Kıbrıs Kore gözlemlerinden – Özkan Yıkıcı

0
26

Kulanılan kuramlar vardır; bunların anlamı ve içerikleri ile birlikte gerçeklik konumuna gelme şansı vardır. Ülkeler vardır ki hem içsel hem de uluslararasılaşan boyutları da vardır. Sorgulanırken, bütünsel olarak birlikte ele almak gerekir. Benzer çok olgu aynen birlikte düşünülmesi de şart. Seçilen olgular ise mutlaka farklılıkları kadar, sorunlarının da olması birlikteliğine de mutlaka dikat edilmelidir. Özellikle kıyaslama veya örneklem benzetme ile dersler algılanmak istenirse, mutlaka seçilen kısmın doğruluğu ile bağdaşlaşması şart. İşte, seçtiğim Kıbrıs ve Kore brakın birbiri ile kıyası, kendi içlerinde dahi ayrışan iki kuram olarak karşımıza gelmektedir. Demek ki buradan hangi sonuca gitmek istediğimi de ancak yazıyı okuduktan sonra anlama şansınız da vardır….

Kıbrısta ve özellikle Kuzey Kıbrıs coğrafyasında sorsunlar tartışılmasında şu basit kavramları zaman zaman duyarsınız: “Uluslar arası koşullar, uluslar arası anlaşmalar, Ortadoğunun etkinlikleri, Türkiyenin buradaki varlık etki gerçekleri, Buranın bağımsız olmadığını” gibi birçok kuram, kavarm sorunların başına hemen konulur. Son dönemde “AB üyeliği” de eklenerek adamız adeta evrensel yapıların gölgesinde konuşulmaktadır. Dajada ileriğe gidrek, sorunlarla haklılık da buradan aranmaktadır! “Uluslar arası hukuktan kaynaklanan haklar, anlaşmalardan gelen haklar, Türkiyenin yardımı ve desteği ile” bunlar hemen sıralanır. Sıralanır da hepsinin toplamında da geriye dönülünce de işimize gelince de tüm yükün yüklenmemişcesine de iki tarafa veya tekleşen kendi yönetimimize de yükleyerek, sıralanan olmazların yokmuşcasına tartışıldığı sığ denklemlerde oluşmaktadır. Fakat, bu içerikelrle zengin bilgi ve bilimselik olması gerekirken, tam aksi girderek kulanılan kavramların içeriği boşaltılarak, kendi kulanım fırsatımızla içi boş söylemle cihalet ve güce dayanarak haklılık keskin savunusu da yapılmaktadır. Bu Kuzey Kıbrısta resmen siyasal kültürleşme ahlakını da yerleştirdi. Kuralsız, bilgisiz ve işine gelenle, gerçeklere dokunmadan kavram kulanma fetişizmine geldik…. Elbet buda, hem Kıbrıs genel sorununu veya yerel içel yaşananların konuşulma dilendirmesine dek geldi….

Kıbrıs son günlerde artık değim yerinde ise ayrışmanın ve genel sorununun artık kanıtsanarak ve bunun hazırlık temellerini çoktan atığı günlerden geçiyoruz. Tam paradoksal olan öteki adımlar ise bölgesel krizlerden Türkiyenin fırsat kulanma ötesine dek hızlanan gerginlikler de salt sınırlarda değil denizler açığında da yaşanmakla meşkuldur. Kuzey Kıbrıs resmi ekseni ve medya genelde sesiz kalma veya haberleşmede kendi yapısal özü yansıtarak adeta banbaşka dünyanın yeniden filimini çekiyor. Örneğin, denizdeki gaz konusuna hemen sanki Kıbrıs Cumhuriyeti bağlı yer gibi hemen ortak hakların sesi ile pay istenir! Daha ironiği, çeşitli kuramlarla haklılık isteniyor! Uluslar arası haklar, uluslar arası hukukla kendini haklı çıkarmakla kalınmaz, ayni hakları da Türkiyeleştirip oraya da havale ediyor.

Burada şunu baştan söyleyelim: ağızlar böylesine akademisyenlere dek açılırken, kimse acaba bu uluslar arası hukuk anlaşmalarına uyulup uyulmadığı veya kabulenip kabulenilmediğini de söylemez. Söylenen hukuk veya daha somutlaşan Deniz Münhasır alanı konusundaki durumu da açıklama ihdiyacı yok. Çünkü kamuoyu böylesi genel içerikelrle bilgilendirme denilen düşüncelere dahi hazırlanılmadı! Üstelik, Türkiye kamuoyuna hem kendi hem de “KKTC” hakları olarak sunuyor. Oysa tartışmanın ta başında Türkiyenin Dünya deniz hukuku anlaşmasını kabulenmediği gerçeği kimse tarafından gözetilmiyor! Kuzey Kıbrıs gerçeğinin uluslar arası belgelerdeki durumunu da göz önünde tutmuyor. Kabulenmeyen Deniz hukuku olayında da adaların münhasır alanı gerçeğinin de olduğunu nedense kimse söylemiyor. Devamında da hep eksik ve yanlışlarla dolu bir Uluslar arası haklar veya uluslar arası belgeler kelimeleri savunma zırhı olarak kulanıldığını görüyoruz. Ama, bu gerçeklik yine de kriz yaratmaya da yetiyor. Hele Kıbrıs Cumhuriyeti Türkiye münhasır alan gerçeği hiç söylenmez!*****

Bu gerçekleik yine de kriz yaratmaya, fırsat kolamaya ve güç gösterili garip durumları normal halde yaşatmaktadır. Üstelik, tuhaflığın normaleşmesi ile de Türkiye yetkilileri KKTC adına karar alıp konuşma gerçeği de tekrar tekrar yaşanmaktadır! Buna da kabul denmektedir.Tıpkı artık Kıbrıs sorununda yaşanan diplomatik uygulamalar gibi… Bu durum, Kıbrıs sorunundaki gelinen aşamanın önemli bir sonucudur. Zaten, son 22 Ocak olayları ile Meclise bayrak dikilmesinden linç kültür olayları nasıl gelişip sonuçlarıyla yaşanma resmi de bunun yeniden tekrarı belgeseli oldu. Hele de vekil olup gericilik kusan vekilin vatandaş oluş hikayesi de resme resmen parlatılma renkliliği katıyor. İşte, Bu gelişmeleri bazı medyalar buradaki yazılanlarla yorumlamaya çalışıyor. Buradaki yazılarla kaynak oluşturup yorum yapmaya çalışıyorlar. Kendilerine göre seçtikleri alim ve politikacılarla da destekleme veya konuyu aşmakla uğraş veriyorlar. Bundandır ki son gelişmelerle alakalı gerek BBC gerek se Türkiyede “Kürşat Bumin gibi” kesimelrin yazılarında buradaki yazılan veya bazı alimlerin bilgielri ile de konuyu işlediler. Bizlere belirli kesim “şimdi zamanı değil, aman yazmayın” denip, gerektiğinde gerçekleri yazan söyleyen yerilirken, Kuzey Kıbrıs görüşü olarak da bu kaynaklardan bilgi derlenmektedir. Sonuçta, Kuzey Kıbrıs düşünceleri de eksik ve merkeze dokunmayan algılarla toparlandığı için hep bir yanlışın olduğu, yetersizliklerin sırıtığı Kıbrıs yorumları da evrenseleşmektedir. Tıpkı uluslar arası toplantılara giden birçok kişinin resmi görüşü savunup da sonradan neden dünya bize bunları söylüyor diye eleştirildiği gibi…..

Kuzey Kıbrıs ve aslında Güneyin de son dönemde hem Türkiye gerçeğini söylerken, yorumlamalarda eksik brakma durumu kadar, öylesi etkenin de gelişmeleri pek yazılıp yorumlanmaz! Son, türkiyede başta “Altanların” çartırıldıkları Ağırlaştırılmış hapisler, afrin gerçekleri, Sedat Demirtaşın savunmasındaki çarpıcı görüşler, İstanbul yeni hava alanının yapılmasında yüzlerce insan katliyamlı cinayetler ve benzerleri başta Kuzey Kıbrısta pek yankı bulmadı.Bunlar, hem Kıbrıs için etkili denilip yaşananları yazılmayan ülke misaline dönüşüyor. Aynen, Kıbrıs için söylenen “Ortadoğulu” keskin bağdaşlık ile bölgedeki savaşların yaratıklarının sarsıntılarının konuşulmaması gibi…..

Buraya kadar çeşitli Kıbrıs gelişmeleri ile konuşturulan öteki yüzeyin çelişkilerini koymaya çalıştım. Kulanılan ve eflasyonlaşan dilendirmelerle peşinden söylenen kuramın içeriğinin bilinmemesinin normaleşme zeminini de ekledim. Bilmeden ve güce dayanarak oluşan bilgi atlı koşul, sonuçta yanlışlarla yaşanmanın acı gerçeklerini dolaştırıyor. Başka bir gerçeğimiz de arada sırıtıyor! Nedense biz kendi Kıbrıs sorununu öylesine abartıyoruz ki sanki dünyada en vahşi ile acımasız yaşanan olaylar olarak kabulendirme peşindeğiz. Nedense karşı topluma yükün çoğunu ekleyerek, kendimizi en madur durumuna koyarak idolojikleştirdik. Birçok yaşanmışlığı sırf kendi görüşümüze aykırı olacak diye de gizledik veya baskıyla susturuldu! Öteki katılımcıların genel rolunu hiç sorgulamadık. Açerson planından Kiğsincır planlarını veya Britanya sömürgeleşme ve Uluslar arası gerçeklikler hiç ama hiç soruna damıtılmıyor. Dahası da var, fakat burada konumuz onlar değil….

Kıbrıs sorunu yeri geldiğinde günün çıkarına göre konulup tartışılırken, öteki sorunalrın nasıl çözüldüğüne de hep uzak kaldık. Ruandadan tutun öteki kanlı ayrışma yaşayan ülkelerden bizlerin daha kanlı ve uzlaşmaz olduğumuz beynimize yerleştirildi. Hat ta, Kıbrısı bilmeyen, burada yaşananları öğrenmek dahi istemeyenlerin, bize Kıbrıs sorunu nutukları çektiği günlerden geçiyoruz. Ama, hepimiz de bölünen, savaşlar yaşanan ülkelerdeki iyi gelişmeleri de duymamaya da alıştırdılar. İşte, konumuz olan Kore de bunalrdan birisi….

Size birisi Kuzey Kore dense, aklınıza hemen Amerikan probagandalı algılar gelecek! K. Korenin nedenli vahşi ve otoriter olduğunu anlatacak. Güney ile uzlaşamadığı ve ona saldırmak istediği de eklenecek! Kulandığı deneme mahiyetli silahları da dünyayı yıkacak güç olarak yuturmakla çalışılınacak! Oysa, uzağa gitmek gerekmez: Suriye ve ırak veya güneydeki Lipyaya saldıranın ve planlar yapıp parçalayanın ayni güçler olduğu da artık kesin. Nedense herkes Güney Koreye karşı saldırı denip Kuzeyi suçlarken, son kış Olimpiyatlarında K. Korenin çabasını kimse haber yapmadı.Üstelik ikisi de ayrı devlet olmasına ve dünyanın en yoğun askeri sınıra sahip omlmalarına karşın, olimpiyatlara ortak takımlarla katıldılar….

Bu arada algı palavraları da sırıtıverdi! Hani birçok K. Kore insanının başkan tarafından katledildiği haberleri de adeta gösterilen katılımlarla da yalanlandı. Nedense dünyaya yayınlayan medyalar bunun yalanlandığı da söylenmedi! Dedik ya: “Medya algı operasyonları”! Oysa, hep insanlara K. Kore vahşeti ile Güneyi koruyan başta ABD denildi. Güneye ABD yeni füzeler yerleştirirken, oradaki insanların protestoalrı da birlikte dahi verilmedi. Ama, K. Korede öldürtülen yakın ile köpeklere yedirilme palavrası önemli haber diye yapıldı. Tabi köpeklere yedirilen kişinin nasıl sağ olarak karşımıza çıktığını da gazeteler yazamadı!

Burada ince bir noktayı belirtecem: Kore olayında batı Emperyalistlerin rolu imkar edilmezdir. Eğer Türkiye dahil müdahale edilmeseydi, bugün Kore demokratik sosyalist Cumhurieyti olarak bütün ülke olarak karşımızda olacaktı. Korenin bölünmesinde dünya Kapitalist yapının askeri güçle katgısı belirleyici oldu. Yine, K. Kore dıştalanması ile anbargolu baskılarla, sınırında yoğun nükler başlıklı silahlarla kuşatılması sonuçlu K. Kore gerçeği de gözden kaçırılmasın….

Güney Korede sol eksenli liderler kazanınca da önemli yakınlaşma adımnları atıldı. Hem de Amerikan baskısında olmasına rağmen! Nitekim, son olaylarda ABD saldırgan ve tehtikar politika yaparken, askeri yığınak gerçekleştirirken, K. Kore ile G. Kore birlikte olimpiyatlara katılma adımını atmakla kalmadılar, ilerde başka temaslar için de anlaştılar. Aslında herkes Kuzeyi suçlarken, aslında Güney kendi başına onca ekonomik güçlenmeğe rağmen siyasal hamle yapmakta zorlanıyor. Üstelik, güçlü sağ gerçeklik ve Amerikan varlığı da mevcutdur.

Kore dünyanın en yoğun askeri sınırına sahip. Dünyanın kara listesinde K. Kore vardır. Fakat, bu böylesi keskin çizgielrle ayrıtılan Koreliler kendi siyasetcileri tarafından Güneyde yapılan olimpiyatlara ortak takımla, ayni bayrakla katılmaktadırlar. Şimdi biri çıkıp, Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağı ile ortak takım dese* Hemen korkunç masallar anlatılmaya başlanmıyacakmı?

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.