Kaçış ilizyonlaşmada Kuzey Kıbrıs’tan İdlib’e! – Özkan Yıkıcı

0
26

Cumartesi sabahını aşmak üzere iken, klavye başına oturdum. Pencereden kah güneş ışığı, kah bulutlu havanın kararması ikileminde gün gelip geçiyor. Arada tipleyen yağmur ise yağıp yağmama sıkıntısında kararsız halde dolaşıp geçiyor. Bu karmaşa içinde, kafam dolu dolu hangi konuyla başlayıp, devamına yönelme sıkıntısında fazlalıklarla bunalma aşamasına geldim. Ta uzakta günlerce patlayan borudan akan suyun sesi de sesizleşme sürecinde kulağıma geliyor. Bakmayın belediye falan denilene veya bolca çalışanı olduğu lafazanlıklara! Yeni Erenköyde ilgisizlikle belediyecilik tuhaf gündemleri artık yaşamda ilizyonileşme derecesinde hastalıklaştı. İlacı ise partili olma ve oy hesaplı alınmarla başlayan öncelik şimdi ilgisizlikle ve batma gerçeği ile kabulenmeme ilozyonikleşmenin adeta muhteşem örneği oldu. Yine de hava limoni. Yağmur mu güneş mi ikilemindeki sıkıntı düşünsel bulalıma hazır olanlara adeta bulunmaz “turizm” havasıdır….

Bir yanda gözümdeki gözlükle Biyonik uyum arayışlı etrafı tararken, beynim bana yazı yazma tetiklemesi yapıyor. Onca olaydan anlık seçki ile konu aktarma uğraşını işaret ediyor. İklimin dağınıklığı ile güncel akışkanlık arasında yazmak ve buna ilgi duyup okuyucu da bulmak, işin öteki düşündürücü çakışma alanıdır. Dilime madem takıldı “ilizyonistlik” ile hep ülke insanımızın baş vurduğu kaçış tutumu da aklıma takıldığına göre, konuları bunun üzerinden geliştirme düşüncesi geldi. Konuşulan ve konuşulması gereken uçurum arasında, yol bulup bağdaşlık yapma çabasına giriyorum. Tıpkı camdan adeta güneş ışığı ile bulutlu havanın tipleyen damlalarının ikilemini ayni zamanda yaşatma gibi…..

Bu denli gelişi güzel başlangıçtan sonra, somut örneklerle konumuza dalalım:Karpazın doğusunda uzanan deniz bizi Suriye topraklarına getirir. Öte yanda yapılan seçimelrin de yelleri halen dolaşımda yeni yol arıyor. Türkiyeleşme ile gelen sert sendromlar ise denizdeki dalga gibi sert vursa da hala kimse onları seslendirmek istemiyor. Böylesi karmaşada Kıbrıs idlip ekseninde şöylesine bir düşünsel gezinti yapmaya karar verdim. Verdim de aklıma etiketsel tuhaf anlayışlara yanıt gibi gelen makaleler de gelip oturdu. Önemli Türkiye bilim adamları “Korkut Boratav ve Fikret Başkaya” Sol Haber ve Duvar gazetesindeki yazılarla adeta yeniden öğrenmek isteyene sağ sol farklılığı ve Kapitalist özü yeniden anlatan yazıları çıktı. Tuhaf etiketlerle içi boş anlatılar değil de gerçekten sosyal, siyasal sınıfsal sağ sol anlamının belekten sildirtilip aynileştirildiği günümüzde, bu iki bilimcinin makalelerini mutlaka okumak şart…

Yine, Ergin Yıldızoğlundan Hayri Kozanoğluna veya yukarda adı anılan Boratav ile Başkayanın yazıları ile resmen unutulan Kapitalist kriz gerçeği ile sistem çöküşlü gelişmelerin yeniden anımsanması için, son yazılarının da incelenerek okunması gerekir. Doğu Komşumuz Suriye ve hele idlip yöresi ise yeni kırılmalarla gelecek rüzgarların da habercisi gibi oluyor. Ama tüm bunlar, öncelikle direk buraya gelip yerleşmekte olan gericiliği mutlaka bilerek drenmenin de aciliyeti artık kaçınılmazdır. Fakat, bizde kaçış ile koparma ikilemi gidrek mutlaklaştı….

Somuta girecem dedim, ama gördüğünüz gibi “reklamlarla” yine belirli uyarılara takılıp kalıyorum. Sonra, yerim yok diye de eleştiri yapıyorum. Cuma günü benim en azından 3 saatlik Mağusa serüvenim bir aksilik çıkmaz sa zorunlu olarak yaşamımda yer ediyor. Bu haftanın Cumasında da ayni durum yaşandı. Bu yaşam dilimi ise özellikle Terminal çevresindeki bazı tartışmalar da ilginç uyarı tetiklemesi de yapıyor. Bu Cuma da aynen böyle oldu.

Tartışmanın yükselen seslerinden şu konu netleşti! Birisi Türkiyedeki Diyanetin son açıklamasını soruyor, karşısındaki birkaç kişi de ne yazık ki savunurcasına destekliyor. Konu; 9 Yaşaındaki Kız çocuğunun evlenme olayı! Konu Diyanet olunca ve Türkiye artı iktidar ekseni konulunca bunu Kuzey KIbrısta da dolaylı veya sıkıntılı ama ses yükselterek bahaneleştirip savunanlar da hep oldu ve olacak! Cuma günü bir dükanda bu tartışma dışarılara dek yansıyordu. Birielri “Eğer Kız çocuğu Blu yaşına giriyorsa, çocuk yapar” deyip olayı ret etmeden savunduğu idolojik saplatıya ters düşmeden savununuyordu. Dahası, ilgili yönetimin ABD nin başını önüne eydirdiğini de bağırarak bu düşüncesini önemsetirmeme çabası da oldu. Dikat: bu Kuzey Kıbrısta Mağusa kentinde terminalde Cuma günü yaşandı! Şaşmayın, Diyanet veya bazı dini kesimin saçmalıkları inanç ve iktidar adına kolayca taraftar bulunduğu hep yaşandı.

Türban konusunun gidrek okularda tartışılması, Yılbaşının kutlanıp kutlanmama başlangıç sorgulanmaları hala buraya gereken mesajları vermiyor! Hele de ünüversitelerde olanları genellikle sanki uzayda olmuş gibi epey uzakta olmuşcasına kimse konuşup yazmak istemiyor… Sabahleğin dinlediğim basında ise hükümet kurma düşünceleri dışıdnda pek fazla bilgi de bulamıyorum. En ilginç olanı şu: Karavada yol sorunu için eylem yapanlar TC ve KKTC bayrakları taşıdılar! Öylesi dar milliyetci eksene oturtuldu ki başkası anlaşılmama ve birilerine yakın mesajı için bayraklarla hamaset hep kulanım piyasasında dolaştırılıyor. Sanki, bayrak kulanarak milliyetci olma “muhalif veya Rumcu” olmamanın da zırhını sağlamış olurlar…..

Seçim döneminde hep eleştirdim. Medya için de Türkiyedeki gelişmeleri değinmenme kutsalıkları nedeniyle veriştirdim! Gerçekten “Türkiyesiz olmaz nutukları ile orda ne varsa buraya da gelecek” tutumlar sonucu, orada olanların da bilinme zorunluluğu da oluyor. Örneğin, son Anayasa kararına resmen Ağır ceza mahkemesinin uymaması ile hukuk adalet kuralının dahi nasıl yerlebir edildiğinin çok kötü kanıtıdır.Yine, Önce Meral AKşenerin, sonra Sadet Partisinin açıkladığı kamplarda milis eğitimi konusunun, Telebirde geniş belgelerle somut şekilde günlerdir yayınlanması da nasıl yarının çok kötü sinyaleri olmaktadır.Şimdi de doğu komşumuz Suriye idlip yeni hikaye yazılımı yaşanmaktadır…..

Tüm bunlar bizi “ilgilendirmez” denilip geçiştirilir. Zaten, Türkiye medyası da aynen buna uyuyor. Hele de Kuzey Kıbrıs için pek de resmi çizgi dışına çıkmak istenmiyor. Oysa, bugün Türkiyenin dış hamlelerindeki önemli konumlar Kıbrısla yüzleşilmediği için aynen tekrarları yapılmaktadır. Son Suriye ve özellikle idlip politikası da bir Tekrardır.. Önemli Suriye gerçeklerini yazan bazı yazarlar da iş Kıbrıs konusuna gelince resmi idolojiye takılmaları ise resmin tümünü değerlendirmeme eksikliğine geliyorlar…

Suriye şimdi de idlip sayfasının tamamlanma hamlelerine doğru gidiyor. Zaten Suriye ordusu kendi toprağı olan idlip için operasyonlara başladı. Oysa, Astana zirvesi ile Türkiye idlip konusunda rol aldı. Oradaki cihatcıların silahsızlandırılması için de yöreye girdi. Halbuki, direk açıklamalarla Türkiye yetkilileri idlipi Suriyeye devretme değil de Afrindeki Kürtlere operesyon yapma amacındaydı…

Fakat, idlip salt ufak yöre olarak düşünülmemesi gerekirdi. Suriye toprağı ve cihatcı ekseninde de değildi. Bölge ülkelerinin hegemonya mücadelesinden tutun genel güçlerin hakimiyet kavgalarının da merkezine oturdu. Nitekim, Suriyedeki Rust üstüne gelişmiş insansız uçaklarla saldırı yapıldı. Merkezi idlip olup Türkiyenin kontrolundaki yer söz konusuydu. İş Bukadarla kalmıyor! Bu saldırıyı yapan insansız uçakların teknolojileri birkaç ülke dışında pek kulanacak kesim de yoktu.

Saldırıya uğrayan Ruslar önce sustu ve topladıkları bilgilerle, ele geçirilen uçakların teknolojilerini de inceleyerek açıklama yapıldı. Belli ki idlip olayında Amerikasız dünya düşünülemez sonucuna doğru gidiyor! Ama, idlipte savaşlar devam ediyor. Yeni yeni videyorlarla Türkiye silahlı kuvetlerin envanterinde olan tankların dahi cihatcıların elinde kulanıldığı resimleri dolaşıyor. Fakat, birkaç medya dışında Türkiyede haber dahi yapılmıyor! Kuzeyy Kıbrıs mı: “nasıl olsa bize gelmez? Türkiyesiz olmaz” çenberinde sağ sol hükümet hesapları ile işbirlikci yarışında gelecek katgıları bekliyorlar!

Doğuda idlipte yeni bir sayfa yazıyor. Ama, salt Suriye değil! Rus üstüne en gelişmiş teknolojik olanaklarla yapılan saldırıların dahi yaşandığı tırmanış da ekleniyor. Birileri şöyle böyle diyecek! Türkiyenin idlip amacını eğer Kıbrıs politikasıyla birlikte düşünmeyen herkes, bir yerde eksiklik brakacaktır. Hat ta tekileştirip ayni tutumları bazen savunan, bazen de yeren paradokslu parçalı çıkar politik oturuşa koyacaktır.Peki; bu karmaşa ve kaçışların ilozyonları neleri üretecek?

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.