Yakın tarih bilinciyle, dersler – Özkan Yıkıcı

0
19

İnsanlar değerlendirme yapıp, gelecek için hedefler çizip, günümüzü doğrusal daha yakın deyerlendirmek için, iki önemli kurala çok dikat edip, birlikte ele almalıdırlar. Birincisi, Tarihi iyi bilmek şart. Özellikle de yakın tarihi… Tabi ki resmi ezber tarih değil de ağırlıklı olarak Siyasal tarihi iyi okuyup, koşullarıyla birlikte ele alıp günümüzle kıyaslamalıdır. Öğrenilenlerle de geçmişten günümüze gereken dersleri de almalı. İkinci kural ise; sık sık yine tekrarladığım, konuyla alakalı mümkün oldukça yaşanan tüm olguları bitrlikte bütünsel olarak yorumlayıp dyerlendirmek şart. Burada konumuz birinci ilke olacak. Bununla da Asrı aşan geçmişle günümüz savaş halindeki ilginç buluşulan Savaşa karşı tutumları anımsatacam. Özellikle de Sosyaldemokrat hareketin ne acıdır ki sadece burada veya Türkiyede değil, genel dünyada birkaç istisna dışında ayni yanlışa hem de kötü şekilde tekrarlanmasını da görüyoruz. Gereken derslerin alınmadığı, belirli dönem çok ağır bedel ödenmesine karşın, sermaye çevresinin ve savaş güçlerinin davranışları yanında, sırf “ulusal” imgesi konularak yine Sosyaldemokratların savaşa tarafcıl ve destek verişini ne yazık yeniden yaşıyoruz. Ülkemizdeki etiketlerle sosyaldemokrasiği bir yana itersek, Avrupa Sosyaldemokrat partielrin dahi ayni çizgide buluşma tekrarı da iberetle tarihe yeniden siyasal bir kara sayfa olarak yazıldı……

Geçenlerde şöylesine tenbel tenbel yatağıma uzanıp, dalıp dalıp gidiyordum. Ekranda önce CHP yetkililerinin Afrin demeçleri duyuluyordu. Peşinden, bizim ekranlara geçince de yine akıncılı bu defa gaz atışları haber probaganda şeklinde yayılıyordu. Aslında geçen çoğu yazımda ısrarla uyardım! Söylenen cümlelerin ve belirtilen hak ifadelerin de nedenli doğruluğu da başka bir tartışma… Derken, dalıp dalıp giderken, kendimi adeta Yetmişler ikinci dönemindeki öğrenci hareket dönemine de taşıyordum. Vurgulanan güncel savaş demeçleri ve geçmişle Kağoski tartışması adeta beynimin bir yerine gelip takıldı. Üstelik, yetmişler döneminde Sosyaldemokratlar öylesine önceki yanlışlarla sıkştırılyordu ki ayni günlerdeki savaşa karşı yükselen barış hareketleri ile de hesaplaşmak zorunda kalıyorlardı!

Neyse, unutanlara,kısa bir Siyasi tarih dersi daha yazmak gerektiğini yeniden aklıma koydum. Tam da çevremizde hem savaşlar siyasetin sürdürülme şekli olarak yayılırken, krizler çöküntülere doğru evrilirken ve en acısı, tarihi en cılız barış taleplerinin de olduğu günelrden geçmekte oluyoruz. Bunlar aslında ilkler değildir. Üstelik, Sosyalist devrimci hareketlerin de olmamasının nedenli kirli sayfa yazılımına kolaylık sağlandığı da yeniden tekrarlanıyordu…..

Ondokuzuncuyüzyılın Sonunda Marksis hareketler dünyayı değiştirmek adına güçleniyordu. Fakat, önemli bir aşamada, Yirminciyüzyıl başında giderek sosyalist hareketlerde kırılmalar başlandı. Bir kesim “Sosyaldemokrat” adını alanlar, sistemi değiştirmek yerine, reforumlarla düzeltme veya ayarlama politikasıyla ayrımcılık başladı. Öyle başladı ki yine Yürminciyüzyıl başlarında başlayan Birinci Emperyalistler arası paylaşım savaşında, sol resmen iki ayrı kutba dağıldı. Ayrışan Sosyaldemokrat partiler, savaşı ulusal çıkar adıyla savunup, savaşlara destek verdiler. Bunun da başını Alman Sosyaldemokrat lider Kağoski çekti. Öteki Enternasyonal kesim ise savaşa karşı çıkarak ve bu fırsatı kulanarak ilk devrimi de Rus çarlığını yıkarak Sovyetlerin kurulmasıyla da taşlandırdılar.*****

Benzer tartışmalar iç politik alanda yine almanyada ve italyada yaşanıp, Musolini ile Hitlerin başa gelip yine dünyayı kana bulamasıyla yaşandı… Sosyaldemokratların susarak veya gerektiği yerde tavır koymayarak bu defa faşizmin yükselmesine de resmen yardımcı oldular. Bunlar ikinci paylaşım savaşı sonrası bolca tartışıldı.****

Yetmişlerde ayni ayrıcalık öylesine derinleşerek tartışıldı ki artık sosyaldemokrat partiler ikili bir karakterisliğe doğru kaydılar. Özellikle Yeni sömürge ülke Sosyaldemokratlar resmen devletin ulusal koruyucu ayağı olarak kökleşti. Batıda ise yavaş yavaş içleri boşaltılarak, Seksenlerde gelen Neoliebral dalgayla da liberaleşip barışçıl özlerini de kaymetme ile sendikaların da sistemin düzenlenmesine yardımcı olan yapılar halinde oldular. Örnek olarak, Britanya işçi partisi seksenlerde barışçıl özünü ret ederk Neoliebraleşirken, ikibinlerde önemli büyük yalanla Bleyırlı irak işkal politikasının başını çekti.

Burada çok önemli nokta şu: Seksenlerde giderek gerileyen ve özellikle Latin Amerika ile ortadoğuda devrimci hareketlerin siyasal yenilgileri sonucu, Sosyaldemokratların da soldaki boşluk gerekçesi ve kitleseleşme adıyla sağa kaymaları da hızlandı. Aslında, Sosyaldemokrasileri ilerici veya gericileşmedeki en önemli etkenin, soldaki sosyalist devrimci hareketlerin koşuluna bağlı olduğu da yaşanarak kanıtlandı! Nitekim, Sosyalistelrin kaybetdikçe Sosyaldemokrasilerin sağın terkisine daha hızla gitikleri de hep görüldü. Ayni nokta, Türkiyedeki CHP ve Kıbrıstaki isimlerine Sosyaldemokrasiyi koyan yapılar da aynen yaşadılar…..

Aradan 1 asrı geçen zaman oldu. Sol yakın tarihi bakımından çok başarı ve yenilgiyle örnekle doludur… Sol içi reforimist ile devrimci çizgi farklılıkları yükselip daraldı! Değişmeyen gerçek, Sosyaldemokrat ayrımlar hep sağa yönelip sistemin milliyetci ve reforum noktasını doldurdu. Krizlerde aşmazlıklarda kitleleri denetleme adına bu partiler kulanıldı. Savaş hallerinde ise kitlesel güç çizgisine göre yalpaladılar. Fakat, hep şurada gariplik sırıtmaya devam buldu….

Adını ulusal çıkar denilip genellikle Sosyaldemokrat partiler dış ülkelere saldırıları ve savaşları birlik adına savundular. Böylelikle savaşlar yakın tarihi ile sosyaldemokrasi hep kötü sınav verdi. İnanmayan, sadece Suriye resmine baksın. Daha da kolay olsun diye Türkiye ile sınırlayıp duruşları incelesin. Kıbrıslılar için ayni zamanda Britany Kralığı da öteki örnek olarak da ayni kefede kıyaslanma şansı vardır.Zaman zaman Kormın gibi çıkışların ne olacağı ise blu şeklinde yansımaktadır. Bu gerçeklik, günümüz Ortadoğusunda onca savaş felaketine karşın, bölgedeki Sosyaldemokratlardan işkalci ayni eksenli partielrin savaşa karşı çıkma çizgisinde olmamalarını görmekteğiz. Hat da şovenist yarışma ile ulusalcılık yapma rekabetinde de hep görüyoruz… Bunlar aslında ne sürpriz nede ilktir. Yakın tarih bu tip örneklerle doludur. Öyle olmasa, birçok işkal veya savaş tetiğini hem de yalanlar söyleyerek bu partiler rol almazlardı!

Son akan haberlere bakın. Özellikle sol cepeden söylenene kulak kabartın. Normal sohbette kimi kişilerin de “zamanımı” değip, adeta konuyu ötelemesine de işaret edelim. Dünya, yakın siyasal tarihinde, savaşa karşı barış ekseninin bu denli silik oluşuna hiç tanık olnmadı. İşkal eden, saldırı yapan ve saldırılara uğrayan tüm kesimleri adeta kağosla faşizim ve otoriterlik kuşatıp politik aplukaya aldılar. On yıl önce dahi ırak işkalindeki yükselen dalganın adı dahi yok. Yok olunca da daha da çirkin savaşların sürdürülüp, rekabet ve hegemonyanın teslimiyetinde ordan oraya savrulmaya devam ediliyor.Daha da çirkini; bu kirli politik oyunla “barış” geleceğinin pişkinlik demeçleri de öfkeyle, kin ekilerek haykırılıyor. Bunu siyasi tarihin nasıl yazacağı da malum. Hitler veya daha yakın tarihteki ırak işkalini bugün kazananlar dahi savunamıyor. Ama, bellek sildirtme ve algı operasyonlarla, piskolojik hareket probagandasıyla bu yanlışlara medya desteği ile kalıcılaştırıp normaleştirildi.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.