Yüzleşememenin ve konuşamamanın kıskacında yaşamak – Özkan Yıkıcı

0
2

Yaşayan ister halk, ister toplum ve hat ta birey olsun; yaşanan geçmişle yüzleşememekteyse, günümüz akışkanlığını da direk yaşasa da konuşamıyorsa, üstelik, bu yapamadıklarının önemli kısmı kirli işler olup kendi resmi idolojisini de oluşturuyorsa, bu kesimler hiçbir zaman gerçeklerle birlikte yaşayamazlar! Yalan yanlış üzerine konulan düşüncelerle, yaşamsal sağlayarak, yaşamları akıp gider. En ufak sızıntılar dahi bazen çok keskin acıtıcıdır! Bunları dahi, yaratığı resmi koruma idolojisi ile örtmeğe veya konuşmamama ile geçiştirme durumuna düşmektedir. Fakat, her yaşanan, örtülen kirliliğin altında deprem dehşeti de yaratmaya adaydır. Bunları hem de seçim dönemi gibi, önemli duyarlı olunması gereken süreçte, Kuzey Kıbrısta yeniden tekrarla yaşamaktan kaçamıyoruz. Fakat, acıdır ki öteki seçimlerden daha sığ politik koşul ile bol imajlı bireysel cilalamalarla süreç kazanma dürtüsüyle geçmektedir. Oysa, salt içsel yolsuzluk, yalan ve çıkar üzerinden kirli ilişkiler değil, konulan tabuların yıkılması için önemli gelişmeler haykırarak bağırmaktadır. Fakat, bunlar gelecek yarının politik çıkarsamasına seçim gibi koşulda dahi konuşulamıyor! Ne Teke Bahçe mezarından çıkan acı kemik gerçekleri, ne cepleri yakan döviz patlaması ve nede Kıbrısı da havale edilen Türkiye ABD ekseninde olanlar Kuzey Kıbrıs seçim rüzgarına yel olarak dahi fısıltı şekilde girmiyor. Dedik ya: “Geçmişle yüzleşemeyen,güncel yaşadıklarını konuşamayan, bunların üstüne bu bilgisizlik ile kirli yapılanma ile çıkar sağlanıp idolojikleşmiş ise yarını doğru kurgulama şansı da yoktur”!…..

Kıbrıs yakın tarihini, özellikle Küçük Kaymaklı olayından, kayıplar gerçeğine varan önemli bir yüzleşme olayı Tekke bahçesinde açılan mezarlıklarla yeniden ortaya serildi. Bazıları Kaymaklıda neler yaşandığı sorgusu ile bilinip de konuşturulmayan bulguları söylemek istedi! Klasik suskunluk veya resmi saldırgan piskolojik hareketle “Rumculuk, hayınler” simgeleri hemen piyasada dolaşmaya başladı. Oysa, bilinip de unuturulan bazı acı gerçekler yeniden anlayana haykırıldı! Fakat, seçim rüzgarlarında sanki bunlar hiç olmamış gibi de gelinen hamaset ortaklığında silikleştirilip mezenin de gerisine konulan Kıbrıs olayı ile popilizimin de gerisine düşülme duruşu devam ediyor…..

Çenber siyaseti kuşatıyor. Kuşatan çenber içinde debelenme dahi yok! Kuzey Kıbrısta resmen Tekkke Bahçe mezar açılımla yeniden Kıbrısın yanlış ezberli hamaset olayı sorguanma sırasını bekledi. Çenberin bir noktasında bu dururken, cebi yakan döviz veya yığılan bilinsiz nifus defakto siyaseti ile rant aşklı kazanma olgularının artık örtülemeyecek sosyolojik kırılmaları da kriminal ile bezenmektedir. Çenberi dolaşırken, Türkiyeleşme yağı çekilip gelecekte uygulama yarışı olurken, ne Sarraftan gelen idiyalar nede Man adası gibi belgelerin uçuştuğu gündemler de Kuzey Kıbrısta pek alıcı bulmuyor. Haber kısgacı, Müsadeli çizgide resmi demeçlerle dolanıp duruluyor…..

Türkiyede ekonomik kırılma ile döviz gerçeği yanına Sarrafın itirafları, Man belgeleri ile doğal vergi cenet hikayeli siyaset çizgielri peşpeşe düşüyor. Bunlar gerçekliği ile tartışılma ve nedenleri olumlu veya olumsuz, doğru veya yalan tartışılma yerine, konuşulmama sağırlığı oynu ile kendi dünyasında dolaşmak burada gayet doğal konuma çoktan geldi….

Kıbrıs konusu denilince de “Türkiye ve ABD” denilir. Arada İngiltere de anımsanır. Karşıta da hemen Rum ile Yunan konulur. İlginç idolojikleşme sonucu kültürleştirilen önemli bir slah vardır: korku yaratma veya yanlışı kabulenmede bu önemlidir. Aynen şimdi de devam ediyor. Her türlü kirli olayı, söylenen yalanı kabulendirme veya korkuyla söyletmeme idolojisi çoktan yerleşti. Keskin ve düşük küfürlü cümlelerle suçlayıp onu düşman bellenen yere koyma düşüncesi ne yazık ki yüzleştirilmeyen, konuşturulmayan yerlerde oldukça yaygındır. Eskiden, her konuda bu silah “Rumculukla” örtülüyordu. Tanık olduğunuz veya bildiğiniz bir çok kirli karanlık konuyu söylediğinizde, sizi karşılık olarak yalanlama yapamayacakları zaman, düşman konulan imgenin işbirlikcisi olarak suçlayıp “hayın” etmeğe dek uzanan suçlama zincirine katarlar. Şimdi de özellikle Türkiyede her karşı görülenin “Fetoculukla” suçlandığı bir dönem yaşanmaktadır.

İnsan basitce düşünse, düşman ve işbirlikci konumuna sokulanın nedenli güçlü olduğunu da sorgulaması şart. Zamanında ve hat ta devam eden Kıbrıs sürecinde hep “Rumların dünyayı kandırtığı” söylemi hep işlendi ve doğrusu yaratılan koşullarla prim dahi kazandırtı. Kimisi korkudan, kimisi de çıkar aşkına buna sarılıp, doğruların karşısında bu idolojik piskolojik baskılanma kulanıldı. Resmi eksenlinin en ufak yanlışı gündeme gelince, hemen bu imgesel suçlama hemen piyasaya sürülüyor. İşbirlikleşen medyadan öteki yapılar da ayni sesle suçlama fırtınasına kapılıyor. Hırsızlıkta veya yakalanılan bir olumsuzlukta, bunu söyleyenleri de ayni kavramla suçlayıp kelimesel kuram fetişisim yapılmaktadır. Şimdi de Türkiyede Fetoculuk aynen kulanılmaktadır. Zamanıdna “Komonistler” denildiği gibi! Oysa bazen net kanıtlarla olayın başka olduğu da kanıtlanmaktaydı.

Burada güncel olduğu için Sarraf olayı hakında bir uyarıyı yeniden yapacam. Olay ABD mahkemelerinde olmaktadır. Sarrafın dedikelri de şimdilik idiyadır! Fakat, hepimiz de biliyoruz ki Türkiyede yaşanıp örtülen ve sorgulanmayan önemli olaylar da vardır. Öncelikle, ABD anbargoları doğruluğu her zaman sorgulanmalıdır. Ufak ayrıntıya da dikat etmeliğiz: B.M. kararıyla alınan veya sadece ABD merkezli kararlar ayni değildir. Yine, devletler ABD kararlarına uyup uymayacaklarını da açıklarlar. Örneğin, ben Kübadan irana ABD anbarglolarının haklı olmadığını zamanında net olarak yazdık. Türkiye de eğer irana karşı anbargoda karşı olsaydı bunu gerekçeleriyle açıklayıp uymama seçkisi de vardı. Nitekim, iran ırak savaşında yine ABD iran anbargoları kararına uymadı! Unutanlara anımsatılır….

İkinci nokta şu: tartışırken ayrımı doğru koymak gerekir! İran anbargosuna mı karşısınız, yoksa anbargo gerekçesiyle yapılan yolsuzluklarla birlikte mi konuya bakıyorsunuz! Çünkü, anbargo delinirken, yapılan ticaret sonrası bunun rüşvet ve yolsuzlukalrla taşlanma idiyaları da mevcutdur. Daha ileri gidelim: eğer temel noktaya iran koymamasının nedeni “hem de iran merkezli sorun konuşulsa da” iranın konuyla ilgili yargılama yapıp suçlu dahi bulması ile Türkiyede kaybolan paradan söz etmesidir! Demek ki bir anti Emperyalist çıkış veya temelde iran olayı değil, ağırlıklı olarak burada yolsuzluk olayına yoğunlaşmak gerekir. Zaten konu da burada odaklanılıyordu. Eğer, Türkiyede olay açığa çıkarılıp yargılanma yapılsaydı, bu denli gürültü ve kriz de olmazdı. Hele de olaya “Fetoculuk” damgası vurulması da özün saptırılması demektir…..

Gerçi, Kuzey KIbrısta bunlar pek konuşulmuyor. Konuşulmak da istenmiyor. Sonra, kazara birileri öfkelenirse çıkar rantı da kaybolur sonuca gelinme tehlikesi de vardır. Ama, bazı cihalete oynayanların arada “Rumculuk damıtması” yaptığı da görülüyor….

Man adası hikayesi ise zaten Panama belgelerinden Cenet belgeleri sızıntılarında bolca konuşuldu. Vikilieks belgelerinde Kıbrısla alakalı da birçok belge yayınlandı. Konu şu: Vergi cenetlerine para yatırmak suç değildir. Zaten sistem kendi zenginlerini korumak ve vergi kaçrıtmak için bu yapıları kurdular. Man adası da bunlardan sadece birisi. Konu şu: herkesi vergi vermeğe zorlarken, zenginelr vergi vermeme adına paralarını korumak için buralara kaçırması ahlaki ve vijdani olarak tehlikelidir. Fark burada. Ama, Serdarımnız itirafla ne dedi: yasal olarak uygundur, etik olarak uygun olmaya bilir dedi! Halkın cebinden vergileri alırken, zenginlerin vergi vermeme ahlakiliği veya vijdanlığı elbet yasalarla korunuyorsa, hukuku da sorgulamak şart. Yalnız: demokratik gelişim olan ülkelerde, son İzlanda veya öteki ülkelerde olduğu gibi, açığa çıkınca, makamcı da istifa eder! Hat ta Pakistan maliye bakanı da istifa yaptı. Oysa bu sızdırtılan belgelerde hem Türkiye hem de Kuzey Kıbrısta siyasi veya şirket isimleri olsa da kimsenin tını dokunmadı. Hat ta, bizde hiç konuşulmadı…..

Şimdi anladınız mı: neden yüzleşme olmadığı ve konuşulmadığı zaman, ufak güncel yaşanmış taramasıyla neler ortaya seriliyor! Ama, en iyisimi, başımızı kuma gömüp olanlarla ilgilenmeyerek, seçimde politik daha silikleşme ile değişim de veya başarılarla övünelim. Ahali de alkışlasın. Zaten zamın dahi oy düşürmediği, onca ahlaksızlıklar ve yolsuzlukların kayırma ile kremalaştığı gerçekelrde başka yenileşme aranmayan burada, hangi keskin gerçekle yüzleşip konuşmak istenecek?

Yorumunuzu ekleyin