Yakın tarihten kavramsal içeriğe alınacak önemli dersler – Özkan Yıkıcı

0
16

En başta Kıbrıs’la başlayalım: Bizler ve direk adamızla alakalı olan en azından aydınalr veya demokrat geçinenler, gerekli yaşananlarla sonuçlara ulaşsaydılar, şimdiki bölgesel hegemonyaya böylesi kısır bakıp cihaletleşen militarislikle yaklaşmazlardı. Kendine yine ayni kavramlarla etiket koyanlar; Faşizmi, Emperyalizmi kurumsal içerikle, yaşanan koşullara göre kavrasalardı, yakın tarih yaşananlarla birlikte yorumlama şansı olsaydı, şimdiki başta Suriye ve giderek Türkiyede olanlara bu denli sığ veya yandaşlıkla bakmazlardı. Cihaletleşip etiketlerle övünenler veya bilmeden iradi güçle militarist aşkla üstünlük idolojisinin kısgacına girdikçe, abartmadan yalana her türlü yanlışa kolayca teslim olup savunurlar. Öylesi tuhaf noktaya gelinir ki gericileşme ile ortaçağa gidişi “ilerleme, çağdaşlık ve üstün millet” olarak kolayca kabulenip savunurlar. Hele de kavramları hiçeleştirip unuturlarsa, devamında da çıkara göre bunların iyiliğine takılırsa, işler tamamlanan idolojik yelpaze haline gelinir…..

Son Suriye Afrin olayı, Türkiyede anayasanın kararını alt mahkemelerin kabulenmeme tutumu, otoriterlikle istikrar olup ekonominin iyileşeceği söylemleri, Olağanüstü hal ile yetkilerin adeta tekleşmesi, hastanelere baş vuran 18 yaşındabn küçük kız çocuklarının hamile kalmaları kayıt altına dahi alınmaması gayet normal uygulama haline geliyorsa, içeleşen Kuzey Kıbrısta bunlar haber dahi yapılmazken, sıkılmadan da “Türkiyede ne varsa, burada da olacak* Gidilecek liman” gibi vurgular da yapılıyorsa, ozaman ters giden bir şeylerin olduğu kesin! Medya haberciliğibnden başlayan, benzemek istenen yerin konumuna veya değerler sistemi ile yarının geelceği de şimdiden ufukta görünür hale gelmektedir*

Kavramları hepten unutuk: emperyalizmi süsletip yeni yaldızlarla parıltarak çöken kriz sürecini dahi ulaşılacak “refah” olarak hala sunma başarısı gerçekleşmektedir. Faşizim ise artık değerlerinin kolayca kulanıp kültürleştiği siyasal veya sivil koşuyllara geldik. Faşizmin krizlerle güçlendiğini, sermayenin krizlerden korunma zırhı olarak faşizmi devlet biçimi olarak seçki yaptığını pek konuşan yok. Faşizmin devlet şekli olduğu zaman, krizlerden kriz yeöntemi olarak çıkma uğraşında olup, yeni krizler yaratarak, savaşlara baş vurarak kendini ayakta tutma biçimi olduğu da tamamen unutuldu. Saldırganlıkla başlayan, baskıyla iç politikasını belirleyen, kendinden olmayanı ötekileştirip, baskıyla şidetle ve işkencelerle yok etme ilkesini uyguladığı da tamamen belekten sildirtildi. İnsanları akıl tutulmasına taşıyarak, güçlü olundukça krizlerden kurtulanacağı, yasadışılıklarla da birlikteliğin olacağı kültürünü de yerleştirdiği hep akıldan sildirtildi. Otoriter militarislikle ırkçılık karıştırılıp, değerler ona göre şekilenmektedir. Faşizmin, Emperyalist çağda güçlenip, devlet biçimi olarak kriz dönemlerinde yani “normal koşullarda yönetememe” sonucu devlet yönetim şekli olarak geliştiği de pek anımsanmaz. Anımsanmaz ve konuşulmaz. Konuşturulmadıkça da içeriği aynen uygulanıp başka etiketlerle makyajlanmaktadır. Bunalr hep belekten sildirtildi. Çünkü, Faşizim öylesi katliyamlar ve yaşam şekleri geliştirdi ki adının dahi tiksindirici olma gerçeği yerleşti. Onun için, içeriği aynen uygulansa da kelimesel etiketleri kulanılmayarak, kitlesel bellek silinmesine sarılarak faşizmin uygulanması faşizim olarak bilinmeme ikilemleri de günümüzde gayet kolayca gerçekleşiyor.

Gerçekleşiyor; Çünkü, Emperyalist sistem yeniden yaklaşık 10 yıldır ekonomik krizle bocalıyor. Fakat, öteki krizlerden farklı olarak, Kapitalizim bu krizleri yönetimiyor. Yönetip de krizden çıkma veya yeni alternatif de üretemiyor! İş bu noktaya gelince de yönetim biçini olarak krizlerden yeni krizler yaratarak çökmenin kitlelerin gözünden kaçırılma yolu izlenmektedir. Günümüz dünyasında hiç uzağa gitmeyin; Boşuna değil Amerikan sermayesi Trumpa davetiye çıkarıp onun otoriterliğine ve tutarsızlığına dayanma noktasına geldi. Birçok gelişmiş kapitalist ülkede faşizt partiler artık seçenek olarak kitlesel oyla iktidar kapıtlarında sermaye desteği ile ulaştı! Devletler krizler çıkarıyor ve savaşlarla güçlü olmanın yanına nefesl alma kuralı olarak normaleştiriliyor. Bunları öyle uzakta değil, doğu komşumnuz Suriyede resmen yaşıyoruz. Adını duymadığımız idlip, Afrin gibi kasabaların şimdi Uluslar arası hegemonya için nerede ise genel siyasal pazarlığın, savaş şekilenmenin odaklarında duyuyoruz! Ama, kimsemiz de sorgulamıyoruz….

Suriyede demokrasi ve özgürlük getirilecekmiş! Kimisi Şamda Emevi camisinde namaz kılarak, önemli kesim cihatcıları silahlandırarak, şeryatlı gericilikle Suriye yönetimi devirerek özgürlükler taşınacaktmış! Kafalar kesilirken, cayır cayır çocuklar dahi yaklırken, en önemli teknolojik silahlar eğitilerek devredilirken, en gerici yobazlar eğitilip militanlar haline sokulurken de hedef Suriye yönetimini devirerek “demokrasi getirmekti”! Sonuçlar malumumuz…..

Olay bu kadarla kalınmadı: haber vermek gerektiği noktasından medya inanılmaz ylanları kolayca kulanıp, kamuoylarını gericiliğe teslim yaptı. Hatırlarım da Yetmişler sonunda bizler Türkiyede okurken, kendi medyası olanları vermezken, bizler o zaman BBC veya Almanyanın Sesi ratyolarından dibimizde olanları dinleyerek öğreniyorduk. Karşıt Mosgova veya Bizim Ratyo da öteki arada uğradığımız kanalardı. Nitekim, 12 Eylül sonrası özellikle BBC ratyosunda Türkiyede olanları öylesine yayınladı ki bilgi ve belge bakımından önemli haberler elimize geçiyordu. Belli ki sistem bukadarına da artık tahamül olmuyor.

Zamanında Folklan adaları savaşında dahi haberleri ile dikati çeken BBC, şimdi özellikle ırak işkalinden ve şimdi Suriyedeki yaşananlardan sonra tamamen sıfırlanma noktasına geldi. Üstelik bolca övülür: sanal metya internet gibi ağlarla bilgi edinme denilir! Halbuki nekadar küçümsense de yetmiş seksen dönemi kısıtlı araçlara karşın oluşan gelişme bilinci gününmüzde oluşturulan kültürel değerlerle adeta sıfırlandı. Zamanında Elsalvadordaki mücadele ve taraflar dahi bilinirken, şimdi ülkemizdeki bakanların adını dahi bilmek oldukça zorlaşan bilgilenme haline sokuldu. Bunlar şimdilerde de çoğu ilgisiz olsada veya Türkiyeleşme aşkıyla merkezi milli şahlanma tutsağında Afrinde sanki dünyanın devine karşı savaş ediyormuşcasına imaja kapılmaktadır. Brakın yaşananları; Afrinin nerede olduğunu, yapısını ve denilenle uyunluluğu dahi sorgulanmadan alınıp istenilen resmi idolojiklikle kulanılmaktadır! Saldırganlık ve ötekisi adeta saydamlaşıp yeni kriz dünyasının büyük olma silahı olarak siyasalaştı! Hele de kendine göre yanlış denilen yönetimlerin, saldırılarında ortaklaşma buluşması da ülkesel savaş zeminini hep besleyip canavarlaştırmaktadır…

Şu Afrin oyuncularına bakın: Rusyanın öncelikle yapılacaklara izin vermesi gerekir* Afrin Suriye toprağı olmasına rağmen, Suriye yönetiminin rızası falan da gerekmez* Amerika afrin kendi dışında olduğu için de kolayca ikili oynayıp hem Türkiye ile ortaklığı bozulamama hem de Rusya ile masa ruletinde kart arayışında oluyor* Türkiye ise Anti Kürt politikası ile yeni Osmanlı hedefli prokramı sonucu ABD ile karşılaşmadan, Rusyadan izin alarak oradaki yaşayan özellikle Kürtlere fatura kesme krizine girdi. Suçlanan Federal Kürt bölgesinin dışında olan afrin, Türkiyedeki önemli kesime Suriyedeki PYD ve benzerine ile arada ABD dersi gibi de aktarıp oy devşirme kulanımına sokacak* Daha sayacak aktör çok… Bunlar, Suriyenin kasava denilecek ve her tarafı kuşatılan yer için yaratılan siyasal alan olarak yerini alıyor. Ama, birileri bununla abartılı başarı probaganda operasyonu da yapacaktır.

Şu soruyu da pek soran yok: Rusya eğer Türkiyeye müdahale hak sağlantısı karşılığında ne aldı? Bunlar önemli değil! Türk milliyetciliği ile Kürt Türk ikilemi bölgesel sorun olarak yerleşerek bunu kulanmaya hazır sistemsel güçlerin de eline verilmiş olunmaktadır. Tabi ki haverlerle söylenecek yanlışların da bilançosu arada duyuldukça da kim bilir bunları anlatmak nasıl olacak!

Çok değil: Denizin karşısındaki toprağın hemen içindeki afrin büyük güçlerin uzlaşarak, birielrinin saldırısına izin verilrek yarının yeni bir kırılması daha Suriyede yaşanıyor. Hani derler ya: “uluslar arası hukuk, B.M. kararları, devletlerin toprak bütünlüğü, insan hakları….” Bunlar artık Afrin için geçerliliği yok! Dediler ya: “Uluslar arası ceza mahkemesi” kuruldu! Bazı kabile liderlerini yargıladılar. Yugoslavyada diledikleri bazı etnik lideleri de ayni kısgaçtan geçirdiler, peki bir ülkenin başka ülkeye girmesi noktasında normal hangi uluslararsı hukuk geçiyor? Sonrası mı: Bunlar özellikle doğu komşularımızda yaşanmıyormuş gibi, içeleştiğimiz Türkiyenin rolu ortada sırıtırken de birileri hala “uluslar arası koşullar nedeniyle yakında Kıbrıs görüşmeleri devam edecek” derken, aklınıza ne gelir! Bunun üstünden politika yapanlara ister destek ister köstek tutumunda olanlara diyecek sözünüz var mı acaba…..

Savaşa karşı olmanın unutulduğu, karşısındakini her türlü kirli yöntemle yerip saldırtılan dünyamızın temelinde hep yaşanan krizle çöken sistemin kendini yönetemeyip çaresizliğinin sonucudur. Zaten yumuşak popilizim ifadeli liderlerle de bunun örneklemi de gerçekleşmektedir. Şimdi, Afrinli yaşayanların suçu ne! Birileri onlara damga vuruyor ve ardından da saldırıyor. Peki, çaresizlik ve öfkenin getireceği karşı tutumlar da gerçekleşince ne denilecek?Bölgemiz heran patlamaya hazır yetiştirilen onbinlerce militanlarla dolu. KOntrolsuz ve hegemonyaların gerilediği noktada, bu ateş çenberinin yarın kimi saracağı belli değil. Üstelik ırkçılıkla dini gerici yobazlığın da bunları beslediği koşullarda! Acılarla yükselen başarılar, yarın aynisinin sana dönmeyeceğini kimse garanti edemez. 19 Ocak günü katledilen DEENK adeta asırlık bir gerçeğin günümüz yargıdan yönetim gerçekliğinin yeniden anımsatılma günü de oldu. Konuşulmadan yüzleşilmeden bu acılar hiçbir zaman dinmez. Daha dün Ruso gerçeği ile çıkan kemiklerle karşılaşan Kıbrıs, hala bunlardan uzak kalacağını düşünürse, çok yanılır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.