Dünyada deflasyon paniği – Immanuel Wallerstein

0
161

immanuel wallersteinKonunun uzmanları ve yatırımcılar, daha kısa bir zaman önce, dünya ekonomisinin can simidi olarak görülen “gelişmekte olan pazar” sıfatıyla Çin, Hindistan, Brezilya ve diğer ekonomik aktörlerin içinde bulunduğu kısır döngüyü gördüler. Dünya kapitalist sistemin temel direkleri olarak kabul edilen Avrupa Birliği (AB), Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Japonya’nın daha önceleri ve geleneksel olarak üstlendikleri rollerinde sendeledikleri zaman ekonomik büyümeyi sürdürebilecekleri ve sermaye birikimi yapabilecek aktörler olarak dikkate alınıyorlardı.

Bundan dolayı, Ocak ayının son iki haftasında, Wall Street Journal  (WSJ), Financial Times (FT), Bloomberg, New York Times (NYT) gazeteleri ve Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) başka pazarları da etkileme ihtimali olan deflasyon konusunda endişe duyarak, gelişme kaydeden bu pazarlarda çöküş alarm çanlarının çalındığını duymaları oldukça dikkat çekicidir. Bu alarm durumu neredeyse beni sarsan panik haline benziyor.

İlk önce deflasyon durumuyla ilgili bir şeyleri söylemek gerekiyor. “Sakin halde” seyreden bir pazar, nominal ücretlerin inip, çıkmadığı ve belirli bir seviyede sürünecek şekilde seyrettiği bir pazardır. Böylesi bir pazarda, alıcı ve satıcı tarafların makul bir güvenle hangi kararın kendileri için optimal düzeyde olduğunu görebilme imkanı bulunmuyor. Dünya pazarlarında, beli bir zamandan beri, bu anlamda bir durgunluk görülmedi. Birçok analist, 2008’deki ABD mortgage piyasalarında yaşanan dönüm noktasındaki çöküş tarihini hatırlatıyor. Kendi adıma böylesi bir ekonomik durgunlukta, 1967-1973 dönemi başlangıcında yaşanan ve o zamandan beri devam eden çöküşü görüyorum.

Deflasyon veya enflasyon işaretlerinin bulunduğu bir pazarda sakinlik olmaz. Bu işaretler aslında gerçek istihdam rakamları ve buna bağlı olarak her türlü mal üretimi efektif talebi üzerindeki etkiyle aynı şeydir. Dünyanın gerçek istihdam olgusu şu veya bu nedenden dolayı yokuş aşağı inişe geçmişse, dünya nüfusunun büyük bir kısmının daha fazla acı çektiği mevcut koşullarda ve insanlığın geleceğine yönelik daha fazla belirsizlik olması durumu, insanların gelecekte de daha fazla acı çekmesine ve üretim yatırım faaliyetlerinin daha fazla dondurulmasına neden olacak. Tam da kısır döngü hali.

Bazı büyük kapitalistler, spekülasyona yol açan kurnazca finansal manipülasyon yapma marifetiyle ekonomik durumdan avantaj sağlayabildiler. Bu kapitalistlerin sorunu, varlıklarının büyük oranda değer kazanması amacıyla yola çıkmaları veya aynı zamanda iflas etme ihtimali olmasıyla birlikte büyük kumar oynamalarıdır. Bu manipülatörlerin her şeye rağmen, en azında büyük kazanma ihtimalleri var. Dünya nüfusunun büyük bir kısmı, masif olarak, büsbütün kaybedecektir.

O halde, bu panik raporları neyin nesi? Micheal Arnol WSJ gazetesinde “Gelişme kaydeden piyasalarda hisse senetlerin elden çıkarılması, merkez bankaların oranları yükseltmesini sağlayacak mı?” sorusunu soruyor. Arnold, ekonomik krizin aslında, Çin ve Arjantin’de yaşanan mali devalüasyondan ileri gelen rakamlardan dolayı yaşanan “büyüme hayal kırıklığından” kaynaklandığını söylüyor. Gazeteci Arnold özellikle, “büyük borç yükü bulunan ve dış kredi almaya bağımlı” olan ve bundan dolayı da enflasyonu frenlemeye çalışan Hindistan ve Endonezya’nın ekonomik durumundan kaygı duyuyor. Türkiye ekonomisini de ayrı bir problem alanı olarak tanımlıyor.

Hal M. Bundrick yazılarında devalüasyon etkisine vurgu yapıyor. ABD’nin değişkenlik arz eden para politikası, Çin ekonomisi hakkındaki kaygılarını dile getiriyor. Ayrıca, Türkiye, Arjantin ve Ukrayna’daki siyasi dalgalanma dünya ekonomisindeki “çöküşü hızlandırıcı nitelikte” olduğunu belirtiyor. Rusya bankacılığının ruble iflası eşiğinde olduğunu ve ülkede “panik halini çok yakın” bir atmosfer olduğunu aktarıyor. Bu panik halinin “duyarlılık anlamında yeni yükselen veya gelişmiş piyasaları etkisi altına aşabilecek nitelikte olduğunu söylüyor.

Gavyn Davies Financial Times (FT) gazetesinde kaleme aldığı yazısına “Gelişmekte olan dünya küresel toparlanma yoluna giren ekonomiyi rayında çıkarır mı?” başlığını vermişti. Gelişmekte olan ülke para birimlerinin “serbest düşüş halinde” olduğunu belirtiyor. Özellikle Brezilya, Rusya ve Güney Afrika olmak üzere, esas ürünleri Çin’e satan “tedarikçi ekonomi ülkeleri” üzerindeki etkisinden dolayı, Çin ekonomisinde yavaşlama olmasının “kilit noktada öneme haiz” bir durum olduğunu görüyor. Bu konunun yalnızca Çin’in sorunu olmadığını, aynı zamanda Türkiye, Hindistan ve Endonezya’nın “kredi balonları acısı” çekeceğini söylüyor. Çin’in büyüme seyrindeki düşüşü daha ileri bir aşamaya geçmesi halinde, dünya ekonomisi “küresel yeni bir resesyon” tehdidiyle karşı karşıya kalır. Hafif iyimserlik kaydıyla cümlesini bitirirken, hemen akabinde örneklemesindeki “iyimserliğinin kaynağı” artık uygulamada olamayan eski modeller olduğunu belirterek geri adım atıyor.

Ralph Atkins  FT gazetesine verdiği yazısında “deflasyon hayaletinden” bahsediyor. Deflasyonun, kısa bir süre için pozitif olsa bile, işletmelerin öz kaynakları açısında uzun vadede “kesinlikle negatif” etkisi olduğunu ifade ediyor.  Atkins’in kaygısı özellikle Avro bölgesiyle ilgilidir. Konunun daha açık yüzünü görebilmek için başka nedenleri de dile getirerek, “deflasyon hayaletinin daha da görünmezlik sağlayan pelerinini giydiğini” belirtmek suretiyle cümlesini tamamlıyor.

IMF’nin başında bulunan Christine Legarde, Davos’ta yapılan Dünya Ekonomik Forumu sırasında, Kurumun bir arada buluna bütün şahsiyetlerine, ABD’nin nakit kesinti yapma suretiyle önlem alması nedeniyle küresel piyasa tehdidinin söz konusu olduğunu söylemişti: “Ufukta yeni bir risk bizi bekliyor ve yakından izlenmesi gerekiyor” diye açıklamıştı. Legard aynı zamanda, “bu riskin gelişmekte olan piyasalarda da yayılma etkisinin” olduğundan söz etti.

Bloomberg’in bir sayısında “Gelişmekte olan ekonomilerin piyasaları sert işlemlerin yapıldığı bir haftayı geçirdi” ibaresiyle başlayan bir başyazı kaleme alınmıştı. Bu başyazıda, gelişmekte olan piyasaların ABD Dolarına fazla bağlı oldukları ve bundan dolayı da, reel ya da hayali olsun, ABD’deki para politikasında yaşanan bütün dalgalanmalara haksız yere duyarlı halde oldukları konusuna değiniliyor. Ve bu yüzden de ABD etkisine açık oldukları belirtiliyor. ABD Merkez Bankası (FED) bu bağımlılığın az da olsa giderilmesi yönünde herhangi bir adım atması beklenmiyor ve tahmin edileceği gibi, gelişmekte olan ülkeler “kendi politikalarını” geliştirmek durumundalar.

Landon Thomas, New York Times gazetesinde BRICS ülkeleri (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) tabirinin yerini alabilecek son klişe terim “Beş Kırılgan Ülke” ifadesinin olduğu bilgisini veriyor. Bu klişe terim “beş kırılgan ülke” listesinde BRICS’ten gelen üç ülke; Brezilya, Hindistan ve Güney Afrika’ya ilaveten iki yeni ülke; Türkiye ve Endonezya bulunuyor. Jeopolitik nüfuzu ağır bastığı anlaşılan Rusya ve Çin listede yer almıyor.

Herkesin bir şekilde durumun hafifletilmesine yarayan uygun bir teklifi aldığı anlaşılıyor. Esas problem, az bir kısmının bu küresel efektif talebi kabul etmeye hazır olduğu durumdur. Ancak, yüzeysel bir perdenin altında bunu algıladıkları hissediliyor. Panik olmaları bundan dolayıdır. Çünkü bütün güçleriyle dayandıkları inanç temeli olan “büyüme” olgusunda zayıflama meydana geliyor. Bu durumda, palyatif tedbirler almak yerine, yeni bir sistem yaratmak marifetiyle çözüm yolu bulunması gereken kriz döngüsel değil, yapısal hale geliyor. Birisinin iyi ve diğerinin ise, oyuncu olarak müdahil olduğumuz mevcut sistemden daha kötü olduğu, iki ayrı varış noktasının bulunduğu, gidilecek yolun çok bilinen iki ayrı kola ayrılma durumudur.

Kaynak : http://www.iwallerstein.com/panic-world-deflation/

Çeviren: Nizamettin Karabenk

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.