gucu et al., 2004). Since the distance between Cyprus and the nearest mainland is 70 kilometers, it is quite likely that she was born on the island and that there is a resident reproductive monk seal colony on the Cyprus coast.</p>
<p>None of the fishermen interviewed spoke about a decline in the number of seals, yet almost all of them believe that they recently came to their coast. If what they observe is true, which is essentially proved by the existence of M1 on the island, this may be a consequence of the spillover effect of the Marine Protected Area (MPA) on the Turkish coast; a more protected monk seal population along the south coast of Turkey may have some bearing on the fate of the species around the island of Cyprus, with individual seals crossing back and forth between coasts.</p>
<p>The northeastern Mediterranean coast of Turkey hosts the largest colony, and 25 individuals had been identified on the coast from Antalya–Gazipasa to Mersin–Erdemli in 2000 (Gucu et al., 2004). This figure increased to 30 individuals by the end of 2005 as a consequence of the protection measures enforced in the area (Gucu and Ok, 2006). Additionally, a small group composed of 4 individuals was identified on the east coast of Turkey near the Syrian border (Gucu and Ok, 2006). With the new individuals identified on the Cyprus coast, one may estimate that the total number of seals inhabiting the northeastern Mediterranean Sea is 38, which is strikingly high when compared to the number of seals estimated by RAC/SPA (2005).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Acknowledgments</p>
<p>This research was funded by the Turkish Scientific and Technical Research Council, TUBITAK (Project No: TBAG-106T166). We express our deepest gratitude to Billur Celebi and Ekin Akoglu, whose help made this study possible. We are indebted to Tahir Tutsak and Ahmet Tutsak, the crew of R/V <em>Lamas</em>, for their help and heartfelt effort during the cruises. We are sincerely thankful to the volunteers who participated in our field surveys: Petra Draskovic and Damla Beton, and special thanks to Ilkay Salihoglu, Michael A. Haigh, and Kutlay Keço.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>References</p>
<p>Badosa, E., Grau, E., Aparicio, F., Layna, I.F., Cedenilla, M.A. 1998. Individual variation and sexual dimorphism of coloration in Mediterranean monk seal pups (<em>Monachus monachus</em>). Marine Mammal Science 14: 390–393.</p>
<p>Cihan, H., Aytug, N., Gucu, A.C. 2007. Possible seal pox in the <em>Monachus monachus </em>Cyprus colony is stress and hunger a contributing factor? The Monachus Guardian 10(1): June 2007 http://www.monachus-guardian.org/mguard19/1923research.htm (accessed 4 August 2008).</p>
<p>Dendrinos, P., Demetropoulos, A. 2000. The Mediterranean monk seal in Cyprus. The Monachus Guardian. http://www.monachus-guardian.org.htm (accessed 4 August 2008).</p>
<p>Dendrinos, P., Tounta, E., Kotomatas, S. 1999. A field method for age estimation of the Mediterranean monk seal pups. The Monachus Guardian. http://www.monachus-guardian.org.htm (accessed 4 August 2008).</p>
<p>Dendrinos, P., Karamanlidis, A., Androukaki, E., McConnell, B. 2007. Diving development and behavior of a rehabilitated Mediterranean Monk Seal (<em>Monachus monachus</em>). Marine Mammal Science 23: 387–397.</p>
<p>Gazo, M., Aguilar, A. 2005. Maternal attendance and diving behavior of a lactating Mediterranean Monk Seal. Marine Mammal Science 21: 340–345.</p>
<p>González, L.M., Aguilar, A., Lopez-Jurado, F.L., Grau, E. 1997. Status and distribution of the Mediterranean monk seal <em>Monachus monachus </em>on the Cabo Blanco Peninsula (Western Sahara– Mauritania) in 1993–1994. Biological Conservation 80: 225–233.</p>
<p>Gucu, A.C. 2004. Is the broken link between two isolated colonies in the northeastern Mediterranean re-establishing? The Monachus Guardian 7(2). http://monachus-guardian.org/mguard14/ 1422infocu2.htm (accessed 9 September 2008).</p>
<p>Gucu, A.C., Ok, M. 2006. How far the Cilician monk seal colony will go with the existing regulations? Report of the International Conference on Monk Seal Conservation, Antalya, Turkey, September 2006. United Nations Environment Programme, Mediterranean Action Plan, Regional Activity Centre for Specially Protected Areas (MAP, RAC/SPA), Middle East Technical University Institute of Marine Science, pp. 45–47.</p>
<p>Gucu, A.C., Orek, H., Kideys, A.E. 1995. Conservation of the Mediterranean monk seal project, WWF Mersin North Cyprus project. Preliminary Survey report (unpublished) to the World Wild Fund, Turkey, 10 pp.</p>
<p>Gucu, A.C., Gucu, G., Orek, H. 2004. Habitat use and preliminary demographic evaluation of the critically endangered Mediterranean monk seal (<em>Monachus monachus</em>) in the Cilician Basin (Eastern Mediterranean). Biological Conservation 16: 417–431.</p>
<p>Gucu, A.C., Erbil, E., Ok, M., Sakinan, S. Celebi, B. 2007. Pup rescue in Samandag. The Monachus Guardian, Vol. 10(1): June 2007. http://www.monachus-guardian.org/mguard19/ 1922infocu.htm (accessed 9 September 2008).</p>
<p>IUCN. 2007. 2006 IUCN Red List of Threatened Species. The IUCN Species Survival Commission, IUCN, Gland, Switzerland [Http://www.redlist.org, accessed 9 September 2008].</p>
<p>Karamanliis, A.A., Pires, R., Silva, N.C., Neves, H.C. 2004. The availability of resting and pupping habitat for the critically endangered Mediterranean monk seal <em>Monachus monachus </em>in the archipelago of Madeira. Oryx 38: 180–185.</p>
<p>Krieber, M., Barrette, C. 1984. Aggregation behavior of harbour seals at Forillion National Park, Canada. Journal of Animal Ecology 53: 913–928.</p>
<p>Lancia, R.A., Nichols, J.D., Pollock, K.H. 1994. Estimating the number of animals in wildlife populations. In: Bookhout, T.A., ed. Research and management techniques for wildlife and habitats. 5th ed. The Wildlife Society, Bethesda, MD, pp. 215–253.</p>
<p>Mursaloglu, B. 1984. The survival of the Mediterranean monk seal (<em>Monachus monachus</em>) pup on the Turkish coast. In: Ronald, K., Duguy, R., eds. The Mediterranean monk seal. Pergamon Press, New York, pp. 41–49.</p>
<p>Ok, M., Gucu, A.C., Akcakaya, R. 2006. Population viability analysis of the Mediterranean monk seal (<em>Monachus monachus </em>Hermann, 1779) Inhabiting In the Northeastern Mediterranean. Proceedings of First European Congress of Conservation Biology, 22–26 August 2006, Eger, Hungary.</p>
<p>RAC/SPA, 2005. Evaluation of the Mediterranean monk seal status. Meeting of MAP Focal Points, Athens (Greece), 21–24 September 2005. UNE P/MAP, UNE P(DE C)/MED WG.270/ Inf. 22, pp. 1–7.</p>
<p>Samaranch, R., González, L.M. 2000. Changes in morphology with age in Mediterranean monk seals (<em>Monachus monachus</em>). Marine Mammal Science 16: 141–157. Sullivan, R.M. 1982. Agonistic behavior and dominance relationships in the harbor seal, <em>Phoca vitulina</em>. Journal of Mammalogy 63: 544–569.</p>
<p>&nbsp;</p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/11/kibrisin-kuzey-kiyilarindaki-akdeniz-fok-arastirmalari-haritasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Devrim, yaptırımlar ve ABD emperyalizmi</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/11/devrim-yaptirimlar-ve-abd-emperyalizmi/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/11/devrim-yaptirimlar-ve-abd-emperyalizmi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 11 Feb 2012 09:59:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[TEORİK YAZILAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8796</guid>
		<description><![CDATA[Socialist Review dergisinden Sarah Ensor ve Mark L. Thomas, Tarık Ali ile Tunus, Mısır ve Suriye’deki halk hareketleri ve İran’a yönelik saldırı tehdidi ile Irak sonrasında ABD emperyalizmi üzerine bir söyleşi gerçekleştirdi. ABD emperyalizmi için Irak’taki bilanço nedir? ABD egemenliği ne kadar zarar gördü? Siyasi açıdan konuşursak, Irak, ABD dış politikası açısından felaket oldu. Hedef, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img class="alignleft size-full wp-image-8797" title="cover" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2012/02/cover.jpg" alt="" width="227" height="307" />Socialist Review dergisinden Sarah Ensor ve Mark L. Thomas, Tarık Ali ile Tunus, Mısır ve Suriye’deki halk hareketleri ve İran’a yönelik saldırı tehdidi ile Irak sonrasında ABD emperyalizmi üzerine bir söyleşi gerçekleştirdi.</strong></p>
<p><strong>ABD emperyalizmi için Irak’taki bilanço nedir? ABD egemenliği ne kadar zarar gördü?</strong></p>
<p>Siyasi açıdan konuşursak, Irak, ABD dış politikası açısından felaket oldu. Hedef, Orta Doğu’nun geri kalanına parıltılı bir deniz feneri olacak sözümona demokratik bir devlet kurmaktı. Gerçekte, bir polis devleti gibi hareket eden fiilen ruhani devlet kurdular. Bazılarını göre baskı düzeyi, Saddam Hüseyin’in son yılına oranla daha yüksek. Yaratılan, bu türden şeylerin önceki yıllarda bir önem taşımadığı bir ülkede, Şii çoğunluğu Sünni azınlığa karşı kullanarak dini-etnik saflar arasında bölünmedir. Bu birincisi.</p>
<p>İkincisi, ABD’nin kesinlikle yapmayı istemediği biçimde, Irak’ı bölgede baş aktör olarak bıraktı, ancak bunun olacağını öngörememeleri akıllara durgunluk veriyor.</p>
<p>Askeri açıdan, düşman olan veya kendilerine düşman hale gelen bir rejimden kurtulduklarını ve savaş için esas baskının geldiği İsrail’e karşı görevlerini yaptıklarını iddia edecekler. Ancak bu çok büyük bedele mal oldu.</p>
<p>Ülkede hâlâ ABD birlikleri, paralı askerleri ve yüklenicileri olduğundan ve bunların sayıları binleri bulduğundan ihtiyatlı bir bakışa sahip olunmalı. Ve ABD birlikleri, ağırlıklı olarak Orta Doğu’daki bölgesel üslere gittiler. Bu nedenle ABD, istemesi halinde, savaşın başlatıldığı Katar’daki üssünden hızlı bir şekilde saldırabilir. Bu, çekilmenin yüzeysel olduğu anlamına gelmez -öyle de değil. Ama aynı anda, istedikleri anda misilleme yapabilecek insanları da orada tutuyorlar.</p>
<p>Bu nedenle, askeri olarak herhangi bir şekilde kaybettiklerini söylemeyeceğim. Ve Irak devleti Batı medyasında çok az tartışılır halde bırakıldı. Ülkenin sosyal altyapısı yok edildi; kadınlar üzerinde uygulanan inanılmaz kısıtlamalar var; bir milyon Iraklı öldü –bu rakam tartışmalıydı, ancak şimdi en düşük rakam olarak görülmekte.</p>
<p>Irak’taki kukla yönetim bile, ülkede beş milyon öksüz-yetim olduğunu belirtti. O halde en az bir milyon insanın öldüğünü varsaymalısınız. İki milyon kişi evsiz ve mülteciler çevredeki ülkelerde yaşıyor. İnsani bakış açısından, bu savaş bütünlüklü bir felaket.</p>
<p>Ülkede yeni ayrışmalar yarattı. Ülkenin kuzey bölgelerinde görevde olan ve ABD ile İsrail tarafından desteklenen Kürt liderleriniz var. Ayrıca Tahran’ın desteği için rekabet eden farklı Şii gruplara sahipsiniz ve insanlar, Başbakan Maliki’nin Bağdat’taki yeşil bölgede ABD birlikleri olmaksızın ne kadar zaman iktidarda kalacağını görmeyi beklediğinden durum istikrarsız olarak sürüyor. Bu nedenle, söz konusu etraflı felaketin tam bir bilançosunu çıkarmak için altı ay daha bekleyelim derim.</p>
<p><strong>ABD ile İran yönetimi arasındaki gerilimler ne kadar ciddi? Askeri çatışma ve hatta savaş olacak mı?</strong></p>
<p>Bana kalırsa İran’a savaş açmak Amerikan imparatorluğunun çıkarına değil. Bu, aynı zamanda şu anda birtakım gerekçelerle Pentagon’un da görüşü. Bu, istemedikleri anlamına gelmiyor –Bağdat’ın düşmesinin hemen ardından ne olduğuna bakarsanız, İsrailli büyükelçinin, ABD büyükelçisine yönelik bir ifadesi vardı; “Şimdi durmayın, Şam ve Tahran’ı da alın” demişti ve bu, Amerikan egemen seçkinleri içindeki “aşırıcılar”ın hedefi. Ancak tabii ki bunu yapmak öyle kolay değil.</p>
<p>Şu ana dek Suriye’deki Esad rejimini devirmeyi başaramadılar ve bu rejim, zayıflatılmış bir rejim. Oysa İran rejimi zayıf bir rejim değil. Sevmeyebiliriz ancak zayıf bir rejim değil –kitle desteğine ve Amerikalıların ülkeye saldırının kendi sorumluluklarındaki bir şey olduğu inancına sahip olmadıkları düşüncesine sahip. İran’a saldırdılar diyelim, muhtemelen ne olur? Birincisi, İran’da muazzam bir direniş olur. İkincisi, ülkenin büyük kısmı rejimin arkasında birleşir, çünkü kimse işgal edilmeyi istemez.</p>
<p>ABD müdahalesini isteyebilecek zayıf liberal gruplar olabilir, fakat Tahran’ın belli bölgelerinde sınırlanmış durumdalar. Ülkenin büyük kısmı direnir ve İran, Libya’da olduğu kadar hızlı devre dışı bırakılamayacak muntazam bir orduya ve hava kuvvetlerine sahip. Ayrıca vuruş yöntemlerine de sahipler. Üç olanakları var.</p>
<p>Biri, kılıçları çekin demek için Irak’taki kendi insanlarına erişmek. Bunu yapmak üzere, Mıktada el-Sadr diğerleriyle birliğe zorlanır. Lübnan’da Hizbullah’ın, Lübnanlıların çoğunluğunu oluşturan Şiilerin haklarını ileri sürmesi ve iktidarı alması söylenebilir. Afganistan’da, Herat’ta bulunan İranlı güçlerin isyana katılması söylenebilir. ABD, İran’ın kendisinin de dahil olduğu dört cephede savaşmaya zorlanabilir. Pentagon, bunun kendileri için bir felaket olabileceğinin farkında ve bu nedenle politikacıları yatıştırmaya çalışıyorlar. Ve işte yine savaş için baskı herhangi bir Avrupa ülkesinden değil, İsrail’den geliyor. İranlı bilim insanlarını öldürüyorlar ve bunu kendilerinin yaptığını reddetmeyecekler bile.</p>
<p>Yaptırımların uygulanması tamamen saçma. Bunu enden yapıyorlar? Ülkeyi zayıflatmak için mi? Çin’in petrol ve gaz almak için İranlılarla 30 yıllık bir anlaşması var. Çinlilerin yaptırımlara uyacaklarını düşünmüyorum ve Ruslar da uymayacaklarını söylediler. Şu anda yaptırımlara uyacak olanlar sadece Amerikan imparatorluğunun yardakçıları. İran ekonomisine diz çöktürmek yeterli değil ve Irak olayından bildiğimiz üzere ne olursa olsun yaptırımlar hakim seçkinlere hiçbir zaman zarar vermez. Bunlardan olumsuz etkilenenler her zaman yoksullardır ve bu durum insanları din adamlarına yönlendirir.</p>
<p>Soru daha çok ABD’nin İsraillileri İran’ın nükleer reaktörlerine saldırı düzenlemeye teşvik edip etmeyeceği. Öyle olacağını düşünmüyorum, çünkü bu, savaşla eşdeğer. Reaktörler ülkenin her yanına yayılmış durumda ve stratejik açıdan en önemli reaktörler, kutsal şehir Kum yakınlarında. Kum’u mu bombalayacaklar? Bu, dünyadaki Şii nüfusu için Mekke’nin bombalanmasına eşdeğer olur. Bu nedenle yapmaları güç. Yaptıklarının, İranlıların hiçbir suretle nükleer silah yapmaması için maksimum baskıyı kurmak olduğunu düşünüyorum.</p>
<p><strong>ABD ve Pakistan arasındaki ilişkiler kırılma noktasına yakın mı?</strong></p>
<p>Bu ilişkiler çok ağır baskı altında. ABD, bir resmi askeri kontrol noktasını bombalamaya karar verip düzinelerce askeri ve başka insanları öldürdüğünde bu fena halde provokatif bir eylemdi ve bunu kasten yaptılar –ortada bir hata yoktu. Öyleyse bunu neden yapar?</p>
<p>Pakistan’daki komplo teorisyenleri, orduyu istikrarsızlaştırmayı, içine girmeyi ve tamamen nükleerden arındırmayı istediklerini düşünüyor. Bunun zorlama bir görüş olduğunu düşünüyorum. Bunu yapmak için, büyük bir iç savaş başlatırlardı, ordu, Amerikan karşıtı ve destekçisi gruplara bölünür ve karşıtlar ezici çoğunluğu oluştururdu. Bu nedenle söz konusu durum programda yok.</p>
<p>Sınırın iki tarafındaki Peştun nüfusun yakın bağları nedeniyle Afgan savaşının Pakistan’ı istikrarsızlaştırması her zaman muhtemel olmuştur. Savaş ne kadar uzarsa, Pakistan’ın istikrarsızlaşma riski de o kadar çok olur. Bu sorunun çözümü Pakistan’da değil; çözüm Afganistan’da ve tüm NATO birliklerinin derhal koşulsuz olarak çekilmesinde.</p>
<p>ABD yıllardan beri Afgan direnişiyle gizli kapaklı pazarlıkta bulunmakta. Ardında dev askeri üsler bırakma biçiminde vaziyeti kurtarma aracı bulmaya çalışıyorlar. Ancak bu, Çin açısından kabul edilemez.</p>
<p>Afgan savaşı ABD için askeri anlamda da çok kötü gidiyor. Afgan gerillaları bölünemedi. Güneydeki direniş büyük oranda Peştunlar tarafından yürütülmekte. Halkı inanç temelli bölme girişimi işlemedi, çünkü yüzde 60’ı Peştun ve Sünni. Bu nedenle, küçük istisnalar hariç direnişin büyük oranda Şii nüfustan geldiği Irak’ta yaptıklarının aynısını yapmakta muvaffak olmadılar. Afganistan’da ülkenin çoğunluğu kukla rejime karşı. Hatta kukla rejimler bile şu anda ABD’yi açıkça suçluyor.</p>
<p><strong>ABD, Arap Baharı karşısında nasıl bir strateji benimsedi?</strong></p>
<p>Ayaklanmalarla, tam anlamıyla şaşırıp kaldılar. Hem ABD, hem de Avrupa bütünüyle şaşırdı. Hatta Fransa, isyanı yenilgiye uğratmak için Tunus’a paraşütçü birlikleri göndermeyi teklif etti. Şimdi Mısır’da bu olamaz. Ancak ABD, Mübarek’i görevde tutmak için çok uğraştı. Mübarek’in gitmesine çok gönülsüz biçimde izin verdiler ve bunun üzerine Mübarek’i desteklemiş olan Tantawi ve eski askeri komuta kademesinin iktidarda kalacağını garanti altına aldılar. Şimdi seçimler, esasen Müslüman Kardeşler için zaferle sonuçlandı. Bu, söylemlerine karşın, Müslüman Kardeşler ile her daim bağları olan ABD’nin, onları kendi yanına çekme gibi ciddi bir iş yaptığı anlamına geliyor.</p>
<p>Türkler, Mısırlılara işlevini yerine getirmek için “doğru yolu” göstermek amacıyla kullanılmakta. Türkiye’nin “ılımlı İslamcıları”, NATO’nun bölgedeki en gözde müttefiklerinden. ABD’yi endişelendiren başlıca şey, Müslüman Kardeşler’in anti-kapitalist olacağı veya kendileri açısından kabul edilemez bir sosyal program uygulayacağı değil. Birkaç sosyal reform uygulamaları için aşağıdan zorlanabilseler de bu olasılık dışı. ABD’yi endişelendiren en büyük şey, yeni Mısır’ın İsrail ile anlaşmayı koruyup korumayacağı.</p>
<p>Mısır’da halktan gelen baskı, Filistinlileri desteklemek ve icabında İsrail ile ilişkileri kesmek yönünde, nitekim Kahire’deki İsrail büyükelçiliğinin işgali, tarihte bir ilk. Müslüman Kardeşler’in, bunun üstesinden gelmesi zor olacak. Benim hissim, Müslüman Kardeşler’in liderlerinin çoğunun, anlaşmanın yürürlükte kalmasını isteyecek olan ABD ile bir alışveriş karşılığında taviz verecekleri. Umarım yanılırım, ancak muhtemel alternatifin bu olduğunu düşünüyorum. Amerikalılar bir anlaşma yapacak ve ordu ile Müslüman Kardeşler, ülkeyi birlikte yönetmek için resmi olmayan yolla gizlice uzlaşacak.</p>
<p>Mısır’da meydana gelen, diktatörden kurtulmak için gerçekleşen büyük bir ulusal ayaklanmaydı. Genel anlamda demokrasi için ayaklanmaydı. Ayaklanmanın hedefleri sınırlıydı ve sorun olan da bu.</p>
<p>Olayları rotasını belirleyen insanlar, büyük siyasi partilerdi ve bunun bize siyasi örgütlere hiç ihtiyacımız olmadığını gösterdiğini belirten konumlanış ile aynı duyguları paylaşmamamın nedeni bu. Bu saçmalık. Mübarek’in devrilmesinden önce siyasi partilerde yasadışı veya yarı-gizli biçimde bulunanlar, seçimi kazanan insanlardı.</p>
<p>Öte yandan en çarpıcı olan şey, halkın kendi gücünün tadını alması ve bunu hissetmesi. Bu, Mısır ve Tunus’taki ayaklanmalara dair en önemli şey ve gelecek için umuttur.</p>
<p><strong>Suriye’ye müdahale çağrılarına dair sol ne demeli?</strong></p>
<p>Suriye’de, Baas Partisi’ne egemen olan, en iyi insanları partiden uzaklaştıran, bu insanları hapse atan veya sürgüne yollayan çürümüş, acımasız bir grup var –Partinin içinde, 1967 yılında Altı Gün Savaşları’nın ardından ülkeye gittiğimde tanıştığım gerçekten iyi birçok insan vardı. Esad önderliğindeki bu küçük grup, hiçbir özgürlüğe izin vermeyerek halka kaba kuvvetle hükmetti ve oğlunu halef yaptı. Arap Baharı bir kere başladıysa, bunun Suriye’ye sıçramasında şaşırtıcı bir durum olmamalı. Neden sıçramamalı ki?</p>
<p>Bu Baasçı liderlerin çok net bir seçeneği vardı. Muhalefetle, seçimlere ve kurucu meclise izin veren bir anlaşma yapabilirlerdi. Benim duyduğum, Baas önderliği içinde büyük tartışma yaşandığı ve baskı yoluna gitmeye karar verdikleri. Tüccarlar, tacirleri Suriye burjuvazisi aylar boyunca isyanı desteklemedi. Esad rejiminin kendilerine istikrar getirdiğini biliyorlardı –aşağı yukarı bütün bir ülkenin Mübarek’ten kurtulmayı istediği Mısır’daki durumun aksine. Şu anda bu insanlar, Esad kaldıkça durumun daha kötü olacağını fark ettiler. Bu büyük bir değişim.</p>
<p>Tabii ki Suriye muhalefeti dahilinde farklı hizipler mevcut. Suriye’nin bir solu olduğunu hatırlamaya değer. Bölünmüş bir güçlü komünist parti vardı. Ayaklanmaya şiddetli biçimde katılan gruplardan biri, çok önemli bir komünist önder olan, yıllarca hapsedilen ancak asla boyun eğdirilemeyen Riyad el-Türk’ün destekçileri. Şam ve Halep’te, bu iki şehirde de ayaklanmada büyük rol oynayan güçlü bir sol grup var. Ayrıca tabii ki bazıları komünistlerle bağlantılı olan Suriye Müslüman Kardeşleri ve Suriyeli sürgünler var. Ne yapacaklarına karar vermeliler.</p>
<p>Libya’daki modelle kurulan ve merkezsi İstanbul’da olan Suriye Ulusal Konseyi, yani dışarıda olan insanlar, Batı adına hareket eden insanlardır ve Suriye’yi ele geçirmek için Batı müdahalesi istemektedir. Aldığım bilgiye göre Şam’daki muhalefetin büyük bölümü ülkelerinin bombalanmasını değil, dış baskı istiyor.</p>
<p>Kişisel olarak ve Libya’da ne olduğunu göz önünde bulundurarak, ben, bölgede bunlar baskıcı olabilseler bile politikaların yapısal gelişimini altüst edecek bir Batı müdahalesine tamamen karşıyım. En iyi çözümün, silahlı kuvvetlerin bazıları dağılana kadar rejime karşı mücadeleye devam edilmesi olduğunu düşünüyorum. Dış müdahale çağrısı felaket getirici olur.</p>
<p>Örneğin durumu çok daha karmaşık yapan, Suriye’nin, Hizbullah’a giden silahların birincil nakil hattı olması. Bunlar olmadan Hizbullah, yıllar önce İsrail ordusunu durduramaz hale gelirdi. Hizbullah, Esad rejimine destek amacıyla bir milyon kişilik bir gösteri örgütledi. Bu nedenle rejimin jeopolitik konumu, ülke dışındaki insanları bile ayrıştırdı.</p>
<p>Lakin Batı müdahalesi, Suriye’yi diğer Arap ülkelerinin çoğu gibi bağımlı devlet haline getirir. O yüzden dış müdahale isteyenler Türkler ve Körfez ülkeleri. Körfez ülkelerine, herhangi bir bağımsızlık hali yakıştırmak yanlıştır. Geçmişte bu ülkeleri “emperyal petrol istasyonları” olarak adlandırdım ve şu anda da aynı durumdalar. Suudiler tabii ki gerçek bir ülke, ancak hiçbir zaman kendi rızalarıyla hareket etmediler. Bahreyn’de müdahaleye öncelikle Amerikalılar tarafından yeşil ışık yakıldı ve Suudilerin Bahreyn’e müdahalesi başka türlü olamazdı.</p>
<p>Libya’daki müdahale bir felaket oldu. Kullandıkları bahane, Kaddafi’nin Bingazi’de büyük bir katliam tehdidinde bulunduğuydu. ABD’de solda olmayan alimler, Kaddafi’nin bu tehdidi ne zaman yaptığına dair kanıt aradılar. Hiç kimse, Bingazi’de katliam tehdidinde bulunduğu sözde “konuşma”yı ya da açıklamayı bulamadı. Uluslararası Kriz Grubu’ndan Hugh Roberts, London Review of Books’da bu noktayı açıklığa kavuşturan güzel bir makale yazdı. İngiltere Dışişleri Bakanlığı’ndan birilerine şunu sordum: 20 bin dedi. 20 bin insan katliamı “önlemek” için öldürüldü.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><a href="http://www.socialistreview.org.uk/article.php?articlenumber=11905">http://www.socialistreview.org.uk/article.php?articlenumber=11905</a> adresinde yayımlanan söyleşiden çevrilmiştir.</strong></p>
<p><strong>Çeviri: </strong>Gerçeğin Günlüğü Kolektifi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/11/devrim-yaptirimlar-ve-abd-emperyalizmi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KTOEÖS GENÇLİK ÇALIŞTAYI’NI ELEŞTİRDİ</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/11/ktoeos-genclik-calistayini-elestirdi/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/11/ktoeos-genclik-calistayini-elestirdi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 11 Feb 2012 09:40:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Emek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8783</guid>
		<description><![CDATA[KTOEÖS Başkanı Tahir Gökçebel yaptığı yazılı açıklamada, 10 Şubat, Cuma günü Girne’de başlayan Gençlik Çalıştayına öğretmen sendikaları ve birçok demokratik kurumun çağrılmadığını belirtilerek; UBP hükümetini Türkiye’nin AK Parti Hükümetinin söylediklerini uygulamakla suçladı. Konu ile ilgili açıklama şöyle: Ülkemiz ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel olarak istila edilip, yağmalanırken, gençlik işsizliğe, gelecek kaygısına itilirken,  göstermelik olarak gençliğe değer [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-medium wp-image-4478" title="KTOEOS" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2011/03/KTOEOS-Logo_w800-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" />KTOEÖS Başkanı Tahir Gökçebel yaptığı yazılı açıklamada, 10 Şubat, Cuma günü Girne’de başlayan Gençlik Çalıştayına öğretmen sendikaları ve birçok demokratik kurumun çağrılmadığını belirtilerek; UBP hükümetini Türkiye’nin AK Parti Hükümetinin söylediklerini uygulamakla suçladı.</p>
<p>Konu ile ilgili açıklama şöyle:</p>
<p>Ülkemiz ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel olarak istila edilip, yağmalanırken, gençlik işsizliğe, gelecek kaygısına itilirken,  göstermelik olarak gençliğe değer veriliyormuş görüntüsü ile KKTC-TC ortak gençlik çalıştayı düzenlenmiştir.</p>
<p>Son yapılan sözde gençlik çalıştayına Öğretmen Sendikaları ve birçok demokratik kurum  çağrılmamıştır. Bu ülkenin Yüksek Öğrenimden sorumlu olan kurumu YÖDAK içeriği net olarak açıklanmayan işbirliği protokollerinin imzalanmasına hiç karıştırılmamıştır. Yağma, peşkeş, dönüştürme politikaları topluma ballandıra, ballandıra anlatılarak, protokoller imzalanarak, düzmece çalıştaylar yapılarak Kıbrıs Türk Toplumu yokoluşa sürüklenmektedir.</p>
<p>Eğitimde hiç bir sorunu çözme başarısı gösteremeyen, okul yapma yerine, okul arazilerini dağıtan, müfredat programlarını değiştiren, kuran kursları, külliye, cami yapımları ile okulları yavaş yavaş tarikat yuvaları haline getirmeye başlayan sn. Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanı göstermelik, hedefi belli çalıştaylar  yapmaktadır. Aldığı talimatları en iyi uygulayan bakan görüntüsü vermeye çalışarak, koltuğunu korumayı  hedeflemektedir. Her ay ülkemize bir AKP’li bakan davet ederek ve Eğitim bütçesinden de masraflarını karşılayarak koluğa bağımlılığını vurgulamaktadır.</p>
<p>Türkiyede artık gizlisi saklısı kalmayan şekilde ilkokul öğrencileri Diyanet İşleri Başkanlığı vasıtasıyle umre ziyaretlerine götürülmekte, müfredatlar değiştirilmekte, imam hatipler orta ve ilkokula indirilsin diye sekiz yıllık kesintisiz eğitim bitirilmeye çalışılmakta, üniversiteye giriş katsayıları imam hatiplilere yarasın diye ortadan kaldırılmakta, ilkokulda turban takan çocuklar tarikatlerce ödüllendirilmektedir. Hızlı bir şekilde çağdaş, akla ve bilime uygun eğitim bitirilmek için yoğun bir kampanya başlatılmıştır. Bu arada devletin üst kurumları bu durumu gizlemek için yeniden şekillendirilmektedir. Halkın parasını Din İstismarlığı yaparak toplayan, kamusal alanları yağmalayan ve devlet eliyle kredilendiren Yeşil Sermaye de Yurt, Külliye, Cami, İş Merkezleri yaparak tam da halkı kendine bağlayacak ekonomik alt yapıyı oluşturmaktadır. Fakirleştirilen, mülksüzleştiren, işsizleştirilen, çaresizleştirilen geniş kesimler sömürü düzeni ile elde edilen  paralarla etki altına alınmaktadır. Özeleştirme, Yağmalama politikaları sayesinde beslenen tarikatçı yeşil sermaye çaresiz, acz içindeki fakir topoluma cemmat dayanışmasın sunarak, ölmeyecek kadar besleyerek, bu dünyada değil ama ahirette mutluluk arayan itatkar toplum yaratmak için uğraşmaktadır.</p>
<p>Kıbrısın Kuzeyine gazinoları, gece kulüplerini, kumarı, bet ofislerini getiren, çeveryi, kamusal alanları yağmalayan, polis devleti yaratarak  her fırsatta halkına şiddet uygulayan, Kıbrısta çözüm-barış umutlarını tüketen AKP ve bu politikaların şu andaki uygulayıcısı UBP hükümetlerinin maskesi düşmüştür. Geniş kesimleri sömüren, yok eden bu yapı ve bu politikalara karşı birlikte mücadele etme zamanı gelmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/11/ktoeos-genclik-calistayini-elestirdi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BES&#8217;in Küçük&#8217;e gönderdiği mektup!</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/10/besin-kucuke-gonderdigi-mektup/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/10/besin-kucuke-gonderdigi-mektup/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Feb 2012 06:47:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Emek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8764</guid>
		<description><![CDATA[Belediye Emekçileri Sendikası (BES), İrsen Küçük’e, gönderdiği mektupta, Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı’nın “kontrolü dışındaki olaylar” için yardım talep etti. BES Başkanı Savaş Bozat imzasıyla gönderilen mektubun tam metni şöyle;   Sayın İrsen Küçük KKTC Başbakanı.   Bildiğiniz üzere ülkemizde mevcut belediye sayısı 28 olup, en büyük katkı payını da devletimizden almaktadırlar. Özerk bir yapı içerisinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-5648" title="BES" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2011/06/1306926826-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" />Belediye Emekçileri Sendikası (BES), İrsen Küçük’e, gönderdiği mektupta, Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı’nın “kontrolü dışındaki olaylar” için yardım talep etti. BES Başkanı Savaş Bozat imzasıyla gönderilen mektubun tam metni şöyle;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Sayın İrsen Küçük</strong></p>
<p><strong>KKTC Başbakanı.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Bildiğiniz üzere ülkemizde mevcut belediye sayısı 28 olup, en büyük katkı payını da devletimizden almaktadırlar.</p>
<p>Özerk bir yapı içerisinde görevlerini sürdürmek için de 51/95 sayılı Belediyeler Yasası kurallarına uymak zorunlulukları vardır.</p>
<p>Mevcut belediye kadrolarında çalıştırılan memur statüsündeki çalışanların hakları ise 65/2007 sayılı Belediye Personel Yasası ile düzenlenmiştir.  Işçi statüsünde çalışanlarımız ise İş Yasasına bağlı, Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Referandum Yasasının verdiği yetkiye dayanarak Toplu İş Sözleşmesi kapsamında görevlerini sürdürmektedir.</p>
<p>Memur statüsünde Lefkoşa Türk Belediyesi’nde çalışan üyelerimizin kadrolara intibakları 2010 yılında yapılmasına rağmen bu süreçte büyük bir hata yapılarak ki bunun içinde İçişleri ve Yerel Yönetimler Bakanlığı’nın görevlendirdiği bir yetkili olmasına rağmen sözkonusu memur çalışanların sayısı 227’den 454’e yükseltilerek büyük bir hata yapılmıştır.</p>
<p>Toplam personel sayısı yasa gereği 817 olarak belirlenmiş olmasına rağmen bunların 454’ünün memur yapılması ülkemizde, Türkiye Cumhuriyetinde ve tüm Avrupa ülkelerinde bir ilk olarak tarihe geçmiştir.</p>
<p>Geriye kalan 336 işçi sayısına ulaşmak için Lefkoşa Türk Belediyesi ile yaptığımız toplantılarda 136 kişinin de işçi statüsünde kadrolanmaları 3 Ocak 2012 tarihinde yaptığımız genel grev sonucu 13 Ocak 2012 tarihinde oluşturulmuştur.</p>
<p>Dikkatinizi çekmek üzere bir konuyu sizlere hatırlatmak isterim ki, ülkemizdeki 28 Belediyeden sadece Lefkoşa Türk Belediyesi kadrolarını eksiksiz doldurmuştur.</p>
<p>Bu gelişmelerden sonra bilgilerinize sunmak istediğimiz birkaç kritik ve acilen çözümlenmesi gereken ve Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı’nın kontrolu dışında yaşanan gelişmelerin çözüm kaynağı olarak sizlerin de bu sorunların üzerine gitmeniz ve her iki tarafı da memnun edecek çareler üretmeniz gerekliliğine inanmaktayım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="1">
<li>Belediyeler Yasası gereği Lefkoşa Türk Belediyesi devletten aldığı katkı payının tümünü banka, finans şirketleri gibi yerlerden borçlanarak temlik ettirmiştir.</li>
<li>Net maaşları tüm çalışanlarına ödemesi için yaklaşık dört milyon TL’sına her ay ihtiyaç duymaktadır.</li>
<li>Buna mukabil Sosyal Sigortalar kuruma maaşlarından kesilmesine rağmen 6 aydır yatırmayan bir Belediye Başkanımız var.</li>
<li>İhtiyat Sandığı primlerini de ayni şekilde Mayıs 2007 tarihinden itibaren maaşlarından kesilmesine rağmen ilgili kuruma yatırılmıyor.</li>
<li>Gelir vergileri de Ocak 2007 tarihinden itibaren maaşlarından kesilmesine rağmen Gelir ve Vergi Dairesine yatırılmıyor.</li>
<li>Belediye Personel Yasası’nın 33.maddesi Toplu İş Sözleşmesi’nden yararlanma hakkı ise 2010 yılında intibakları yapılan memur üyelerimize uygulanmamaktadır.</li>
<li>13 Ocak tarihinde Lefkoşa Türk Belediyesi Meclisinin bilgisine sunularak kadrolanan 136 işçi statüsündeki çalışanlarımız da Toplu İş Sözleşmesi haklarından yararlandırılmıyorlar.</li>
<li>15 Kasım 2012 tarihinde Belediye Meclisimizden oybirliği ile geçen yeni Toplu İş Sözleşmemizde uygulanacak denilen ve altına imza koyan Belediye Başkanı’nın bu durumu da düşündürücüdür.</li>
<li>Belediye Personel Yasasının emrettiği 115.madde “Aylığın Ödeme Zamanı” da yıllardır uygulanmamaktadır.</li>
<li>Bahse konu bu sorunlar çalışanın bugününü ve yarınını tüm yasal düzenlemelere rağmen umutla bakmasını engellemektedir.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nasıl ki, Belediye Başkanının bankalardan yaptığı borçlanmaları kendi dönemi içinde kapatma zorunluluğu varsa, bundan sonraki süreçte de tüm belediye personelinin maaşlarının gününde ödenmesi, Sosyal Sigorta ve İhtiyat Sandığı borçlarının ödenerek düzenli bir şekilde yatırılmasını sizlerden talep ederken, üyelerimizin bugünü ve yarınını hükümet olarak temlik altına alınmasını rica eder, saygılar sunarım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/10/besin-kucuke-gonderdigi-mektup/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eroğlu, eşcinsellerin tutuklamaları konusunu geçiştirdi, moratoryumu kabul etmedi</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/10/eroglu-escinsellerin-tutuklamalari-konusunu-gecistirdi-moratoryumu-kabul-etmedi/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/10/eroglu-escinsellerin-tutuklamalari-konusunu-gecistirdi-moratoryumu-kabul-etmedi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Feb 2012 05:54:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[TOPLUMSAL CİNSİYET]]></category>
		<category><![CDATA[Yeniçağ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8752</guid>
		<description><![CDATA[Homofobiye Karşı İnisiyatif tarafından çevrilen haber şöyle: Avrupa Birliği parlementeri Marina Yannakoudakis Kıbrıs&#8217;ın kuzeyinde eşcinsel ilişki sebebiyle gerçekleşen son tutuklama haberlerini takiben Kıbrıslı Türk lider Dr. Derviş Eroğlu’na bir mektup göndererek tutuklamaları kınamış, tutuklular hakkında okunan davanın düşürülmesini ve bundan sonraki olası tutuklamalara moratoryum getirilmesini istemiştir.  Adanın kuzeyinde geçerli olan eşcinsel ilişkiyi yasaklayan yasanın kaldırılması [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-5958" title="lgbt" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2011/07/lgbt-300x224.jpg" alt="" width="300" height="224" /></p>
<p><strong><em>Homofobiye Karşı İnisiyatif tarafından çevrilen haber şöyle:</em></strong></p>
<p>Avrupa Birliği parlementeri Marina Yannakoudakis Kıbrıs&#8217;ın kuzeyinde eşcinsel ilişki sebebiyle gerçekleşen son tutuklama haberlerini takiben Kıbrıslı Türk lider Dr. Derviş Eroğlu’na bir mektup göndererek tutuklamaları kınamış, tutuklular hakkında okunan davanın düşürülmesini ve bundan sonraki olası tutuklamalara moratoryum getirilmesini istemiştir.  Adanın kuzeyinde geçerli olan eşcinsel ilişkiyi yasaklayan yasanın kaldırılması için mücadele eden Londra muhafazakar milletvekili Yannakoudakis bugün Dr. Eroğlu’nun danışmanı Dr. Hasan Güngör’den bir yanıt almıştır.</p>
<p>Dr. Güngör mektubunda şöyle demektedir: “<strong>Medyada ima edilenin aksine zanlılara henüz eşcinsel ilişki bağlamında herhangi bir ceza verilmemiştir.</strong>” Mektup şöyle devam etmektedir: “<strong>Olayla ilgili polis soruşturması devam etmektedir ve ancak soruşturma bittikten sonra başsavcılık makamı gerekli yasal değerlendirmeyi yapıp zanlıların nasıl cezalandırılacağı konusunda karar verecektir.</strong>”</p>
<p>Dr. Güngör moratoryum çağrısını ise şöyle diyerek geri çevirmiştir: “<strong>Yürürlükteki yasalar Dr. Eroğlu’na 171. Maddeden doğan tutuklamaları engelleme ya da herhangi bir yasanın uygulanmasını durdurma yetkisi vermemektedir</strong>”.</p>
<p>Dr. Güngör’ün yasanın yürürlükten kaldırılmasıyla ilgili sürecin başladığını ve dosyanın ilgili komitenin incelemesi altında olduğunu söylemesi olumlu bir gelişmedir. Dr. Güngör açıkça belirtmiştir ki: ”<strong>Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi iç hukukun üzerindedir</strong>”</p>
<p>Son olarak mektupta “<strong>Dr. Eroğlu yasal süreç tamamlandıktan sonra ceza yasasının ilgili kısımlarının kaldırılacağı yasa değişikliğine onay vererek doğaya aykırı cinsel suçların cezalandırılmasının sonlandırılması sözüne sadık kalacaktır</strong>” denmektedir.</p>
<p>AB Parlementeri Marina Yannakoudakis ise; “<strong>Mektubuma, Dr. Eroğlu’nun ofisinden bu kadar süratli yanıt alabilmekten memnuniyet duydum. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yönetim tarafından Kıbrıs’ın kuzeyinde de uygulanıyor olduğunun kabul etmesi, rızaya dayalı mahrem eşcinsel ilikinin kuzeyde yasaklanması ile AİHS’nin 8. Maddesinin ihlali anlamındadır.</strong>”</p>
<p>“Dr. Eroğlu’nun yasağın kaldırılması konusunda “sözünde durma” niyetinde olmasını memnuniyetle karşıladığımı not etmeliyim, lakin ivedi moratoryum isteğinin kabul edilmemesi beni hayal kırıklığına uğratmıştır.”</p>
<p><strong>“Yine de, resmi hiçbir suçlamada bulunulmamasına rağmen 29 Ocak’ta tutuklanan iki bireyin kovuşturma altına tutulması beni endişelendirmektedir.  Kuzey Kıbrıs merkezli Homofobiye Karşı İnisiyatif aracılığıyla bireylerin Lefkoşa Merkezi Cezaevi’nde hücre cezasında tutulduklarını öğrendim. Umarım, eğer Kıbrıs’ın kuzeyi insan haklarına bağlılığını göstermek isityorsa, eşcinsel ilişkilere daha fazla cezai yaptırım uygulanmaz”.</strong></p>
<p><strong></strong>Bilindiği gibi Marina Yannakoudakis, Avrupa Birliği Parlementosu Kıbrıslı Türk Toplumu ile Yüksek Seviyede Temas Grubu üyesidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<blockquote><p><strong>KONU AİHM&#8217;e taşındı</strong></p>
<p>1993’te, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Kıbrıs’ta yetişkinler arası rızaya dayalı eşcinsel ilişkinin yasallaştırılmasını gerektirmişti;  ancak Kıbrıs’taki bölünme, eşcinselliği yasaklayan kanun dahil,  birçok İngiliz ceza kanununun Kıbrıs&#8217;ın kuzeyinde yürürlükte kalmasına neden olmuştur. Bu kanunlar, devlet yetkililerinin insan haklarını ihlal eden kanunların kaldırılacağı konusundaki vaatlerine rağmen, yürürlükte kalmıştır.</p>
<p>Uluslararası insan hakları hukuku, cinsel kimlik hakkının da dahil olduğu kimlikleri korumaktadır. Yetişkinler arası rızaya dayalı mahrem cinsel faaliyet insan hakları hukuku tarafından korunmaktadır.</p>
<p>Davaya göre, eşcinselliği suç olarak düzenlemeyen Türkiye, Kıbrıs&#8217;ın kuzeyindeki insan haklarını korumak ve teşvik etmekle yükümlü olduğu için İngiliz koloni mirası bu yasayı savunmak durumundadır.</p>
<p>Dava, davacı aleyhinde dava açılacağı korkusuyla isimsiz bir şekilde dile getirilmiş, özel ve aile yaşamının söz konusu yasaların varlığıyla ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Davacı maruz kaldığı ayrımcılığın, insanlık dışı ve aşağılayıcı bir muameleye dönüştüğünü de iddia etmektedir.</p>
<p>Dava, başvuran kişinin yerine tüm dünyada hukuk yolu ile eşcinselliği suç kapsamından çıkarmayı amaçlayan uluslarası örgüt Human Dignity Trust (İnsan Onuru Vakfı) tarafından açılmıştır. İnsan Hakları avukatı ve <strong>Human Dignity Trust’ın başkanı Jonathan Cooper yaptığı açıklamasında şöyle dedi:</strong></p>
<p><strong>‘’Eşcinsel ilişkinin Kuzey Kıbrıs’ta suç olarak düzenlendiği gerçeği, uluslararası hukuku ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi hükümlerini ihlal etmektedir.</strong></p>
<p><strong>Kimliklerin suç kabul edilmesi, insanları hukukun koruması dışına itmektedir. Bu sadece eşcinsel hakları ile ilgili bir sorun değildir,  bu evrensel insan hakları ile ilgili bir sorundur. Dünyada 80’den fazla hukuk sistemi yani neredeyse ülkelerin yarısı, eşcinselliği suç olarak düzenlemektedir’’.</strong></p>
<p>Dava, Kıbrıs&#8217;ın kuzeyindeki LGBT örgütü Homofobiye Karşi İnşisiyatif Derneği tarafından desteklenmektedir. Nigel Pleming QC öncülüğündeki  yasal ekipte, avukat Öncel Polili ve Tom Mountford bulunmaktadır. Uluslararası hukuk firması Taylor Wessing LLP ise danışman avukatlık yapmak üzere davada yer almıştır.</p>
<p><strong>Taylor Wessing LLP’de ortak olan Paul Callaghan’in yaptığı yorum şöyle:</strong></p>
<p><strong>‘Bu kadar önemli bir konuda, Human Dignity Trust ile birlikte gönüllü olarak çalışmaktan memnuniyet duyuyoruz. Bu dava, uluslararası insan hakları hukukuna bir ihlali  açığa çıkarmaktadır; hem yasal hem de manevi yükümlülüklerin hüküm sayesinde yerine getirilmesini diliyoruz’’.</strong></p>
<p><strong>Homofobiye Karşi İnisiyatif Derneği ise şunları ekledi:</strong></p>
<p><strong>‘’Yasayı düzeltmek için harcanan çabalarımız faydasız olmuş ve Kıbrıslı Türk yetkililer iyi niyetli olmak konusunda isteksiz davranmıştır. Yasayı değiştirmek için verilen sözlere rağmen, yetkililer bu eski yasa ile insanları yargılamaya devam etmektedir. Bu durum, Kıbrıslı Türkler yekililerin insan haklarını korumaya cesareti olmadığını açıkça gösteriyor.</strong></p>
<p><strong>Human Dignity Trust ile yaptığımız çalışmaların, uluslararası dayanışma için iyi bir örnek olmasından dolayı da mutluluk duyuyoruz’’.</strong></p>
<p>&nbsp;</p></blockquote>
<p>1 Şubat tarihli haber:</p>
<blockquote><p><span style="color: #ff0000;"><strong>“Kıbrıs’ın kuzeyi, Avrupa’da eşcinsel ilişkinin suç olarak düzenlendiği son bölge”</strong></span></p>
<p><strong>Avrupa Parlamentosu LGBT Hakları Intergrubu açıklaması şöyle:</strong></p>
<p>Kıbrıs’ın kuzeyinde iki kişi ‘doğaya aykırı eylem’ iddiasıyla suçlanarak mahkeme önüne çıkarıldı. Kıbrıs’ın kuzeyi, Avrupa’da eşcinsel ilişkinin suç olarak düzenlendiği son bölge.</p>
<p>Eski Kıbrıslı Rum bakan Michael Sarris’in  ve iki kişinin aynı nedenlerle Ekim 2011’de son derece görünür tutuklanması sonrasında, toplum lideri Derviş Eroğlu Ceza Yasası’nın değiştirileceğine dair söz vermişti.</p>
<p>Madde 171-173 halen eşcinsel ilişki için beş yıl ve ‘bu suçların’ işlenmesine teşebbüse de üç yıl hapis cezası öngörmektedir.</p>
<p>Ancak, Kıbrıslı Türk toplumundan kaynaklar önceki suçlamalardan dolayı cezaevinde bulunan iki kişinin &#8216;doğaya karşı eylem&#8217; ile suçlandığını ve 29 Ocak&#8217;ta mahkemeye çıkarıldığını rapor ettiler. Bireylerin kendilerini temsil eden avukatları yoktu.</p>
<p>Avrupa Parlamentosu LGBT İntergrubu, Eroğlu’nun Ceza Yasası’nın 171-173 maddelerinin yürürlükten kaldırılmasına dair vermiş olduğu sözlerinin somut eylemlere dönüşmemesi dolayısı ile oldukça endişeli. AB parlamenteri Marina Yannakoudakis’e gönderdiği mektubunda Eroğlu ilgili yasaların düzenlenmesine yardımcı olacağı taahhüdünü vermişti. Toplumcu Demokrasi Partisi’nin meclis gündemine taşıdığı değişiklik önerisi ise hala yasa olarak düzenlenmedi.</p>
<p>Avrupa parlamenteri Eleni Theocharous, LGBT Intergrubu Kıbrıslı üyesi, “Vatandaşların sadece kendi cinsel yönelimleri dolayısı ile kovuşturulması, temel insan haklarının kabaca ihlal edilmesi anlamına gelmektedir. Kıbrıs’ın işgal bölgelerindeki Türkiye’ye bağımlı yönetimi, tutuklanan iki kişiyi serbest bırakmaya ve haklarında yürütülen hukuki süreci geri çekmeye çağırıyorum.” yorumunu yaptı.</p>
<p>Eleni Theocharous, “Avrupa Parlamentosunu ve uluslararası topluluğu Türkiye üzerine Kıbrıs sorununun çözümü yönünde baskı yapmaya, bu şekilde AB hukukunun adanın tamamında uygulanmasını sağlamaya çağırıyorum”.</p>
<p>AB parlamenteri, LGBT İntergrubu eş-başkanı Michael Cashman “Yürürlükteki Ceza Yasası insanların yaşamlarına zarar vermektedir ve Derviş Eroğlu’nun verdiği sözleri somut icraatlar takip etmelidir. Bireysel olarak kendisiyle, diğer liderlerle ve sivil toplum örgütleriyle buluşmak ve Avrupa’da keza dünyanın hiçbir yerinde yeri olmayan bu çağdışı yasanın yürürlükten kaldırılmasını cesaretlendirmek için Kıbrıs’a gideceğim.”</p>
<p>Michael Sarris Kıbrıs’ın güneyine geçerek kovuşturmadan kurtulmuş lakin Ekim 2011 tarihinde tutuklanan iki kişinin kovuşturması Kıbrıs’ın kuzeyinde hala devam ediyor.</p>
<p><strong>Haberin orjinali:</strong><br />
<a href="http://www.lgbt-ep.eu/press-releases/two-more-arrests-for-homosexuality-in-the-north-of-cyprus/">http://www.lgbt-ep.eu/press-releases/two-more-arrests-for-homosexuality-in-the-north-of-cyprus/</a></p>
<div>
<dl id="">
<dt></dt>
<dt><strong>Yannakoudakis: Kuzey Kıbrıs’taki eşcinsel ilişkilerle ilgili son tutuklamaları kınadı</strong></dt>
</dl>
</div>
<p>Kuzey Kıbrıs’taki eşcinsel ilişkiyi yasaklayan yasanın kaldırılması ile ilgili kampanya yürüten Avrupa Parlamentosu muhafazakar üyesi bugün adada “doğaya aykırı cinsel ilişki” dolayısıyla gerçekleşen tutuklamaları kınadı.</p>
<p>Avrupa Parlamentosu Londra milletvekili Marina Yannakoudakis Avrupa’da eşcinsel ilişkinin yasak olduğu son yer olan Kuzey Kıbrıs’taki yasanın kaldırılması için Kıbrıslı Türk lider Dr. Derviş Eroğlu ile bir süredir görüşmeler yapmaktaydı. Dr. Eroğlu’nun yasanın kanundan çıkarılması yönünde imza koyacağı konusunda verdiği garantiye rağmen Fasıl 154, 171. Madde kullanılarak tutuklamalar gerçekleştirilmeye devam etmektedir.</p>
<p>Son tutuklamalar 29 Ocak 2012’de Lefkoşa Merkezi Cezaevi’nde gerçekleşti. Biri Nijerya vatandaşı olan iki erkek tutuklu, ‘doğanın düzenine aykırı’ cinsi münasebet dolayısıyla tutuklandı. Bu son 8 ay içerisinde 171. Maddeye dayanarak gerçekleşen üçüncü tutuklamadır.</p>
<p><strong>“Dr. Eroğlu bana Kuzey Kıbrıs’taki bu yasanın kaldırılacağı yönünde iki kez söz verdi. Şu ana kadar verdiği sözlere güvendim, ancak şimdi bu sözleri yapacağı icraatlarla desteklemesi gerekmektedir.”</strong></p>
<p><strong>“171. Madde altında gerçekleştirilen tutuklamaların acilen durdurulması ve geçtiğimiz ay tutuklanan şahısların da daha fazla gecikmeden hemen serbest bırakılması gerekmektedir. Toplumcu Demokrasi Partisi tarafından sunulan yasa önerisinin mecliste ivedilikle görüşülerek başka adli hataların gerçekleşmeyeceğinin garanti altına alınması ve Dr. Eroğlu’nun yasanın kaldırılması yönünde verdiği imza sözünü tutması gerekmektedir.”</strong></p>
<p><strong>“Aynı zamanda Kıbrıs’ta Türkçe yayınlanan ve en çok okunan gazete olan ‘Kıbrıs’ gazetesinin bu tutuklamaları yayınlama şekli de beni endişelendirmektedir. Gazete ilgili kişilerin isimlerini ve hatta fotoğraflarını yayınlamış ve tutuklamaları küçük düşürücü bir dille haber yapmıştır. Kuzey Kıbrıs’taki tüm yetişkinlerin yargılanma veya küçük düşürülme korkusu olmaksızın, hemcinsi veya karşı cinsle rızaya dayalı cinsel ilişki yaşayabilmesini sağlayabilmek için sadece yasaların değil, aynı zamanda bu konudaki tavırların da değişmesi gerekmektedir.</strong></p>
<p>Marina Avrupa Parlamentosu Kıbrıslı Türkler ile Yüksek Seviyede Temas Grubu üyesidir.</p>
<p><a href="http://tr.queercy.org/index.php?option=com_content&amp;view=article&amp;id=246%3Ayannakoudakis-kuzey-kbrstaki-ecinsel-ilikilerle-ilgili-son-tutuklamalar-knad&amp;catid=2%3Ahaberler&amp;Itemid=11">http://tr.queercy.org/index.php?option=com_content&amp;view=article&amp;id=246%3Ayannakoudakis-kuzey-kbrstaki-ecinsel-ilikilerle-ilgili-son-tutuklamalar-knad&amp;catid=2%3Ahaberler&amp;Itemid=11</a></p>
<p><strong>Haberin orjinali:</strong></p>
<p><a href="http://news.pinkpaper.com/NewsStory/6846/1/02/2012/london-mep-condemns-latest-arrests-in-northern-part-of-cyprus-for-homosexuality.aspx">http://news.pinkpaper.com/NewsStory/6846/1/02/2012/london-mep-condemns-latest-arrests-in-northern-part-of-cyprus-for-homosexuality.aspx</a></p>
<p><strong>Konu ile ilgili haber/yorum:</strong></p>
<p><a href="http://www.theparliament.com/latest-news/article/newsarticle/mep-condemns-latest-gay-arrests-in-northern-cyprus/">http://www.theparliament.com/latest-news/article/newsarticle/mep-condemns-latest-gay-arrests-in-northern-cyprus/</a></p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/10/eroglu-escinsellerin-tutuklamalari-konusunu-gecistirdi-moratoryumu-kabul-etmedi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YKP: “Zaman kaybına tahammülümüz kalmadı”</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/09/ykp-zaman-kaybina-tahammulumuz-kalmadi/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/09/ykp-zaman-kaybina-tahammulumuz-kalmadi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Feb 2012 11:47:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[bildiri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8748</guid>
		<description><![CDATA[YKP Yürütme Kurulu üyesi Alpay Durduran, Kıbrıs sorunundaki gelişmeleri değerlendirdi. Konu ile ilgili açıklama şöyle BM gözetiminde Kıbrıs sorununun çözümü için dünyanın kabul ettiği ve tarafların onayını alan bir süreç var. Bu süreçten başka bir yola girilmemesi için uluslararası bir dizi de karar var. Adada ayrı bir devletin varlığının kabul edilmemesi için de dünyadaki tüm [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-4489" title="ykplogo" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2011/03/ykplogo-300x166.jpg" alt="" width="300" height="166" />YKP Yürütme Kurulu üyesi Alpay Durduran, Kıbrıs sorunundaki gelişmeleri değerlendirdi. Konu ile ilgili açıklama şöyle</p>
<p>BM gözetiminde Kıbrıs sorununun çözümü için dünyanın kabul ettiği ve tarafların onayını alan bir süreç var. Bu süreçten başka bir yola girilmemesi için uluslararası bir dizi de karar var. Adada ayrı bir devletin varlığının kabul edilmemesi için de dünyadaki tüm devletlere çağrı kararları var. İslam ülkeleri örgütünde alınan kararla tekrarlanan bu kararlar sadece Türk toplumunun sorunlarının azaltılması için bazı görüşler içerir yani dünyanın aldığı kararlar çerçevesinde destek verir.</p>
<p>Hal böyle iken BM özel temsilcisinin görevden alınmasını gerektirecek kadar saldırıya uğraması Rum yönetiminin olasılıklardan memnun olmadığını gösterir. Ancak bilinmektedir ki taraflar BM desteği olmadan çözümü sağlama gücünden yoksundur. Hem BM’den destek bekler hem de özel temsilcisine saldırmaktan çekinmez. Kıbrıs AB üyesidir ama AB’nin Kıbrıs politikası BM’in desteklenmesi şeklindedir. Kıbrıs AB’nin dönem başkanlığına, savunma politikasına şimdiden başkanlık yapmamaya başlayarak Temmuz’da geçecektir. Lakin AB Kıbrıs politikasına ters düşmüştür.</p>
<p>Rum tarafında ulusal konseyde yer alan partilerden önemli bir kısmı BM parametrelerinde olan federal çözüme karşıdır ve başkanlık seçimi havasına girilmiştir. Onun için hükümet federal çözüme karşı olan partilerin desteğine muhtaç hale gelmiştir. Bugünden sonra çözüm için ciddi bir katkısının beklenmesi mümkün değildir.</p>
<p>Türk tarafında ise halk çözüm için eylemler içinde ise de Türkiye’nin Annan planında da görüldüğü gibi çözüm değil çözümsüzlükten Rum tarafının sorumlu olması için çaba içindedir. O zaman Rum tarafında BM çerçevesinde ortaya çıkan planı reddedeceğinden emin olunca referanduma evet demiş ve ilgili devletler de planın Türkiye tarafından kabulü umuduyla değişikliklerle meşgul olarak Rum tarafının reddetmekte daha istekli olmasını sağlamıştı. Sanki de reddetsin de cezasını çeksin politikası yürütülmüştü.</p>
<p>Şimdi de benzer havaya girilmiştir. Ayrıntılar üzerinde çözüme hazır olmayan taraflara bitmez tükenmez öneriler yapmak ve zaman harcamak için “Kıbrıslılar görüşüyor, biz karışmıyoruz” tutumu izlenmiştir.</p>
<p>Rum tarafında çözüm isteyenler çoğunluktadır ama partiler çözüm modelinde anlaşmayı esas politika yapmamıştır. Onun için çözüm isteyenler ile çözüm anlayışı çözüme olanak vermeyenler olarak ayrılmamıştır. Hristofias çözümü sağlasın diye seçilmiş ama halk desteğine rağmen partilerin desteğini sağlayamamıştır. Onların desteğini sağlamak için yüzlerine gülmeyi tercih etmiş yeni ve yaratıcı politikalarla Türkiye’yi makul bir federal modelde çözüme zorlamamıştır. Tam tersine Türkiye’yi sıkıştıracak güçlerle kavgaya girmiştir. BM, ABD ve AB politikaları yalnızlığa sürüklemesine yol açmıştır.</p>
<p>Çok şükür ki dünya Kıbrıs’ın bölünmesinin yasallaşmasına hala izin vermemektedir. Yoksa esas kurban Kıbrıslı Türkler olacak ama arkasından tüm Kıbrıs gelecekti. Çünkü Kıbrıs’ın bölünmesine razı olmayan Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti sürekli olarak yanı başında kalacak olan büyük bir gücün baskısı altında sürekli çatışma içinde kalacaktı.</p>
<p>Türkiye ayrı devlet tanınsa da tüm ada üzerindeki garantörlük dâhil etkisinden vazgeçecek değildir. Denizlerini kırpma anlaşması yapmıştır geri kalanının yarısını da istemektedir.  Yani yeni çatışma konuları kapıda beklemektedir.</p>
<p>Kıbrıs tümüyle bir an önce karşılıklı kabul edilebilir bir anlaşmayı sağlamak zorundadır. Bunun için de dünyanın desteğine muhtaçtır. Taraflardan birisi sadece kendisi için destek almaya çalışmakla sonuç alamaz. BM temsilcisine saldırmakla ise sadece kendi bindiği dalı keser.</p>
<p>Halkımız BM’nin desteklemesini ve BM parametrelerinin içinde çözüm aranmasını desteklemektedir. Esas konulara bir an önce tarafların kabul edebileceği yeni görüşler sunularak görüşmelere hayat verilmeli ve çerçeve bir antlaşma sağlanarak ortak devletin kurulamasına gidilmelidir.</p>
<p>Kıbrıs bir çerçeve antlaşma ile kurulmuş ve anayasası ile ilgili zaman kaybetmemek için bazı konular hakkında anlaşma sonraya bırakılmıştı. Bu kez de ayni yönteme geçilebileceği hatırda tutulmalıdır.</p>
<p>Zaman kaybına tahammülümüz kalmamıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/09/ykp-zaman-kaybina-tahammulumuz-kalmadi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Muhaceret affı sona erdi: 9 bin 543</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/09/muhaceret-affi-sona-erdi-9-bin-543/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/09/muhaceret-affi-sona-erdi-9-bin-543/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Feb 2012 11:33:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeniçağ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8743</guid>
		<description><![CDATA[Kıbrıs’ın kuzeyinde kayıt dışı duruma düşmüş yabancılara yönelik aftan yararlanmak isteyenlerin başvuru süreci 6 Şubat’ta sona erdi. Muhaceret Affı için 9 bin 543 kişi başvurdu. 1 Kasım 2011’da Kıbrıs Gazetesinde büyük af başlığı ile çıkan haberde “Hükümetin tahminlerine göre, af yasasından en az 30 bin kişi yararlanacak. Ancak muhaceret affıyla ilgili yasaya sert tepki gösteren [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kıbrıs’ın kuzeyinde kayıt dışı duruma düşmüş yabancılara yönelik aftan yararlanmak isteyenlerin başvuru süreci 6 Şubat’ta sona erdi. Muhaceret Affı için 9 bin 543 kişi başvurdu.</p>
<p>1 Kasım 2011’da Kıbrıs Gazetesinde büyük af başlığı ile çıkan haberde “Hükümetin tahminlerine göre, af yasasından en az 30 bin kişi yararlanacak. Ancak muhaceret affıyla ilgili yasaya sert tepki gösteren muhalefet, aynı kanıda değil. Muhalefet, af yasasından 100 binin üzerinde kişinin yararlanacağını iddia ediyor. Muhalefet, 100 binin üzerinde kişinin ülkede yasallık kazanmasıyla yeni sosyal sorunlar ortaya çıkacağına inanıyor”  denmekteydi. Bunun ardından hükümet edenlerin bile tahminlerinin çok altında başvuru oldu, bu nedenle bundan sonrası merakla bekleniyor!</p>
<p>İlginçtir Şubat başında konu Çalışma Bakanına sorulduğunda, “Ünverdi, “Ülkede 30 bin kaçaktan bahsedildiği ancak muhaceret affı için başvuranların sayısının neden bunun çok altında kaldığı” yönündeki bir soruya karşılık, bakanlık olarak her zaman 10 bin civarında kaçak olduğunu, aileleriyle birlikte bu sayının artabileceğini iddia etmişti. Ancak bu açıklama da havadadır. Evde çalışan başvurmuş olsa bile aile başvurmadığı ve aftan yararlanmadığı için hala kaçaktır, bu nedenle Ünverdi, 30 bin kaçağı varlığı kabul etmiş, hedeflerinin 10 bin olduğu açıklamış ancak geriye kalan 20 binin ne olacağı açıklamamış oldu. Bu nedenle yakın bir gelecekte önümüze yeni af yasasının yeniden geleceği muhtemeldir. Bu defa da burada çalışan ama ailesi kaçağı düşmüş kişilere af denerek, ‘aile birleşmesi’, aile birliği gibi kavramlar kullanılarak af çıkarılma yoluna gidilecektir. Bu nedenle ‘bu son af’ sözü gerçekçi değildir, şimdiden yenisi için koşullar oluşturulmuş durumdadır:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Nasıl olmuştu?</strong></p>
<p>Muhaceret Affı, İçişleri Bakanlığı tarafından ülkenin sosyal ve ekonomik yaşamına fayda sağlamak iddiası ile, çeşitli sebeplerle cezaya düşmüş insanların, içine düştükleri yasadışı durumdan kurtulup, kayıt altına alınabilmesi amacıyla çıkarıldı.</p>
<p>Affa başvuru süreci 9 Aralık 2011’de başlamış ve başvuru için 60 gün süre verilmişti.</p>
<p>Kıbrıs’ın kuzeyinde bulunan ve cezalı durumda olan tüm yabancı uyruklular, muhaceret affının yürürlüğe girdiği tarih olan 9 Aralık 2011’den itibaren, 60 gün içinde hiç bir para cezası ödemeden ülkeden çıkış yaparak aftan yararlanma imkanına sahipti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Muhaceret Affı için 6 Şubat Sonrası</strong></p>
<p>Bakanlık yaptığı açıklama ile Muhaceret Affı’nın sona erdiği 6 Şubat’tan sonra çalışma yaşamıyla ile ilgili denetimler artacak, caydırıcı cezalar geleceğini iddia etti</p>
<p>Şu anda Meclis’e sevk edilen Yabancıların Çalışma İzinleri (Değişiklik) Yasa Tasarısı, kaçak işçi çalıştıran işverenlere her bir işçi için brüt 5 asgari ücret tutarında para cezası öngörülüyor.</p>
<p>Bakanlıkça görevlendirilecek müfettişler tarafından çalışma izinsiz ve iş kurma izinsiz çalıştığı tespit edilen her yabancı uyruklu kişi için işverene yasanın yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak tespitin yapıldığı tarihteki aylık brüt asgari ücretin beş katı olan 6500 TL ceza uygulanacak.</p>
<p>Bakanlık tarafından görevlendirilecek müfettişler tarafından verilen uyarılara karşın, yükümlülüklerini yerine getirmediği tespit edilen işyerlerine, Çalışma Dairesi’nin önerisi ve bakanlığın onayıyla 2 aya kadar işyeri kapatma cezası da verilecek.</p>
<p>İşyeri kapatma cezası verilmesine karşın yükümlülüklerini yerine getirmeyen işverenlerin durumu mahkemeye intikal ettirilecek ve yargı tarafından verilecek hapislik cezaları 6 aydan 2 yıla kadara yükseltilebilecek.</p>
<p>Affın sona ermesinden sonra çok sıkı bir şekilde ve birçok sivil toplum örgütü ile işbirliği yapılarak denetimlere başlanacağı, denetim ekipleri hem nicelik hem de nitelik yönünden geliştirileceği de iddia edildi ama buna yönelik çalışma Şubat’ın ilk haftası itibarı ile henüz kamuoyu ile paylaşılmadı. Bu nedenle bütün bu iddiaların gene açıklamada kalacağı şüphesi mevcut&#8230; Bu arada bu uygulamalara TC Elçiliğinin nasıl tepki vereceği de bilinmiyor. Bilindiği gibi geçmişte kaçak duruma düşmüşlerle ilgili uygulamalarda, sınırdışılarda zaman zaman elçilik devreye girip uygulamayı durdurmaktaydı. Siyasi olarak sakıncalı gördüklerini kaçak duruma düşmüş olmakla birlikte değerlendirip siyasi sınırdışıları bu kisve altında yaptığının da birçok örneği mevcut…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Geçmişte rakamlar</strong></p>
<p>Yenidüzen Gazetesindeki Eylül 2010 tarihinde “meclisteki konuşmasına “CTP hükümete geldiğinde çalışma hayatı kayıt dışıydı. Bizim hükümet olduğumuz dönemde <strong><span style="text-decoration: underline;">55 bin</span></strong> kişi kayıt altına alınmıştır. Daha sonraları kayıt altına alınan işçilerin ihtiyat sandığı ve sosyal sigorta yatırımlarının işveren tarafından gerçekleştirilmediğini anlayınca ön izne geçtik” cümleleri ile başlayan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eski Bakanı Sonay Adem, CTP olarak hükümeti terk ettiklerinde ülkedeki <strong><span style="text-decoration: underline;">35 bin</span></strong> kayıtlı işçi noktasında olunduğunu belirtti. İşçilerin kayıt altına alınmasının, sosyal güvenlik yatırımlarına da yansıdığını söyleyen Adem, UBP Hükümeti’nin kayıtlı işçi olgusuna önem vermediğini söyledi. İşçilerin kayıt altına alınması işlemlerinde zafiyet olduğunu, denetimlerin ortadan kaldırıldığını ifade eden Sonay Adem, UBP Hükümeti’nin kaçak işçi konusundaki tutumu ile ilgili şu çarpıcı tespitlerde bulundu: “<strong><span style="text-decoration: underline;">Çalışma Dairesi’nin gerçekleştirdiği bazı denetimlere müdahaleler edildi, cezalar iptal edildi</span></strong>. Şu anda Çalışma Dairesi müfettişleri denetime çıkmıyor. Çalışma yaşamının dibine kadar siyaset bulaştırılmıştır. UBP Hükümeti birilerini incitmeme ve oylarını alma niyetinde olduğu için çalışma hayatında denetlemeler yapmıyor”</p>
<p>Ayni haberin devamında ise,</p>
<p>Ülkedeki kayıt dışı yaşamın sadece Çalışma Bakanlığı’nın sorumluluğu olmadığını belirten <strong><span style="text-decoration: underline;">Çalışma Dairesi Müdürü Yusuf Önderol</span></strong>, “ Ülkede tahmini olarak <strong><span style="text-decoration: underline;">30 bin kayıt dışı insan söz konusudur</span></strong>. Geçmiş hükümet döneminde inşaat patlamasının ardından çalışma hayatı kayıt altına alınmıştı. Daha sonra inşaat sektöründe yaşanan çöküş ve ekonomik krizin ardından, 2009 yılının başından itibaren çalışma hayatının kayıt altına alınmasından azalma olmuştur” cümleleri ile konuşmasını sürdürdü. Şu anda ülkede 8 bine yakın kayıt dışı işçi olduğunu söyleyen Önderol, kayıt dışı işçilerin aileleri ile bu rakamın yaklaşık 30 bin civarında olduğunu ifade etti.</p>
<p><a href="http://www.yeniduzen.com/detay_ars.asp?a=23736">http://www.yeniduzen.com/detay_ars.asp?a=23736</a></p>
<p>Sami Özuslu’nun Ağustos 2011 tarihindeki köşesinden:</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Soru: Kararname ile birlikte kaç kişi aftan yararlanabilecek?</span></p>
<p><strong><em>Cevap: İşin en bilinmeyen tarafı bu&#8230; Ortada bazı rakamlar var, ama hiçbiri resmi değil. Ancak KKTC’de en az 20-30 bin kayıt dışı insan olduğu tahmin ediliyor. İlk etapta bu insanların tümü ‘legallik’ elde edecek. Sonra eşleri ve çocukları legalize olacak. Ortalama ikişer çocuk koysak, eşleri de beraber, af kararnamesi ile KKTC’de yasallık elde edeceklerin sayısı 60 bin ile 90 bine çıkıyor.</em></strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Soru: 250 bin nüfuslu bir ülke için ciddi bir rakam&#8230;</span></p>
<p><strong><em>Cevap: Ama hepsi bu kadar da değil!.. Af işin birinci bacağı&#8230; İkinci bacak, beyaz kimlik kartı ile atılacak. Beyaz kimlik KKTC’de bugüne kadar yasal, yani izinli çalışan ve yaşayanlara da verilecek. Kamuoyu sadece kaçakların rakamını tartışıyor. Oysa izinliler de hesaba katılmalı&#8230; Ve elbette eşleri, çocukları da&#8230;</em></strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Soru: Yani?</span></p>
<p><strong><em>Cevap: En iyimser hesapla ilk etapta 150 bin ila 200 bin kişiye ‘beyaz kimlik kartı’ verilecek. Ve dikkat: Bundan sonra her gelen de ‘beyaz kimlik’ alabilecek!.. Yani şu an Kıbrıs’ta yaşayan kaçak veya izinlilerin sayısıyla hesap kapanmıyor. Cinayet ve tecavüz suçu işleyenler dışında herkese KKTC’nin kapıları sonuna kadar açılmış olacak. Ülkeye giriş ve legal yaşam kolaylaşınca, gelenlerin sayısı da herhalde kat kat artacak.</em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/09/muhaceret-affi-sona-erdi-9-bin-543/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Son politik gelişmeler: Downer Eroğlu’nu gördü ve ülkesine uçtu</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/09/son-politik-gelismeler-downer-eroglunu-gordu-ve-ulkesine-uctu/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/09/son-politik-gelismeler-downer-eroglunu-gordu-ve-ulkesine-uctu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Feb 2012 08:31:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[yazi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8740</guid>
		<description><![CDATA[BM özel temsilcisi Alexander Downer Eroğlu’na bir ziyaret yaptı ve çekip gitti. Bundan sonra iki liderin ve ekibinin görüşmeleri olabilirse temsilci yardımcısı önünde yapacaklar. BM genel sekreterliğinin uluslar arası konferans olmadan bunların ilerleme yapamayacaklarına inandığı anlaşıldı. Çok sesimiz duyulmaz diye şikâyet ederiz ama sesimizi duymak istese muhalif partilerimizden bile ciddiye alınacak bir ses duyup da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>BM özel temsilcisi Alexander Downer Eroğlu’na bir ziyaret yaptı ve çekip gitti. Bundan sonra iki liderin ve ekibinin görüşmeleri olabilirse temsilci yardımcısı önünde yapacaklar.</p>
<p>BM genel sekreterliğinin uluslar arası konferans olmadan bunların ilerleme yapamayacaklarına inandığı anlaşıldı. Çok sesimiz duyulmaz diye şikâyet ederiz ama sesimizi duymak istese muhalif partilerimizden bile ciddiye alınacak bir ses duyup da yararlanabilecek değil. Rum tarafına baksa durum daha da vahim. Kıbrıs’a yardımcı olsun diye seçilen BM dışında elinde yardımcı olabilecek biraz güç olan her devlet karar verdi ve BM’yi görevlendirdi. Güvenlik konseyi üyesi olmayan AB de yardımı BM’ye havale etti. Lakin Rum yurttaşlarımızın partileri sıraya girdi, BM’ye ver yansın ediyor.</p>
<p>Bizimkiler Türkiye’nin ağzına bakar ve o ağız ayni zamanda hükümete katılacak olanlara onay veren ağızdır da onun için muhalefet de artık onu izlemeyi, hiç değilse onunla ters düşmemeyi seçti.</p>
<p>Rum yurttaşlarımızın temsilcileri ise kendilerine tek destek olabilecek olan BM’i hedef tahtası yaptı. Yani partiyi kaybettiler. AKEL yetkilidir ama yolu açamadı, muhalifleri ise ya hey! Kedinin boynuna zil takma kararı veren fareler gibi öneriler yapıyorlar. Bunlar olmazsa olmaz diye kırmızıçizgiler çizdiler ve sürekli aşağıladıkları güçlerden medet bekliyorlar. Hem kendi adlarına Türkiye’nin elini bükmesini isterler hem de onlara söve saya isterler.</p>
<p>Rum tarafı AB’yi de karşısına aldı çünkü AB’nin Kıbrıs politikası BM’yi destekleyerek çözüm sağlamaktır. BM ile kapışılmasına ve genel sekreterin konferans toplama girişimine taraftardır.</p>
<p>Açıkça Rum yönetimi Kıbrıs sorununu çözme yolunda yalnız kaldı ve gücünü yitirdi. Rusya bunu dolduracak değildir. Kıbrıs sorununun devamını isteyen eski nüfuz bölgeleri politikasında direniyor. Onun desteği sadece uzatmaya yeter.</p>
<p>Kıbrıs’ta çözümü hayati sayan Türk tarafı da başka alternatif yaratmayı istemeyen Türkiye’nin elinde kaldığı için çözüm yeni yollarının bulunmasına kaldı.</p>
<p>YKP bir çerçeve antlaşmasına varılması için paket görüşmenin terkedilmesini ve sorunun ortak hükümete devrini önerir.</p>
<p>UBP İÇİNDE KAYNAŞMA DEVAM EDİYOR</p>
<p>UBP’nin sürekli bunalım yaratan paket ve diğer uygulamaları ülkeye bol eylemli günleri getirdi. Halkın temsilcileri eylem yapmak için yeni yöntemler arıyor. Lakin ipin ucu Ankara’da olduğu için UBP umursamıyor. Amma UBPliler umursuyor çünkü ucu yandaşlara da dokunuyor. Biri yer biri bakar yiyenlere bakarak kendileri yemek isteyen de var.</p>
<p>Bu iştah kasbartıyor ve muhalefet hem eylemleri destekliyor hem de fazla bulaşmayıp sonunda Türkiye’nin kendilerini defterden düşürmesini istemiyor.</p>
<p>Kıbrıs sorununda bile milli politikayı destekler görünmekten vazgeçemiyor. Hatta Eroğlu’nu taviz vermek ve zemin kaybettirmekle bile suçluyorlar.</p>
<p>Bu siyasi gelişmelere eylemlilik içinde olanlar yeni bir siyasi güç yaratmayı da düşünüyor. Lakin siyasilere bağımlılık hastalığı nedeniyle ve partilerin adaylıklar sırasında üyelere hükmetme yeteneğini korudukları için yeni bir güç yaratmadan bir siyasi partiyi gemleme olanağını bulamadıkları gibi yenisini de yaratmıyorlar.</p>
<p>Çalışmalar hala devam ediyor. Kıbrıs Varoluş Hareketi gibi çalışmalar bunu kanıtlıyor.</p>
<p>Bunalım güvenilir ve verdiği sözün gereğini kıvırtmadan yerine getirecek bir oluşum sahibi olabilme sorunudur.</p>
<p>DİNCİ YETİŞTİRME GAYRETİ YENİ KÜLLİYE İLE DEVAM</p>
<p>AKP hükümeti Türkiye’de dindar gençlik yetiştirme hedefini açıklama cesaretini gösterme noktasına ulaştı. Burada da TC yardımlarını kullanarak camiler, imamhatipler ve üniversiteler ile atağa geçti ve buna devlet destekli cemaat külliyesi de eklendi.</p>
<p>Devlet okullarında da din eğitimi ile başlayan değişim müfredata da el attılar.</p>
<p>Halkın genelde tepkisini düşünme gereği de gösterilmiyor, yasalardaki yetki ve tanımlara da önem verilmiyor. Hükümet adlı acentalarının üyelerinin anayasa ve yasalara aykırı kararlarını yeter sayıyor.</p>
<p>Türkiye’de hükümet değişse burada yıllarca uyum çalışması gerekecek.</p>
<p>Utanmazlık o kadar arttı ki Evkaf da artık kimseyi sallamadan müfredat ve eğitim kurumu kurulması için kendi kendini de yalanlayarak izinler verebiliyor; çünkü izin almayanlara uzun süreli yok pahasına arazilerini verebiliyor. Bir üniversite için özel olarak levha asanı bile ve üniversite olmadığı halde tabelasını söktüren ve bu konuda devlet tekeli olduğunu gösteren hükümet artık tekele falan beş para kıymet biçmiyor. Servet Sami Dedeçay’ın kulakları çınlasın. Önce yok pahasına arazi verip sonra mecbur olunursa milli eğitim yasasına aykırı eğitim kurumu izni verilir!</p>
<p>TARIM BAKANLIĞI DONSUZ YAKALANDI</p>
<p>Patates ihracatında halka hastalıklı patates yedirdiklerinin ortay çıkışından sonra şimdi de zehirli ve yasak tarım ilaçları atılmış greyfurtlar Mersin’den döndü. Bunlar anavatanlarını da hastalık bulaştırarak ve zehirli madde satarak mahvetmekten çekinmedikleri gibi “Mersin geçilmez” sloganının kullanıldığı saldırılara uğramasına aldırmıyorlar.</p>
<p>Bu hastalıklı ve zehirli maddlerin ne olduğu ancak günler ve hatta aylar sonra halka duyuruluyor.</p>
<p>UBP siyasileri vurdum duymaz ama atamalardan başka çok sayıya düşürülen ve terfiler yapılmadığı için boş kalan yerlerdeki ve dolu olan yerlerdeki üst kademe de halka saygısızlık edip bu dehşetengiz durumu duyurmuyor.</p>
<p>Sanki Mersin gümrükçüleri Kıbrıs’tan mal gitmesini engelliyorlarmış gibi haberlere izin veriyorlar. Aslında Mersin’deki sorun rüşvet işidir. Rüşvetçilerin ticarete engel çıkarıp tüccarı rüşvet ödeme zorunda bıraktıkları biliniyor. Yoksa Mersin neden hastalık ve zehir nedeniyle geri çevirsin?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>BULUT DİYE BİR SORUNUMUZ DAHA OLDU</p>
<p>Bir kişi daha gelip Kıbrıs’ı kurtarmaya soyundu. Batan bir yapsatçının mallarını devralarak çok ucuz fiyata satmaya başladı ve yeni inşaat için bol yatırım vaadinde bulundu. Halbuki biriken yarım ve bitmiş inşaatlar dururken yatırım teşviklerinin bile artık kaldırılması gereken inşaat kesimlerinden olan konut inşaatı için başkasına gerek yoktu. Tam tersi haksız rekabet yani damping yapılmasına olanak vermek hangi ekonomik akla uygun görüldü bellidir. Artık dedikodularla kendi, ekonomisini düzeltenler konuşulacak.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/09/son-politik-gelismeler-downer-eroglunu-gordu-ve-ulkesine-uctu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KIBRISLI RUM BASIN ÖZETLERİ 09/02/2012</title>
		<link>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/09/kibrisli-rum-basin-ozetleri-09022012/</link>
		<comments>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/09/kibrisli-rum-basin-ozetleri-09022012/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Feb 2012 06:20:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeniçağ Gazetesi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıbrıslı Rum Basın Özetleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.com.cy/yenicag/?p=8761</guid>
		<description><![CDATA[FİLELEFTEROS gazetesinin bugünkü ana haberi Kıbrıs sorunu. Gazeteye göre, Kıbrıs sorununda ortaya konan önerilerde olduğu gibi dış ilişkiler başlığında yakınlaşmalar da bir labirenti ve çok karmaşık süreçleri öngörüyor. Kıbrısrum tarafının “Genel Çözüm Çerçevesi” belgesinden de ortaya çıktığı gibi, dış ilişkiler tek uluslararası kimlik ilkesine dayanıyor. Aynı zamanda taraflar arasındaki anlaşmazlıkları gidermek için bir komisyonun kurulması [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img class="size-full wp-image-7205 alignright" title="RB" src="http://www.yenicag.com.cy/yenicag/wp-content/uploads/2011/09/rb.jpg" alt="" width="288" height="192" />FİLELEFTEROS</strong> gazetesinin bugünkü ana haberi Kıbrıs sorunu. Gazeteye göre, Kıbrıs sorununda ortaya konan önerilerde olduğu gibi dış ilişkiler başlığında yakınlaşmalar da bir labirenti ve çok karmaşık süreçleri öngörüyor. Kıbrısrum tarafının “Genel Çözüm Çerçevesi” belgesinden de ortaya çıktığı gibi, dış ilişkiler tek uluslararası kimlik ilkesine dayanıyor. Aynı zamanda taraflar arasındaki anlaşmazlıkları gidermek için bir komisyonun kurulması ve oluşturucu devletlere uluslararası anlaşmaların uygulanmasını engellemek amacıyla Yüksek Mahkeme’ye başvuru hakkı öneriliyor. Buna paralel olarak, oluşturucu devletler sözleşmelerin kendi alanlarında uygulanmasında istisna isteyebilirler. Oluşturucu devletler ticaret ve kültür alanında kendi uluslararası anlaşmalarını da imzalayabilirler. Belgeden çıkan bir diğer unsur da, oluşturucu devletlerin kendi yetki alanlarında Birleşik Kıbrıs ile ilişkisi olan devletlerle ve uluslararası kuruluşlarla merkezi hükümetle anlaşarak dışişleri bakanlığı aracılığı ile anlaşma imzalayabilecekleri. Bu arada Kıbrısrum tarafının genel çözüm çerçevesiyle ilgili olarak iç cephede büyük bir kavga başladı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gazetenin diğer haberlerinden bazıları</strong></p>
<p>-       Kıbrısrum tarafının çerçeve belgesinde çözüm sonrası Türk vatandaşlarının dört özgürlüğü konusunda Kıbrısrum tarafının ilkesel olarak anlaştığı görülüyor. Bu konuya muhalefet ile hükümet farklı yorumlar getiriyor. Bu haklar dört Yunanlıya bir Türk vatandaşı olarak uygulanacak. Muhalefet bunu kabul etmiyor. DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis bu konuda tavır açıklayan ilk lider oldu. Anastasiadis, Cumhurbaşkanı Hristofyas’ın Avrupa Birliği müktesebatı dışına çıkarak Türkiye Avrupa Birliği’ne üye olmadan Türk vatandaşlarının adaya yerleşimi konusunda Talat ile anlaşmaya vardığını söyledi. Anastasiadis elinde bulunan bir belgenin Hristofyas ile Talat’ın 2010 yılında 80 milyon Türk vatandaşına dört özgürlük hakkı konusunda anlaşmaya vardıklarını gösterdiğini ifade etti. Anastasiadis’e göre bu uzlaşma Annan planın da gerisinde. Hükümet ise eleştirilerinde bulunan hem Anastasiadis’e, hem de diğer muhalefet partilerine yanıtında dörde bir oranına vurgu yaptı. Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu bunun tüm Türklerin adaya yerleşim hakları olacağı iddiasının dayanaksız olduğunu gösterdiğini söyledi. AKEL ise DİSi lideri Nikos Anastasiadis’ten elindeki çarpıtılmış olan belgeyi nereden aldığını açıklamasını istedi. AKEL Basın Sözcüsü Yorgos Lukaidis’e göre, bu belgede dört özgürlüğün uygulanması konusunda son paragraf eksik. Lukadis bu arada Yunanistan ve Türkiye vatandaşlarının çözüm sonrası adaya yerleşmeleri hakkı ile ilgili olarak var olan bazı düzenlemelerin Annan Planı’ndan çok daha iyi olduğu görüşünü de dile getirdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>POLİTİS</strong> gazetesinin bugünkü ana haberi Aeroflot şirketinin Kıbrıs Hava Yolları’nı almak için ilgi göstermiş olması. Gazeteye göre, Kıbrıs Hava Yolları aracılığı ile Avrupa’ya arka kapıdan girmeyi isteyen bazı hava yollarlı şirketleri Kıbrıs’ta devlete ait olan Kıbrıs Hava Yolları’nı satın alma konusunda ilgilerini açıkça gösteriyorlar. Kıbrıs Hava Yolları’nın Nisan ayına kadar sıfır nakit alması bekleniyor. O zamana kadar Hava Yolları şirketinin sahibi olan devletin ortaklık hisse senetlerini en azından 30 milyon avro daha arttırması bekleniyor. Devlet buna paralel olarak, şirket için bir de eşit pay ödeyecek alıcı arayacak. Rusya’nın Aeroflot şirketinin Kıbrıs Hava Yolları’nı satın almak için ilgi gösterdiği biliniyor. Bu şirketin dışında AB üyesi olmayan ülkelerden daha başka şirketlerin de Kıbrıs Hava Yolları’na ilgi göstermesi bekleniyor. Lübnan’ın Middle East Airlines şirketi bunlardan biri. Kıbrıs Hava Yolları’nın Londra Hitrov hava alanındaki slot hakları ile bir Avrupa şirketi olarak Avrupa’nın diğer kentlerine uçuş hakkı bu ilgiyi arttırıyor. Bu arada Avrupa pazarına giriş için Kıbrıs Hava Yolları tek şirket konumunda değil. Portekiz Hava Yollarlı da satışa çıkarılmış durumda. Bu ve otuz milyon avroluk zarar da Kıbrıs Hava Yolları’nın aleyhine bir rekabet ortamı yaratıyor. Bu arada Kıbrıs Hava Yolları’nın satışında devletin bir koşulu da ekonomik ve diğer koşullardan bağımsız olarak bazı uçuşların her halükarda gerçekleştirilmeye devam edilmesinin istenmesi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gazetenin diğer haberlerinden bazıları</strong></p>
<p>-       İşsizlik Sosyal Sigorta Fonları üzerinde ciddi bir baskı yaratmaya başladı. Çalışma Bakanı dün bazı veriler ortaya koyarak bunu doğruladı. Çalışma Bakanlığı’nın verilerine göre, 2011 yılında ödenen işsizlik parası 100 milyon avroya yaklaştı. Ülkede işsizliğin sürekli olarak artış göstermesi nedeniyle durum daha da vahim bir hale geliyor. 2010 yılında Sosyal Sigortalar’ın ödediği toplam işsizlik parası 85,5 milyon avroyken geçen yıl bu rakam %14,6 oranında artarak 98,3 milyon avroya ulaştı. Kayıtlı işsiz sayısının Ocak ayında 37 bini aşması bu yılın çok daha zor geçeceğini gösteriyor. Aralık ayında işsizlik parası için başvuruda bulunanların sayısı 29 bin 34’tü.</p>
<p>-       İnşaat sektöründe grevden kaçınılması çok zor. Sektörde örgütlü işverenler dün işçi sendikalarına toplu sözleşmelerin yenilenmesi amacıyla diyalog için bir çağrıda bulundular. Buna karşı işçi sendikaları Çalışma Bakanlığı’nın arabulucu önerilerini işverenlerin kabul etmesinde ısrar ediyorlar. İşverenler örgütü ise bu arabulucu önerileri kabul etmelerinin olası olmadığını belirtiyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>ALİTYA</strong> gazetesinin de bugünkü ana haberi Kıbrıs sorunu. Bugün ekonomi başlığı altında taraflar arasında varılan anlaşma metnini açıklayan gazeteye göre, Cumhurbaşkanı Hristofyas yeniden inşa konusunda Türklere “hediyeler” verdi. Federasyonun toplam gelirinin %6’sının öncelikli bölgeler için kalkınma olgularına verilmesini ve bunun da altıda beşinin Kıbrıstürk oluşturucu devletinde kullanılmasını kabul etti. Bu noktada da, taraflar arasında hangi konuda anlaşmaya varıldığından ziyade bu anlaşmanın referanduma gidecek olması sorun olacak. Bazı düşünceler ileri, yararlı ve adil olabilir ancak bunlara “evet” demesi için halkın ikna edilmesi sorunu ortaya çıkacak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gazetenin diğer haberlerinden bazıları</strong></p>
<p>-       Avrupa’da elektriğin en yüksek fiyata satıldığı ülke Kıbrıs. Bunun temel nedeni de Kıbrıs’ın elektrik üretiminde hala petrol kullanmaya devam etmesi. Elektrik fiyatının %60’nı yakıt fiyatı belirliyor. Bu koşullarda 75 bin aile ekonomik sorunları nedeniyle elektrik faturalarını ödenmede zorlanıyor. Elektrik Kurumu’na göre son dönemlerde faturalarını gecikmeli olarak ödeyenlerin oranı arttı. %15–20 oranında bir tüketici grubu faturalarını gecikmeli ödüyor.</p>
<p>-       DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis, Hristofyas ile Talat arasında 29 Ocak’ta varılan ve çözüm sonrası Türkiye vatandaşlarına dört özgürlük hakkı tanıyan anlaşmayı Kıbrıs’ın Türkleştirilmesi olarak değerlendirdi. Anastasiadis çözümden sonra 50 bin yerleşiğin kalmasının kabulünün dahi çok olduğunu ve bu rakamın tartışılması gerektiğini söyledikleri bir anda Avrupa müktesebatından sapmalarla Türk vatandaşlarına adada yerleşim hakkı tanınacağı görüşünü savundu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>HARAVGİ</strong> gazetesinin bugünkü ana haberi “DİSİ Başkanı yalan söylüyor” başlığı altında çözüm sonrası Türkiye vatandaşlarının Kıbrıs’ta dört özgürlük haklarıyla ilgili olarak başlayan tartışma. Gazeteye göre, DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis Kıbrıslıların temel özgürlüklerini belirleyen anlaşmadan 80 milyon Türkiye vatandaşına tanınacak haklarla Kıbrıs’ın Türkleşmesi tehlikesinin olacağını söylerken ya kaba bir yalan söylüyor, ya da en azından gerçeği çarpıtıyor. 29 Ocak belgesi Kıbrıs sorununun çözümü durumunda Kıbrıs vatandaşlarının tümü için dört özgürlüğü sağlıyor. Bunun yanı sıra Türkiye vatandaşlarının hatta bu ülke Avrupa Birliği’ne üye olduktan sonra dahi adaya yerleşmelerine sınır koyuyor. Bunun yanı sıra bu konuya ilişkin taraflar arasındaki yakınlaşma yerleşikler konusunda anlaşma koşuluna da bağlı. Hükümet ile AKEL, Anastasiadis’in iddialarını “dayanaksız ve keyfi” olarak değerlendirdi. Hatta AKEL Basın Sözcüsü Yorgos Lukaidis DİSi lideri Anastasiadis’in bu değerlendirmelerinde dayanak olarak kullandığı belgenin gerçekliği hakkında şüphe belirtti. AKEL Basın Sözcüsü’ne göre, bu belgenin son paragrafında konutta herhangi bir sınırlamanın Kıbrıslıların adanın tümünde serbest dolaşımını sınırlamayacağını, Kıbrıs vatandaşlarının Kıbrıs’ta istedikleri yerde kalabileceklerini, çalışabileceklerini, mesleklerini icra edebileceklerini, işletme açıp işletebileceklerini, her tür ekonomik faaliyete dâhil olabileceklerini öngördüğüne dikkat çekti. Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu da ilgili anlaşmanın Kıbrıslıların tümünün çözüm sonrası dört özgürlükle ilgili haklarını içerdiğini, Türkiye vatandaşlarına ise Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği sonrası dahi dörde bir sınırlaması getirdiğini söyledi. Sözcüye göre, bu anlaşma Annan Planı’nın öngördüklerinden de daha olumlu. Hükümet Sözcüsü’ne göre, Annan Planı’nda Kıbrıslıların dört özgürlüğüne sınır getiriliyordu, bunda ise bu sınırlama yok. İkinci olarak Annan Planı Türkiye vatandaşlarının adaya yerleşimi konusunda 19 yıllık bir süre için sınır koyuyordu bunda ise bu sınırlama kalıcı. Üçüncü olarak Annan Planı’nda Yunan ve Türk vatandaşlarında demografik oran Kıbrıslırumların ve Kıbrıslıtürklerin nüfuslarının %5’i ile sınırlanması öngörülüyordu, şimdi ise rakamsal olarak sıkı bir “dörde bir” oranı öngörülüyor. Dördüncü olarak dörde bir oranı vatandaşlıkta da geçerli olacak. Annan Planı’nda ise Kıbrıslırumların ve Kıbrıslıtürklerin nüfusuna göre %5’lik oran rakamsal olarak değişken ve hareketliydi, çünkü Türkiye vatandaşları yedi yıl ikamet sonrası vatandaşlık hakkına sahip olacaktı. Beşinci olarak da dörde bir oranı çalışma izinlerinde de geçerli ve bu da bir sınırlamayı içeriyor. Yani Türkiye vatandaşların adada çalışma hakkı sınırsız olmayacak ve bunun için somut bazı süreçler gerekecek. Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu’ya göre, tüm bunların da bir çözüm durumunda büyük bir önemi olacak.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.com.cy/yenicag/2012/02/09/kibrisli-rum-basin-ozetleri-09022012/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

