Bir seçim hikayesi daha okuduk! – Özkan Yıkıcı

0
27

Dün seçim süreci olarak yaşadık. Şimdi ise seçim sonucu ile sonrasına sıçradık. Birkaç ay önce de seçim öncesi normal koşullarla yatıp kalktık. 3 sahneli bir tiyatro gibi konuyu seyirci gibi izleyip, sahnede olup biteni anlamakla meşkul oldum! Sanki elime bir Roman gelmiş, fakat her okuduğum bölüm, eserin keısımları değil de başka başka öykülerle örülen ayrı metinelr gibi geldi. Gerçekten, yaşananlar, Tiyatrolaşıp sahneye konulsa, her sahnenin ötekinin devamı olduğunu anlamak,oldukça güç. Böylesi karışık süreçlerle yaşamımızın epey zamanını da aldı. Tabi, önceki yazımda da seçim sürecini analiz ederken gerçeklerin de söylenmeyerek yapılan sığ konumlu ortamı da eklemek gerekir. Gerçekten, “Mışmış gibinin in” çizgisinde gerçekleri konuşmayarak, temel belirleyicinin dışltalandığı diyaloklu garip süreçler kendileri ile de koparak, fakat, b olca gündemleşme yapma manüpülasyonlarla süreçten sürece geçip duruyoruz. Daha birkaç gün öncesi olanlar dahi, şimdi çoktan unutuldu. Hele de çirkin ve akla gelmeyip normal yapılan ilişki oy avcılıkları, çoktan belek dışına braktırıldı. Cumartesi sendromları, her zamanın konuşulmadan öteki aşamaya geçme kolaylığını akıl tutulması sayesinde yeniden yaşadık….

Neyse, Seçim süreci ve hemen sonrasını önceki yazılarımda önemli noktalarıyla uyararak köşemin yetiği oranda yazdım. Aslında başka gerçekler de yaşıyoruz. Özellikle, olumsuz diye belirtiğimiz koşullar, aslında siyasal aklama ve gerçekten uzaklaştırma yöntemi olarak gayet münasiptir. Nitekim; hemen seçim sonrası, sadece sayısal sonuçlar üzerindeki kendine has değerlendirmelerden sonra, hemen yoğun şekilde yeni hükümet dedikodularla, kendine has hesaplarla güncelin kendisini kapzamaya çalıştı. Hele de seçim sürecinde yaşanan çirkin tavırlar, başarısızlık sayısal sonuçlar gibi olguların tartışılmaması için de bu kurala adeta benzin dökülerek, bolca tahminler yapıldı. Kaybeden partielr, neden kaybetme yerine yeni paylaşımda işbirlikci yerini alma metodunu öne çıkardı. Yine, karşıtın dıştalanarak kendine yer açma uğraşlı acemi ama kitlesel karşılık bulan aldatmacalara yeniden başlandı. Tabi ki herkesin eleştirdiği, fakat uygulamadan da durmadıkları siyasal transfer kuramı da Altan alta işleme açılımı bulmaya başladı!

Oysa, zaman zaman en sıkıntılı dönemde veya karar verme aşamasında şu gerçek istenmeden duyuluyor: “Türkiye bu konuda hangi seçeneği kulanacak”! Dikat edin, istenmediği halde kurdurtulan veya bozulan hükümet modeleri ile Türkiye baskısı ülkemizin temel ilkesi olarak hep uygulandı. Seçim öncesi ayarların da bazen açık açık, bazen de dolaylı şekilde de uygulandığı Kuzey Kıbrıs tarihinde hep yaşandı. Şimdi ise tıpkı seçim döneminde olduğu gibi, temel olgu Türkiye adeta yokmuşcasına davranıp kendi kendimize hükümet kurma kurguları ile yoğun probaganda gündemi başlatıldı. Kimsenin aklına “Türkiyenin tercihi nedir” demeğe cesareti dahi kalmadı. Zaten, seçim süresince Türkiyenin hiçbir uygulaması da tartışma konusu dahi yapılmamasının şimdiki yeni gerçeği olarak yaşanmaktadır. Oysa, sokaktaki insan dahi biraz sağlıklı düşününce size “Türkiye acaba hangi seçkileri istiyor” temel belirleyici yönü işaret edecektir. Nedense, artan Türkiyeleşme her yanımızda nifustan basit alınan karara dek çeşitli kurulan kuruluşlarla sağlanırken, tam aksi, yerel siyasetin de bunarlı konuşmadan dağıtım payını alma yarışının rekabetini yaşıyoruz. Sömürgesel ilhak ilkesi olarak işbirlikci pay alma rekabetini de bizlere gündemlerle reklamlaştırılıyor…..

Bir konuyu daha da aşmak istiyorum: seçimlerdeki sayısal olarak kazanan kaybeden oluyor. Kaybeden de nedenlerini prkkramları ile kitlesel ulaşma esrumanları ekseninde tartışıyor. Gereken dersler de alınma yoluyla ayni yanlışı yapmama duruşu gösterilir. Oysa, bizde bu sığlaştıkça yapılan seçimlerde tıpkı boşaltılan politik prokramlar gibi sonuçlar da banbaşka yerlerde suçlayarak veya saptırtma gündemlerle aranma yoluna giriliyor. Özelllikle seçim dönemi yaşananların seçim sonrası hiç konuşturtmama tutumlar da buna yardımcı oluyor. Bu seçimde de aynen tekrarlandı. Hele de hükümet kurma sayısal taplolarla sandığa gitmeme oranının yüksek oluşu, bu saptırmaya adeta bal koydu! Belirli çevreler hem de sola yüklenerek “sandığa gitmemenin,boykotun sonucu” olarak suçlama yarışı başladı. Çünkü, kimse kendini sorgulamayı istemiyor. Başkasına yüklenme ve sisteme dokunmadan aradan sızıp pay alma yöntemi, böylesi eleştirisel saptırmalar da üretmektedir. Tabi, bile bile yapılan seçim yasası ile oy kulanma sorunu yaratma veya siyasal gerçekikle yönetenin burası olmadığı gerçekleri konuşulmaz sa sonuçta değişik protesto davranışları da yaratır….

Bir başka gariplik de şu: seçim süreci ile birlikte, bazı şahıslar aday olur. Ama, aday oldukları partielri aday olmadan önce bolca eleştirip dururlar. Sonra, suçladıkları partiden aday olunca da eski siyasi veya arkadaş oldukları kesimlerden destek de talep ederler. Girdikleri parti onların adaylığı ile vitrin süsleyip, tercihte kesince de zamanında uyaran kesimleri destek vermedikleri için de suçlarlar! Böylesi tuhaf teslimiyetci, bireysel çıkarlı adaylar da seçim sonrası kazanmadıkları için eski çevrelerini sulçlamaktadırlar! Buna ne denir bilmem!

Bunlar, aslında kazanamamanın veya sayısal başarısızlık yanına değiştirilen düşünce şeklinin de bir anlamda savunma piskolojik refleksidir. Oysa, her seçim acı acı şunu yaşadık ve yaşayacağız: en yakın bildikelrimiz dahi ters oldukları söyledikleri düşüncelerin adayı olurlar. Böylelikle kaybetseler suçlanan olurken, kazandıkalrı halde de yeni yapıya uyarak yine biz destekleyip kaybetiğimiz eski dost imgeleriyle yaşamak zorunda kalıyoruz. Sanırım CTP destekleri, Akıncıyı saraya getirdikten sonraki bazı kesimler ayni hayal kırıklıklarını yaşadı ve yaşanacaktır…..

Tozduman içinde bunlar yaşanıp havada uçuşup sonsuza dek gitme yolundayken, herkes nedense temel kulanıcının işaretlerini de konuşmamakla kurtulacaklarını da zanediyor! Tekrar belirtecem: bunu anlamadıkça da ayni ironiler yaşanacaktır. Kuzey Kıbrıs, Türkiyesiz konuşulamaz. Siyasal durum veya gidilecek yolun belirleyici atresi Ankaradır. Bunu her yönüyle yaşıyoruz ve daha derinden yapılandırılarak yaşayacağız. Şimdi, Türkiyeden önce Meclis Anayasa komisyonu başkanı Kuzu ve ardından Dışişleri bakanı Çavuşoğlu bize şu mesajı da gönderdi: “Başkanlık sistemi”! Tabi hemen birielri de bireysel karizma ile buna hemen talep oldu. Kimse buna fazla önem vermedi. İlgili gerçekler ise gelinen sayısal rakamlar ve konuları kendi özüyle tartışmadığımız için, kolayca her yöne evrimle kolaylığı da mevcutdur.

Dünyanın hangi ülkesine bakarsanız bakın: seçimler sonrası hangi sonuç çıkarsa çıksın, para birimi ufak veya yüksek şekilde oynar* Borsasındaki senetler de dalgalanır* Gelecek politik yönelişler azçok anlaşılır! Bizde bunların hiçbiri olmadı. Demek ki burası normal ülke değildir. Ama, bizler normal gibiymiş konuşarak gerçekleri hep korkuyla sansürlüyoruz. Bundandır ki olmaz ne denildiyse hepsi oldu! Mafyasından yolsuzluğa, defaktodan yasadışı işlere dek, kültürel değişimden tecizli cinayetlere hepsi kültürleşip normaleşti. Öğrenci nifusu dahi yerel insan sayısını geçti. Bunlar yokmuşcasına da manzumeler dizilip gidiliyor. Kimse aslında bunların ne yapacağına değil, Ankara tercihlerine de istemese de kafasının bir yerine koyuluyor. Bütün önemli sorunların konuşulmayıp kelimesel fetişizmi dahi zamanında yapamayan, yasa denip yasa gösterince susup iyi meclis başkanlı örneklemler zaten ahaliye de ayni değerler kavramı yerleştirildi. Siz bazen önemli sorunu söyleyince: “Size ne* Parayı Türkiye gönderiyor” savunma karşılıklarına sık sık raslıyoruz. Onun için bazen bilinsizce sıkışan yurtaşlr “Burada onca vekil ve bakan çok! Türkiye bir vali atasın da işler tamam olsun” diyen de yerine göre epey fazla kişi oluyor. Tartıştırılmayan ve tabusalaştırılan her devlet veya kurum her zaman kitlelerin gözünde önemsenir. Boşuna değil Polis ve ordu ençok sevilen, Türkiyenin garantörlüğü savunma durumunda olmaktadır!

Biz boşuna yazıyoruz. Şimdiden ilaç gibi gelen hükümet kim tarafından kurulacak gündemi, herkesi iyice kurtardı. Kimisi erken seçimle tek başına kimisi de yeniden seçimle sayısal başarısızlığı giderme peşindedir. Ama, böylesi etiket çorbasında dahi hükümet kurma ortaklıkla işbirlikci avanta yararlanma işdahı da epey yaygın. Ozaman, örgütsüz olup sandığa gitmeyen kesimi kendi karşıtlılıkla özdeşleştirip suçlamak da iyi silah olarak acemice kulanılmaktadır. Herkes kendileri gibi düşünüp, gerçekelre dokunmadan oy desteği verip sorgulamamasıyla işler yolunda olacaktır. Fakat, gelen kuzey rüzgarları ne diyor: Başkanlık sistemi, daha fazla imamhatip, yeni özelleştirmeler ve nicesine ek olarak “durmadan yeni vatandaş yapın” denmektedir. Kıbrıs sorunu mu: İsviçre teslimiyeti ile birlikte yüzeysel kelime farklılıkları dahi tarihe karıştırdı. Akıncı ise sesizlik içinde saray zefkini çıkarmaya devam ediyor. İşte hala sol denilen “tabiî ki etiketciler değil” hala brakın gelmekte ve gelenle nasıl karşılaşacağını değil, kendi arasındaki farkı keskin sözlerle derinleştirip adeta tatmin olma tarikatsal özünden çıkamadı. Teslimiyet partielrine gösterilen normallik, kendi hesapta yakın düşünceli kesime yansıtılmıyor. Böylelikle bazısı teslim olup sistemle özdeşleşip ama solun etiketini kulanarak yola devam ediyor. Bazısı da artık örgütsüzleşe örgütsüzleşe tek başlarına yaşam mücadelesi ile kendine has yaşamla tekleşip kalıyor. Sağlaşan kesimle işbirlikler yapıp tepki koyanı suçlama sanatı da teslimiyet ve yetersizlikleri gizleme eseri haline getirildi. Kimse kendi yanlışını değil de ötekini suçlayarak haklı çıkmanın peşinde.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.