“Mış demiş”! – Özkan Yıkıcı

0
12

Bir seçim serüveni daha yaşadık. Süreç içinde yaşanan can alıcı durumları da yeri geldikçe makalemde yer verdim. En sığ ve silik seçim dönemi yaşandı. Aynılaşıp silikleşen ve boş içerikle doldurulan etiketli partielrin imaj kargaşası altında günlerce bu süreç yaşandı. Elbet, alışılmış Türkiye etkenliği de direk hisetirilerek pek de olmadı! Çünkü, koşullar adeta buna uyduruldu. Şimdi sonuca geldik. Denecek fazla söz de kalmadı. Ama, bol medya vardır. Saatleri doldurma ve kitleleri ekrana çekme görevleri de vardır. Gündemi algılatma operasyonlarında rolleri mutlaka gerçekleştirmek şart. Manupüle etmenin aciliyeti de vardır. Hepsinin toplamı çok sığ olsa da saatleri doldurtma ve yaşanan seçim sürecindeki rezaletleri “hele son gelceler öyküleri gibi” durumları unuturmak da gerekmektedir. Bilmem unutanlara anımsatalım: ülkemiz seçimlerinde hep özellikle son gece oldukça dolu dolu geçer. Herkesin malumu ilişkiler oluşur, çantalar uçuşur ve adeta kabarık hesaplarla geleceklerin fıkralı kitapları da yazılır. Kulanılan ertesi gün oylarla,çoğu zaman bu gecelerin yaşanmışlıkları da örtülüp, sonuçla ertesi döneme sıçranır…..

Zaman zaman, olanak bulup,arkadaşla birlikte,vasıtalarla gezip son gece kısa zaman gezintili,bol izlerli an anılarım da vardır. İnsanlar hep buna dikat çekerken, bazı itiraflar ile son dönemin videyo sunumlarına rağmen, bu geceler karanlık altında hep kalmaya da adaydır. Bu yıl da aynen tekrarlandı… Sonuçta, silik seçimin bol sorulu ama yanıtsız dönemi de kapandı. Şimdi sıra, tıpkı seçim öncesi koşulların brakılarak seçim dönemine sıçrama yapıldığı gibi, seçim dönemi de sildirtilip, sıçrama ile yeni sürece hemen uyulması da gerekiyor. Koşullar falan ötelenip, seçim sayısal sonuçlarla b bol kendine has övgülerle “demokrasi şaklabanlıkları” yapıp yeni rakamlrla sanki kararı burası verecekmiş gibi de yorumlar hızla piyasaya sunulmaktadır. Hele de yakın geçmiş sildirtilip,başarı veya yenilgi bahaneleri de hemen vitrine konulup, kendini aklama veya yüceltme de başlandı…..

Ben bu yeni seçim döneminin son versyonunu seyredip, kendime has etiketlendirme esrumanı ararken, emekli olduğum dayredeki “Miş Demiş” kaçışlı kulanım ifadesi aklıma hemen geldi… M. D. Arkadaşım, kendine has kurgular kurup, inanılmaz yalanları sıralamaktadır! Öylesi anlatılar yapıp, gayet normal şekilde anatmakla kalmıyor; kendi de kapılıp, kah gülerek, kah düşünerek ve kızarak bunu adeta süsleyerek çevresine anlatır. Sonunda artık denilen yalanlardan bıkanlar veya iftira atılanlar kızıp kendini azarlarken, o gayet normal şekilde: “Mış demiş” söyleyerek, kendince saatlerce uydurduğu yalandan aklandığını zanetmektedir. Böylelikle başkası adına dedikleri veya yalanlarla anlatığı olayın özrü “Mış demiş” ile bitirlmesi yapılyordu. Böylelikle bolca yalan söyleyenin “Mış” eki ile kocaman yanlış giderilmiş olunduğu zanetmesi ile de kendini aklama yapılıyordu!****

Aynen, seçim dönemini de böyle yaşadık. Sanki, seçim süreç öncesi olanlar olmamış gibi, yeni döneme bunların yapılmayacağı ve sıfırdan başlanma kelime ifadeli konuşmalar uçuşup anlamsızca boşlukta yankılanıp geriye oy talebi ile ahaliye dönüyordu.Birden aklıma belirli dönemlerde Felsefecilerin ağırlıkla uyardığı cümle gelir: “Siz değişim veya devrim yapmak isterseniz, yaşadığınız yerde yalan ve yanlışlar doğalaştıysa, öncelikle gerçeklerin konuşulması ile adım atılmaya başlanmalıdır! Yalaanın olduğu yerde doğru gerçek konuşulmaya başlayınca ancak, başarının yolu da başlamış olunur”!

“Mış demiş” ve “Gerçeklerin konuşulması ile değişim ve devrim için ilk önemli adım” ifadeleri Kuzey Kıbrıs seçimi sonucu için iki paradoksal önemli kavram içeren kelimelerdir. Gerçekten “Mış” eklenrek tüm abartılı anlatılanların içeriği tamamlanır. Sanki, Kuzey Kıbrıs, normal bir ülke, demokratik yapısı gelişmiş, demokratik örgütleri denetim görevini yapan, hukukta yasa yetki dengesi olan ülkeden söz edercesine konuşmalar yapılmaktadır. Kurumlar bunu tekrarlamaktadır. Daha ilk başlangıç ile örtü yanlışı böylesine yerleşince de devamı gelir. Gerçekler konuşulmayarak,”Mışlarla” örtüler abartı övgülerle yapılınca da sonuçta değişim olup olmadan da rakamlarla seçim tartışması da yapılır. Yeri geldiğinde herkesimin hat ta sistemin devamlılığında en yetkin rolu alanlar dahi “Hükümetlerin kendi istekleri dışında bozulduğu” itirafları da kolayca yapılmaktadır. Fakat, yine de dönülüp “hükümetimiz, bizim kurduğumuz yönetim” gibi ifadeler de yaldızlı şekilde kulanılmaktadır. UBP, DP dahi Türkiyenin müdahalesi ile bozulan hükümetleri yeri geldiğinde söylerken, ahaliye dek yerleştirilen “Türkiye ne isterse o olur” itirafları adeta seçim dönemlerinde hep unutulur… Fakat, daha önce de defalarca yazdığım gibi, gerçekte oluşan Türkiyeleşme içeleşmesi sonucu partielr de işbirlikci roluna hazırken, gerçekler söylenmeden probaganda yapma sığlığının ne olduğunu da bu seçim döneminde resmen yaşayarak gördük. Öyle gördük ki bu yetmezmiş gibi sağ olsun, Parlementomuz öyle bir seçim yasası hazırladı ki insanlar bunu anlayıncaya kadar seçim olup sonlandı. Hala, anlamayıp nice insanın yanlış yaptığı da anlaşıldı. YSK dahi bu yasadaki karışıklıkların şikayetcisi oldu! Mağusada kaldığım 3 saat içinde bana yirmiye yakın tanımadığım insan oy kulanma üzerine birçok kuşkulu soru sorması da bunun ufak bir karşılaşmasıdır.

Tekrar özetleyelim: Kuzey Kıbrıs seçim sürecinde gerçekten ülke gerçekleri ile sorunların neden çözümleri özünde hiç probagandalaşmadı. Kıbrıs sorunu üzerine son İsviçre teslimiyet ortaklıkla birlikte, artık partilerin söylenecek kelimeleri de kalmadı. Farklılık iyice silikleşip Türkkiye resmi politikasına teslim edildi. Seçim öncesi dahi gerek yapılan protokoller, kurdurtulan ofisler ve Yardım heyetli ekonomi gerçekleri de artık öylesine içeleşip yerleşti ve iktidarları sarmalına aldı ki bu Türkiyeleşme yapılanışı da konuşulmadı. Tepkilere neden olan Ekonomik paket dahi sorgulanmadı! Uygulanıp uygulanmayacağı bile söylenme ihdiyacı duyulmadı… Önemli son Laiklikten gericileşme dinseleşme yapılanması da tartışılmadı. Özellikle Hükümet koltuğu bekleyenler konuya hiç el atmayarak tercihte dışta kalmama tavırna girdiler. Sadece karşılıklı imaj yarışı içinde dönem harcandı.

Gelelim önemli paradokslara: Yolsuzluğa herkes karşıyken, piyasaya saçılan Özgürgün milyonlar dolarlık uçuşları ile “mücadele” sözleri sürerken; Meclis başkanı “iyi insan Sibel hanımın” müdahale yetkisi olma hukuki bilgisine karşın sesiz kalması ile birçok sözün de anlamsızlığı yeniden anlaşıldı. Sibel Hanımın bu tavrıyla hukuk kelimesinin “falan” olmasının da kanaıtı tartışmalar arasında yaşanıp akıp geçti. Fakat, “eğer biz hükümet olursak, yolsuzluğun üzerine gideceğiz” sözleri veya “nerden buldun yasası” lafları uçmaktan da geri kalmadı…..

Ufak bir hatırlatma yapalım: Bu bizim Meclis, oy birliği ile Anayasa hazırladı: Ahali de Y.65 oranında ret oyu verdi* Yine, Türkiyedeki referandumda TC kimlikli yurtaşların adamızda kulandığı oylamada da hayır önde çıktı. Yrel basın veya partielrimiz bu önemli farklılığı doğrudürüs yorumlayıp derslerini almadı. Seçime yönelik de çalışmadı…. Bu gerçekler de yok sayıldı.

Başka bir tuhaf bellek kayıplaşma örneği: önlerine rakamlar alınıp geçmiş seçimle kıyaslar yapılır! Oysa. Örnek: bu seçim döneminde yaklaşıp oy oranına Y.8 civarında yurtaşlık verilerek katılan ek oy vardır! İlgili farklılığı değerlendirmelere katan yine yok. Oysa. Bu oran, özellikle bu yurtaşlığı veren kesime avantaj olarak geri dönüyor. Buda sağlamlaştırmalara eklenmiyor… Hele seçim dönemlerindeki rezaletler, binlerce dağıtılan kırsal arsalar, havada uçuşan değişik para birimleri hiç ama hiç katgılı önemi konulmaz….Oysa. sadece Y.8 oy oranı da farkta nedenli etki yaptığı ortada…..

Gelelim defalarca yaptığım Türkiye Kıbrıs eksenli gerçeklik noktasına: Son seçim dönemi Türkiyede hemen hemen hiç yer bulmadı. Kuzey Kıbrıs seçimlerinde hem de bolca TC kökenli insanın katılımına rağmen de Türkiye etkisi de konuşulmadı. Buna bağlı etkenler, bağlar da konulmadı. Geriye nemi kaldı: Bolca kişiseleşme ve politik kısırlıktan kulanım imajına brakılan ifadeler! Size daha sağlıklı yazı yazma adına, sıkılsam da bolca yerli basın izledim. Medya tartışmasında zaman tükettim! İstemesem de sorulan sorularla yurtaşın aradığı yanıtlarla kamuoyu düzeyini yakalama uğraşı da yaptım. Bukadarla kalmadım: Türkçe yayın yapan başta Türkiye ağlarını takip etmeğe de çalıştım. T. 24 veya Sputnik Türkiye sitelerini izleyerek buradan yapılan Kıbrıstan gelen görüşleri de okudum. Doğan Tılıcın Bir Gün gazetesindeki yazı dışındakilerin pek de doğru ve doyurucu olduğunu söyleyemem! Hele de Kuzey Kıbrıstan bildiren başta akademisyenlerin sanki n normal Kuzey Kıbrıs demokrasili, yerleşmiş sınıfsal veya siyasal partilerden söz eden aktarımları tarihi yanıltmanın belgeleri olarak ielrde çok örneklem belge olarak kulanılacaktır. Hat ta, ünüversite yapısının dışına çıkıp da ahalinin başta “nasıl tik” sorularını dahi yakalayamadıklarını da gördüm. Demek ki koşula uyarak gerçeklere ulaşmadan doğru bilgi de verilmiyor. Okuldan uzaklaştırılan ak-rkadaşlarının haberini dahi eklemeyen Akademik tipi kesimler elbet ynlendirme yerine sistemin yeniden üretim rolunu çoktan kabulendi….

Sonuç olarak seçimler sonlandı. Medya hangi hükümet eksenli geleceği tartışıyor. Erken seçim diyenlerin fırsatcı beklentisi de artıyor. UBP gibi partiler, rüzgarla tek başına diyorken, kaybedenler de kaybetmenin bellekten silinip yeni hedef için de onlar da erken seçim silahına sarılıyor. Fakat, bazı yurtaşlar şunu da uyarıyor: “Türkiye ne diyor ona bakın* Yok diyenler, yarın evete yönelirler”! Yazı uzadığı için, gereken dersleri de başka makaleme terk etmek zorundam kaldım. Ha! Güneydeki seçimlerimi soruyorsunuz: Tıpkı yerel seçimler gibi Kuzeyde en cılız konuşulan silikliğe gelindi. Aldıran yok.

 

Yorumunuzu ekleyin