İçinizi düzelteceksiniz. Öyle mi? – Aykut Bektaşoğlu

0
43

Sevsinler sizin içinizi…

‘Ne yapalım artık?’ diyorsunuz. ‘ Ülke olarak, bir ve beraber olarak, nemalanacak daha mümkün bir yer bulamadık. Hadi bakalım, el atın da kendi içimizi düzeltelim. Mutlu geleceğe yürüyelim.’ Yani? Mevcut avanta düzenine devam… hayırlısı…

Yemin ederim, şu bizim Kıbrıs kadar bir ve beraber bir toplum daha yok…

Bu sözümü şuraya yazın; Kıbrıs’ta şovenizm tavan yapacak. Demedi demeyin…

İçimizi düzeltelim hevesleri, istibdat eğilimlerini ortaya çıkaracak ve iç ve dış destekçileri tarafından güçlendirilecekler… Bunun Türkçesi budur…

Niye böyle diyorum?

Hemen tüm kesimler, memleketin bir hal yordamına sokulması için denetimsizlikten şikayetçidirler ve bu bağlamda, zaptiye tedbirlerinin güçlendirilmesinden bahsediyorlar. Sözüm ona, barışçı-ilerici kesimler de dahil…

Ne olmuyorsa olmasın, düzen bozulmasın… Kolay yaşam, bir şekilde devam etsin…

Anlaşılan bu. Yalansa, nasıl yalan? Söyle…

Yoksa bana, ‘iç düzeltme’ safsatasını anlatmaya çalışma…

Hangi içten bahsediyorsun?

Bildiğim iki iç var ki, birinciye inanamazsın,

İnanılmaz düzgün. Neyini düzelteceksin? Bu ‘İç’, iç destekleri olsun, dış destekleri olsun, her yerden yönlendirilir ve bütün arzuhalleri de yerine getirilir…

Bu güne kadar ne istediler de elde etmediler. Ne istediler de verilmedi…

Bu ülkede, bunlara ‘Yöneticiler, eşraf memurları ve örgütleri’ denebilir. Gayet düzgündürler…

Düzeltilmeye de ihtiyaçları yoktur…

Bildiğim diğer bir iç,

Pek düzgün sayılmaz. İyice dağılmış.

Büyük bir kısmı, son altmış yıldır dünyaya dağıtılmış, göç ettirilmiş. Kalanların bir kısmı, önce esnaf olmuş, faiz düzeninin esaretine hapsedilmiş, aileleri dağıtılmış, mutsuzluk sarmalında yaşamlarını sürdürmeye devam etmektedirler… Daha bunları mı düzelteceksin? Yeni yükümlülükler altına mı sokacaksın? Niyetiniz ne? Gücünüz kime yetiyor?

Güney Kıbrıs’a gidip çalışan işçilere yasak mı koyacaksınız?

Denetimleri mi arttıracaksınız?

İçimizi düzeltelim diyenlerin hiçbirisi, mutsuz edilenlerin yanında durup, kendilerinin de dahil olduğu, faiz düzenine karşı, tek laf etmediler. Sermaye düzenini kutsadılar…

 

Muhalif-demokrat kesimlerimiz ise oldum olası, kendilerini tanımlarken, Kıbrıs’ın ortak yönetimini arzuladıklarını söylediler. Bu söylem, onların yenilikçi, değişimci olduklarını belli eden yeterli bir kavram sayılmıştır. Başka da bir özgün demokrat tavır ölçütü gelişmemiştir. (Ama ille de yönetim ve denetim). Hepsinden bağımsız, özgürlükçü sivil toplum özlemlerinden bahsedilmemiştir…

Dönem dönem gelişen bağımsız tavırları, toplumun bünyesi kabul etmemiştir…

Taraflar denilenin, Türkler ve Rumlar olmadığını, sorunun ‘Kıbrıs Meselesi’ olmadığını, sorunun, Kıbrıs’ta ve bölgedeki mağdur olanlar ve egemenler arasındaki çelişkiden ibaret olduğu görülmek istenmemiştir…

Zoruna gitmiştir. İnkar etme…

İçimizi düzelteceksek, önce çaresizlerin kurtuluşları hakkında kafa yormalıyız. İktidar sınıflarının yönetim aklı ve aygıtları olmak bize düşmemelidir. Kaldı ki istibdadın  -denetimin- nasıl daha iyi olabileceğini, temcit pilavı gibi ağızlarımıza almamız, pek yakışık almıyor. Kime karşı durulması gerekiyorsa, ona durulmalı. Birbirimizi kandırmaya çalışmayalım…

Yorumunuzu ekleyin