Durduran Limasol’da konuştu

yeni kıbrıs derneği yeni kıbrıs derneğiDün gece (03 Nisan 2014) Yeni Kıbrıs Derneği’nin düzenlediği Kıbrıs konusunda yeni gelişmeler konulu panel Limasol’da Kıbrıs Teknoloji Üniversitesi’nde gerçekleşti.

“Kıbrıs konusunda yeni gelişmeler, Güven Artırıcı Önlemler ve pozitif sonuç için sivil toplumun katkısı” başlıklı panelde, YKP Parti Meclisi üyesi Alpay Durduran, AKEL Milletvekili Yiannos Lamaris ve DİSİ Milletvekili Andreas Michaelides konuşmacı olarak katıldı, paneli Yeni Kıbrıs Derneğinden Christos Neokleous yönetti.

Açılışı ise Yeni Kıbrıs Derneği kurucu üyesi Takis Konis yaptı…

Konuşmalarda Türk tarafı hakkında atıflarda bulunulmasını yanıtlayan Durduran bilgi kirliliği yaratıldığı için muhalefet başka görüşlere sahip değilmiş gibi göründüğünün altını çizdi. “Ancak Kıbrıs konusunda Kıbrıslı Türler arasında değişik görüşler vardır” diyen Durduran, halkın günlük haberlerden medet ummayarak bir çözüm istediğini çeşitli şekillerde dile getirdiğini belirterek halkın ısrarla o taraf bu taraf diye fazla dikkate almadan “bizse çözüm getirin” demekte olduğunu aktardı. Durduran, YKP’nin görüşmelerin bir suçlama oyunu olarak sürmekte olduğunu düşündüğünü belirtti ve taraf temsilcilerinin sözlerinin gerçek niyetleri yansıtmadığını söyledi.

Durduran, “Onlardan alınan bilgi değil gerçek gelişmeler olarak Kıbrıs sorunun bu zamanda gaz ve petrolün pazarlara ulaştırılması ve Ortadoğu sorunlarının çözümü ile ilgili hale gelmesi yüzünden umutlar arttı. Halk da bunu görüyor ve liderlerden bize hizmetle görevlisiniz bekliyoruz bu sorunu çözün demektedir” dedi.

Durduran YKP’nin Türk tarafının hiçbir hazırlık yapmamasını ve görüşmelerde paket antlaşma yapma tekniğinin başlıklar arsında dolaşmayı kolaylaştırmak için benimsendiği halde mülkiyet konusunu bitirmeden bölgenin hudutlarını görüşmem diye tutturmasını doğru bulmadıklarını da konuşmasında dile getirdi.

Muhalefetin bilgi alma toplantılarına katıldığı halde eleştirecek tek bir konu bulamamasını bilgi kirliliğinin göstergesi olarak ele alan Durduran, üyesi olunan AB’nin Kıbrıs politikasına uyum gösterilerek bir an önce çözüme yürünmesini ve detaylara takınılmamasını istedi. Durduran, ilerde birleşik Kıbrıs hükümetinin kurulacağını ve buna güvenileceğini hatırlayarak bir yerde suçlama oyununa son verilmesini önerdi. Uzlaşmaların boşa gitmemesi için bütünlüklü çözüm beklenmeden hemen uygulamaya konmasını ve detayların çözülmesinin birleşik Kıbrıs’ın iktidarına havale edilmesini öğütledi.

Kıbrıs Cumhuriyeti olarak AB’nin en uyumlu üyesi olacağına Yugoslavya, Karabağ ve şimdi de Kırım konusunda aykırı düşmesinin ve tabii Annan planı dönemindeki ihanetinin gözler önüne serdiği gibi egoist bir küçük bela olmasının AB yardımlarının çözüme katkısını engellediğini belirten Durduran çok tehlikeli oyunlar oynandığını vurguladı.

Durduran “Kıbrıs, bir sorun kaynağı olmamaya muhtaçtır” dedi.

19 Temmuz davaları devam ediyor

19temmuz_k2YKP Yürütme Kurulu açıklaması şöyle:

Bugün YKP Yürütme Kurulu üyeleri mahkemede olacak!

19 Temmuz 2011 tarihinde TC Başbakanı Erdoğan’ın ziyareti sırasında yapılan eylemlere yönelik polis saldırganlığı nedeniyle eski KTHY önünde meydana gelen olaylarla ilgili

YKP Yürütme Kurulu üyesi Didem Gürdür’un polis memuru Arslan Coşkun, polis genel müdürlüğü (PGM) ve Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı

19 Temmuz olaylarında, sözde polisleri darp ettikleri için eylemcilere açılan davalarda tanıklık yapan üst düzey polislerin ifadelerinden, o gün orada olan ve polis tarafından darp edilen eylemcilerin yaptığı şikâyet dosyasının savcılığa iletildiği biliniyor. Başsavcılık buna rağmen Arslan Coşkun hakkında işlem yapmadığı için dava Ceza Mahkemesinde değil, YKP Yürütme Kurulu üyesi Didem Gürdür’ün darp şikâyetini Avukatı Öncel Polili aracılığı ile dosyalamasıyla Sivil Mahkemede görüşülüyor. Daha önemlisi, şikâyetleri işleme koymayan Başsavcılık bu davada PGM ve GKK’nın da savunmasını yapıyor…(GKK)’na karşı açtığı dava bugün (31 Mart, Pazartesi) Sivil Mahkemede görüşülmeye devam ediyor.

19temmuz_k

19temmuzeylem01

19 Temmuz 2011’de KTHY merkez binası önünde onlarca kamera kaydı ile an ve an görüntülendiği ve mahkemede tanıklar tarafından sunulan videolarda görülebildiği gibi, polis kitleye vahşice saldırdığı ve önüne gelene şiddet uyguladığı koşullarda, YKP Yürütme Kurulu üyesi Nevzat Hami’nin de içinde olduğu 6 kişiye polisi darp ve görevinden menden açılan davaya da bugün (31 Mart, Pazartesi) devam edilecek…

YKP olarak, polis teşkilatının temel insan hak ve özgürleri hiçe sayarak haksız soruşturmaları ile yargısız infaz kurumuna dönüştürülen mahkeme süreçlerine karşı Barolar Birliği’ne bir kez daha acil olarak taraf olma çağrısı yapıyoruz; “adalet, hukuk ağır yaralıdır, hukuk bir gün herkese lazım olacak” diyoruz…

Bir kez daha, savcılara, ellerini YKP, sendika ve örgütlerin üzerinden çekme ve siyasi dava açıp, yargısız infazın parçası olmama, yasasındaki bağımsızlık ilkeleri çerçevesinde hareket etme çağrısı yaparız…

Polis teşkilatı ve siyasi baskıyı uygulayan tüm otoritelere de yanıtımız daha önce de olduğu gibi nettir; susmadık, susmayacağız, mücadele sürüyor…

19 Temmuz saldırısı AİHM’e de taşınmıştı

Yeni Kıbrıs Partisi (YKP) ve Kıbrıs Türk Öğretmenler Sensikası (KTÖS) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) bu konu ile ilgili dava dosyalamıştı.

İkinci YKP vs Türkiye AİHM davası olan bu başvurunun numarası 13213/12, davayı açan ise Avukat Öncel Polili… YKP daha önce de Türkiye’yi nüfus konusundan AİHM’de dava etmişti…

YKP, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. maddesindeki örgütlenme ve toplantı özgürlüğü, 13. maddesindeki etkili başvuru hakkı, 14. maddedeki ayırımcılık yasağı başlıklarında anlatılan insan hak ve özgürlüklerinin 19 Temmuz’da polis şiddeti ile ihlal edildiğini belirterek, AİHM’de Türkiye’nin yerel bir alt idaresi olan kuzeydeki idarenin de yaptırımlarından Türkiye’nin sorumluğu olduğunu belirten daha önceki AİHM kararlarına dayanarak Türkiye’yi dava etmişti.

 

YKP’ye açılan siyasi davalardan biri de iptal edilmişti

Başsavcılık polisle ilgili şikâyetleri kendisine iletilmesine rağmen ileriye taşıyıp dava etmez ve tersine açılan Sivil davalarda davacıları savunurken, siyasi davalar açmayı da sürdürmüştü.

Kasım 2012’de açlık grevleri ile ilgili dayanışma eylemi sırasında yapılan basın açıklamasında asılan pankartla ilgili Reklamların Teşhiri yasasına aykırı hareketten aralarında YKP Yürütme Kurulu Sekreteri Celal Devrim Önen ve Yürütme Kurulu üyesi Faika Deniz Paşa’nın da olduğu 9 kişi hakkında dava açılmıştı

Başsavcılık bu siyasi davayı ileriye götürmeye karar vermişti. Adalet aramak, yasaları uygulamak için değil, aksine adalet arayanları cezalandırmak için YKP Yürütme Kurulu üyelerini, oluru olmayan bir davayla aylarca Mağusa’ya getirip götürmüştü. Savcılığın niyeti, siyasi nedenlerle açtığı bu davada bizleri mahkemeye taşıtarak sindirmek, usandırmak, Mahkeme sürecini bir tür infaz kurumu gibi işleterek cezalandırmaktı.

YKP’nin savunmasını yapan Avukat Öncel Polili’nin dava ile ilgili itirazı ile ilgili mahkeme, 26 Aralık 2013’te kararını açıklamış, Avukat Öncel Polili’nin ithamnamenin iptali için başvurusunu kabul etmişti.

Mahkeme kararında Türkiye’deki açlık grevleriyle ile dayanışma amacı ile asılan pankartın reklam Reklamların Teşhiri yasasında tasvir edildiği şekli ve kelime anlamı olarak reklam teşkil etmediği nedeni ile reklam teşhir yasası altında herhangi bir suç teşkil etmediği ve herhangi bir tadilatla da edemeyeceğinden ötürü ithamnamenin tüm sanıklar için reddedildiği belirtilmişti.

YKP Yürütme Kurulu açıklama yayınlayarak Mağusa’daki dava sonuçlandığı ama YKP’lilere başka siyasi davalarda yargılanmaya devam ettiği hatırlatılmıştı. Açıklamada “bir kez daha, savcılara, ellerini YKP üzerinden çekme ve siyasi dava açmama çağrısı yaparız” denmişti.

Kızıldere anması gerçekleşti

kizildere ve devrimci dayanismakizildere ve devrimci dayanismakizildere ve devrimci dayanisma 68 ve 78 Kuşağı Devrimcileri, Kızıldere anması çerçevesinde 29 Mart, Cumartesi günü Bektaş Göze moderatörlüğünde, Hamit Aygün ve Yalçın Okut’un konuşmacı olduğu “Kızıldere ve Devrimci Dayanışma” başlıklı Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası lokalinde (KTOEÖS) bir etkinlik düzenledi…

Etkinlikte açılışı yapan Bektaş Göze, döneme dair bilgiler aktarırken, Kıbrıslı öğrencilerin konumları ve siyasal çalışmalara katkıları üzerine de gözlemlerini aktardı. Daha sonra söz alan Yalçın Okut ise 60’lar ve 70’lerde siyasi ortam üzerine gözlem ve yorumlarını aktardı. Son konuşmacı olan Hamit Aygün ise 78 kuşağı devrimcileri gözünde dönemi, Kızıldere’nin mücadeleye etkinlerini aktardı. Üç konuşmacı da ikinci tur konuşmalarında yaşananların Kıbrıs’taki sol harekete etkinlerini de irdelediler…

Son bölümde ise katılanlar hem kendi gözlemlerini ve yorumlarını aktardı, hem de konuşmacılara sorular sordular… Sorulara verilen cevaplardan sonra anma etkinliği sona erdi…

Hatırlanacağı gibi 42 yıl önce Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamını engellemek için mücadele eden Mahir Çayan, Cihan Alptekin, Ömer Ayna, Ertan Saruhan, Sinan Kazım Özüdoğru, Hüdai Arıkan, Saffet Alp, Sabahattin Kurt, Nihat Yılmaz ve Ahmet Atasoy 30 Mart 1972’de Kızıldere’de devlet tarafından katledilmişlerdi.

Yerel seçimler, iş ve güç birlikleri üzerine

Yeni Kıbrıs Partisi Yürütme Kurulu açıklaması:

ykplogo229 Haziran yaklaşırken, yerel seçimlere yönelik alınan ve alınacak tutum üzerinde konuşma ve tartışmalar olmaktadır…

Bu tartışmalarda, Yeni Kıbrıs Partisi’nin adı da sıkıca dillendirilmektedir, bu nedenle bazı noktaları netleştirmekte yarar görüyoruz:

1)     YKP, oluşturulan herhangi bir birliktelikten çekilmemiştir. Kıbrıs sorunun çözümü ve toplumsal muhalefet alanında en geniş birlikteliği aramaya devam etmekteyiz. Özellikle Kıbrıs sorununun bu kadar önemli olduğu bir süreçten geçtiğimiz koşullarda birlikte harekete önem vermekteyiz. Keza, ortak hareket için çağrılar yapmaya devam ediyoruz…

2)     Bizlerin yaptığı değerlendirme, TDP ve BKP ile bazı sivil toplum örgütleri arasındaki süreci solda birlik olarak tanımlamak hatalıdır, bu bir seçim ittifakıdır. TKP ve BKP liderlikleri benzer ittifakları daha önce gerçekleştirmiş ve seçimlere katılmışlardı, bu defa da TDP ve BKP arasında seçim ittifakı konuşulmaktadır.

3)     YKP, bundan bir süre önce “tüm seçimlerinde ittifak” önerisinin yapıldığı toplantılara katılmama kararını aldığını muhataplarına bildirmiştir. Bunun üzerine muhataplarından başka bir öneri sunulmadığı için görüşmelerin bu zeminde gittiğine inanmaktayız. Bu toplantılardan çekilme nedenimiz, siyasal zemini ve ilkeleri net olarak belirlenmemiş, tüm seçimleri kapsayacak bir ittifakın bizce siyasal anlamda sağlıklı olamayacağındandır. Açık gerçektir ki bugün için YKP açısından, özellikle TDP ve BKP ile seçim ittifakı için ortak bir siyasi zemin ve ilkeler belirlemenin koşulları bulunmamaktadır. Bu nedenle YKP, muhataplarına merkezi olmayan, yereller üzerinden herkesin bağımsız siyasal duruşunu sürdürebileceği ortak siyasal çalışma önerisi yapmıştır. Böylesi bir siyasal çalışma ile umudumuz ilerde olabilecek seçim ittifakı için ortak bir siyasi zemin ve ilkeler belirlenmesine yardımcı olacak süreci başlatmaktır. Bu süreçte, basın önünde çok fazla söz tüketilmiş, iş birliği üretecek pratik çalışma noktasında ise ciddi bir boşluk ve iletişim sorunu yaşanmıştır. Bu nedenle üzülerek tespit etmekteyiz ki, böylesi bir siyasal çalışma alanının imkânları da hızla tükenmektedir. Bunun sorumlusu YKP değildir. YKP, muhataplarına açık pozisyonu iletmiş ama karşılığını henüz alamamış durumdadır…

4)     Gelinen aşamada YKP’nin de içinde olduğu rejime karşı birleşik muhalefet alanı kendini ilan etmiş durumdadır. Bu rejime karşı birleşik muhalefet alanı hâlihazırda yürütme süreci üstlenecek Ortak Komite belirlemiştir. Bu nedenle bir siyasal çalışma alanı olarak düşünülen ortak bağımsız belediye başkanı belirlenme sürecinde esas muhatap YKP değil, rejime karşı birleşik muhalefet alanının Ortak Komitesidir…

Kamuoyunu saygılarımızla bilgilendiririz…

Doğrudan Ticaret Tüzüğü talebi bahane, gerçek niyet statükonun derinleştirilmesi

ykplogo2YKP Yürütme Kurulu, Doğrudan Ticaret Tüzüğü tartışmalarını değerlendirdi. Konu ile ilgili açıklama şöyle:

Bir kez daha, Doğrudan Ticaret Tüzüğü tartışmaları alevlenmiştir. Kıbrıs’ın kuzeyinde her şeyi unutturma girişimi ile kafalar sürekli olarak karıştırılmaktadır.

Döneminde Talat’ın ‘devletimiz var, giriş çıkışı biz yaparız’ içerikli açıklaması ile Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nden ne amaçlandığını aslında net ortaya koymuşlardı ama bunu gizleyerek ‘ambargoları kaldırın’ sloganları altında yeniden gerçek niyetleri saklayabileceklerini düşünmektedirler…

Aslında gerçek niyet, tanınma ile ilgili bir girişim daha yapmaktır.

Bir kez daha vurgularız ki Doğrudan Ticaret Tüzüğü aslında Yeşil Hat Tüzüğünün bir devamı, bir benzeridir, reddedilmesi mantıklı değildir. Tartışmada eksik olan, tartışmalardan saklanan konusu ise Kıbrıs’ın kuzeyinden mal çıkışı yapıldığında uygulanacak işlemlerdir yani Mağusa Limanının statüsüdür.

Bu noktada;

- Bir hava veya deniz limanının uluslararası ticarete açılması için ona sahip olan devletin bunu yasal olarak kararlaştırması ve uluslararası kuruluşlara bildirmesi şarttır,

- O limanda yapılan işlemlerin yasal olması ve uluslararası denetime açık olması şarttır, ve

- yasal olmadıkları için bir limana yasal olarak sahip olamayan birçok tek yanlı bağımsızlık ilan etmiş bölge vardır.

Bu nedenlerle Mağusa limanının uluslararası hukuk çerçevesinde yasasallaştırılması uluslararası etkisi olan bir şeydir. Bu nedenle konunun hassasiyeti buradan kaynaklanmaktadır ama birilerinin yüksek sesli bağırarak bunu örtme uğraşına girdiği anlaşılmaktadır…

Bu noktada ortada iyi niyet varsa Mağusa Limanın AB denetimine verilmesi ve bu çerçevede Doğrudan Ticaret Tüzüğünün uygulanması en makul olandır. Bu noktada Maraş’ın da yasal sahiplerine iadesi ve Mağusa Limanın açılması önerisinin hala masada olduğu ve uygulanabilirlik açısından en makul önerinin bu olduğu rahatlıkla anlaşılmaktadır.

Yukarda da vurguladığımız gibi hedefleri, Doğrudan Ticaret Tüzüğünü de kullanarak tanınma ile ilgili bir adım daha atabilmek, Kıbrıs’ın kuzeyindeki statükoyu derinleştirmektir.

YKP, Kıbrıs’ta bir çözümün acilliğine bir kez daha vurgu yapar, bu ve benzeri anomalilerin ortadan kalkmasının yegane çözümünün Kıbrıs’ta bulunacak bir antlaşmaya bağlı olduğuna olan inancını tekrarlar…

Avrupa Parlamentosu seçimlerindeki ikiyüzlü davranışlar

YKP Yürütme Kurulu, Avrupa Parlamentosu seçimlerini değerlendirdi. Konu ile ilgili açıklama şöyle:

ykplogo2Avrupa Parlamentosu seçimleri sürecinde onlarca samimi olmayan davranış arka arkaya yaşanmaktadır.

Kıbrıs’ın kuzeyindeki kimi siyasi yapılar tepkiler ortaya koyup Avrupa Parlamentosunda Kıbrıslı Türkler için 2 sandalye ve kuzeyde ayrı seçim talep etmektedirler…

Kıbrıs’ın kuzeyinde AB’nin hiçbir birincil hukukunun yasal düzenlemeleri uygulanmazken, Avrupa Parlamentosunun herhangi bir çalışmasının Kıbrıs’ın kuzeyinde faaliyete geçmesi için kimse kılını kıpırdatmazken, koltuk olunca ‘biz de isterik’ diye bağırılması samimi bir davranış değildir.

YKP, defalarca çağrı yaparak emek alanındaki AB dokümanlarının kuzeyde geçerli olması için çalışma yapılmasını talep etmiştir. Avrupa Sosyal Şartı için birçok girişim yapılmış ama Çalışma ve Sosyal Güvenlikten sorumlu bakanlıklar bu taleplere sadece kulak kapatmışlardır…

Ayrı seçim talep eden TDP, UBP ve DP ise Avrupa Parlamentosunda hangi grup ile ilişkileri olduğunu dahi açıklamamışlarıdır. UBP ve DP ismini sevdiği için liberal demokratlarla ilişki kurmaya çalışmışlardı, tıpkı Kıbrıs’ın güneyinde Demokratik Parti (DİKO) gibi ama onlar da en son soluğu Sosyalist grupta aldılar… UBP ve DP’nin de liberal gruba girmesi halinde çok yakın bir zamanda soluğu başka gruplarda alacakları kesindir çünkü liberal demokratların siyasal düşünceleri ile ilgilenmeden yalnız ismini beğenerek dâhil olmaya çalıştıkları açıktır. TDP’nin ise Sosyalist Grup ile yakınlığı vardır ama bu yönden bir girişim yaptıkları henüz duyulmadı…

CTP ise Sosyalist Grup içinde çalışmalarını yürütmekte ama yalnız toplantıya gitmesinin haberini yapmaktadır. CTP liderliğinin Sosyalist Grubun diğer konularla ilgili Avrupa Parlamentosundaki çalışmalarını Kıbrıs’ın kuzeyine taşımak gibi bir niyeti yoktur…

Kıbrıs’ın kuzeyinde uzun zamandır yasal değişiklik için kurulan komiteler dışında Avrupa Birliğinin adı pek geçmemektedir. Yasal düzenleme çalışmaları ise o kadar seyrek olmaktadır ki, bu hızla yüz bin sayfalık AB müktesebatının bu yüzyıl içinde tamamlanmasını kimse beklemez olmuştur… Avrupa Parlamentosu çalışması için 2 vekilin Brüksel ziyaretinden öteye giden bir şey yoktur.

Tam da bu nedenle seçime aylar kala yapılan açıklama ve girişimler yasak savmak ve ‘isteriz’ demekten öte bir anlam taşımamaktadır.

Ayni şekilde Kıbrıs’ın güneyindeki yönetimin de seçime 2 ay kala yasal değişiklik yapması yasak savmaktan başka bir anlam taşımamaktadır. Son iki seçimde yaşanan sorunlar bilinmektedir. Kıbrıs’ta üçüncü Avrupa Parlamentosu seçimlerine hazırlanıldığı koşullarda alelacele sırf Brüksel’dekilerin gözünü boyamaya yönelik değişiklik yapılması işlerini de yüzlerine gözlerine bulaştırdılar…

Kıbrıs Cumhuriyeti meclisinden son geçen Avrupa Parlamentosu seçimi yasası değişikliğinde o kadar fazla bilinmeyen unsur var ki, Kıbrıslı Türklerin çoğu kimlerin otomatik kayıt olduğunu bile bilemememektedir. Zaten kuzeydeki manipülasyonlarla kafası karışan seçmen, bir de yasal değişiklikteki bu belirsizlikle daha fazla seçimden soğutulmaktadır.

Avrupa Parlamentosu seçimi bittikten sonra herkesin kazanacağı kesindir! Kıbrıslı Türk liderliği ve peşindeki siyasi yapılar az sayıdaki katılım ile ayrı seçim lobisini sürdürecek, Kıbrıs Rum liderliği ve peşindeki siyasi yapılar ise “Kıbrıslı Türklere hak verdik, kullanmadılar, ayrılıkçı yapıyı isterler” propagandasını devam ettireceklerdir.

Tüm bunlar Avrupa Parlamentosu seçimlerindeki ikiyüzlü davranışlardır.

YKP, bu ikiyüzlü davranışları kabul etmez…

YKP, seçme seçilme hakkı olan herkesi etnik farklılık temelinde değil, Avrupa Parlamentosundaki grupların ideolojik pozisyonlarına bakarak kendi ideolojik yaklaşımları çerçevesinde gidip oy vermeye çağırır…

Muhalefet için güç birliği ilkelerini ilan etti


gucbirligi_SMümkün olan en geniş çaplı birlikteliğin oluşturulması amacıyla Yeni Kıbrıs Partisi, Devrimci Komünist Birlik, ÇAĞ-SEN ve bağımsız birey olarak çeşitli kesimden sendikacılar, aktivistler, başta Lefkoşa Belediyesi olmak üzere Haziran 2014′te yapılacak olan yerel seçimlerde her türlü iş ve güç birliğinin yapılmasına karar vermiş olduklarını kamuoyuna açıklamışlardı…

Muhalefet için güç birliği ilkeleri de bugün (22 Mart, Cumartesi) saat 11’de KTÖS’te gerçekleşen basın toplantısında açıklandı…

Basın toplantısında güçbirliği süreci ile ilgili bilgi veren DKB temsilcisi  ve Ortak Komite üyesi Yusuf Alkım, sürecin yeni başladığını Ortak bir Komitenin oluşturulduğunu, yeni katılan birey ve örgüt temsilcileri ile güçbirliğinin genişleyeceğini, Ortak Komite’nin de yeni katılan temsilcilerle son şekli alacağını söyledi ve tüm kesimleri bu sürece katılmaya ve katkı koymaya çağırdı.

Daha sonra YKP Yürütme Kurulu üyesi ve Ortak Komite üyesi Faika Deniz Paşa açıklamayı okudu.

Açıklama şöyle:

Değerli Basın Emekçileri,

Kıbrıs’ın kuzeyindeki rejime karşı mümkün olan en geniş muhalif güçbirliği bloğunu oluşturmayı amaçlayan örgüt ve bireyler olarak bir araya gelmiş bulunuyoruz.

Benimsediğimiz ideallerimiz; İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde yer alan tüm hak ve özgürlüklerin hayata geçirildiği; insanların ırk, renk, cinsiyet, cinsel yönelim, dil, din, siyasi görüş, ulusal veya etnik kökeninden dolayı ayrımcılığa uğramadığı; baskı ve sömürünün yaşanmadığı; halktan, ezilenden, doğadan, özgürlükten, eşitlikten, barıştan, adaletten, demokrasiden yana bir düzenin kurulduğu; tüm ezilenlerin, işçilerin, emekçilerin, memurların, küçük esnafın, göçmenlerin, kadınların, köylülerin, gençlerin, emeklilerin, engellilerin, LGBTİ bireylerin, dışlanan, yok sayılan ve yok edilmeye uğraşılan bütün kesimlerin söz sahibi olduğu; bağımsız, birleşik, federal bir Kıbrıs’tır.

İnanıyoruz ki; adamızda uzun yıllardır olağanüstü hal yaşanmasına neden olan Kıbrıs sorunu, birçok sorunun temel kaynağıdır. Ortadoğu’yu ve bölgedeki yeraltı ve yerüstü kaynaklarını kontrol altında tutmak isteyen emperyalist güçlerin Türkiyeli, Yunanistanlı ve Kıbrıslı işbirlikçileri de kullanarak sürekli canlı tuttuğu bu sorun yüzünden, Kıbrıslılar yıllardan beri çatışmalar, savaşlar yaşamakta, bunların yol açtığı türlü sorun ve acılarla boğuşmaktadır. Hatırlanacağı gibi, Yunan Cuntası’nın 15 Temmuz 1974’te gerçekleştirdiği faşist darbenin ardından, Türkiye Cumhuriyeti (TC) Devleti, 20 Temmuz 1974’te askeri müdahalede bulunarak Kıbrıs’ın coğrafi ve siyasi olarak bölünmesini sağlamış ve adanın kuzeyinde tamamen kendi kontrolünde, uluslararası kararlarla da teyit edilen “bölgesel bir alt yönetim” oluşturmuştur. Türkiye, Cenevre Konvansiyonu’na aykırı bir şekilde, savaş suçu işleyerek, 1974’ten günümüze Kıbrıs’ın kuzeyine nüfus aktararak demografik yapıyı da değiştirmiştir. Değişen demografik yapıyı bir araç olarak kullanan ve Kıbrıslı Türkler’in siyasi iradesini gasp eden bu baskıcı rejim, ateşkes koşullarını da ileri sürerek tüm Kıbrıslıların insan hak ve özgürlüklerini açıkça çiğnemekte ve uluslararası hukuka aykırı bir biçimde adadaki varlığını sürdürmektedir.

TC’nin yeraltı ve yerüstü silahlı kuvvetlerinin yanı sıra her türlü ekonomik ve kamusal yararı olan hizmet sektörü yani bankaları, üniversiteleri, okulları, dershaneleri, otelleri, kumarhaneleri, hava yolları, nakliye şirketleri, kargo şirketleri, telekomünikasyon şirketleri, televizyonları, gazeteleri, lokantaları, pastahaneleri, dini kurumları, su işleri dairesi, toplu konut idaresi gibi devlet daireleri çok özel ayrıcalıklar sağlanarak Kıbrıs’a taşınmış ve Kıbrıs’ın kuzeyindeki tüm sektörler, TC’nin kamu ve özel kurumlarının mutlak hakimiyeti altına alınmıştır. Kısaca söylemek gerekirse, hayatın her alanı TC’nin kurumları, memurları ve sermayesinin işgali altındadır. Kıbrıslı Türkler, TC’nin adanın kuzeyinde uygulamakta olduğu sistematik asimilasyon politikaları neticesinde, toplumsal olarak yok oluş noktasına gelmiştir. Hem işbirlikçi hükümetlerin, hem de sistem içi muhalefetin ayrılıkçı rejimle bütünleştiği bu siyasi yapıda Kıbrıslı Türkler, uluslararası statüden yoksun bir şekilde hiçbir düzeyde temsil edilememekte, sesini duyuramamaktadır. Oysa son dönemde, Kıbrıs sorunuyla ilgili bir takım gelişmeler yaşanmakta, emperyalist güçlerin bölgemizde yeni bir ayar yapma çalışmaları yoğunlaşmaktadır. Bu gelişmeler olurken, Kıbrıs’ta yaşayan emekçilerin iradesinin ortaya konmasına her zamankinden daha çok ihtiyaç vardır.

Böylesi koşullarda, çözüm bütün Kıbrıslıların insan haklarına ve temel özgürlüklerine saygılı olmalı, herhangi bir yabancı ülkenin garantörlüğünü reddetmeli, NATO ya da benzeri bir ittifakın hegamonyasını dışlamalı, Kıbrıs’ı tam bağımsızlığa kavuşturmalıdır. Varılacak anlaşma, Kıbrıs’ın yeniden birleşmesini, tüm yabancı askerlerden ve üslerden arındırılmasını, işgale son verilmesini sağlamalı; toplumların üzerinde mutabık kaldığı bağımsız Kıbrıs’ı hayata geçirmelidir.

Bizler, Kıbrıs sorunu ve diğer toplumsal sorunlar yanında yaklaşan yerel seçimlerde de iş ve güç birliği yapmayı, mümkün olan en geniş muhalefet bloğunu oluşturmayı hedeflemekteyiz. Bu amaçla; başta Lefkoşa olmak üzere, mümkün olan belediyelerde ortak belediye başkan adaylarının belirlenmesi, Lefkoşa Belediye Meclisi üyeliği için Yeni Kıbrıs Partisi ismiyle seçimlere girilmesi ve adayların da isim bazında saptanması için çalışmalarımızı başlatmış bulunmaktayız. Çalışmalarımızın koordinasyonunu sağlamak amacıyla, bugüne kadar blok içinde yer alacağını açıklayan örgüt ve bireylerden oluşan bir ortak komiteyi de belirlemiş bulunmaktayız. Güç birliğine ileride katılacak örgütlerin temsilcilerinin de yer almasıyla komite gelişerek güçlenmeye devam edecektir. Bu vesileyle, iş ve güç birliğimizi daha da genişletmek amacıyla, ülkemizdeki rejime karşı mücadele eden tüm siyasal yapı, örgüt ve bireyleri muhalefet bloğuna katılmaya çağırıyoruz.


Tercih meselesi!

belge_s

kadriYKP Lefkoşa Belediye Meclisi İzleme Komisyonu’nun yayınladığı açıklama şöyle:

Lefkoşa Belediye Başkanı Kadri Fellahoğlu seçildiğinden beri tercihleri ile dikkat çekmektedir…

Fellahoğlu Lefkoşa Belediyesinin çek yasağından çıkmasını yani Bankalarla artık sorunun olmamasını ön plana çıkarmaktadır…

17 Temmuz 2013 tarihinde alınan 120-2013 numaralı Bakanlar Kurulu kararında banka borçları yanında “çalışanların sosyal güvenlik kurumlarına yatırılmayan borçların yatırılması amacıyla” Lefkoşa Belediyesi Belediye Meclisinin M.K 68/2013 sayılı karardaki 50 milyon TL borçlanılmasına ilişkin kararı onaylamıştı.

23 Mayıs 2012 tarihli Sayıştay raporun sonuç kısmının 4-5-6 ve 7. maddeleri bizzat Çangar’ın finans kurumu ile ilgiliydi. Sayıştay raporunda bu kredinin yasalara aykırı alındığı, mahsuplaşmada belediyenin zarara uğratıldığı, Belediye Meclisi kararında kredinin Sosyal Sigortalara ödeme yapma amacı ile alındığı ama ilgili daireye ödeme yapılmadığı açıkça yazılmıştı.

Tıpkı eski Başkan Cemal Bulutoğluları gibi yapan Lefkoşa Belediye Başkanı Kadri Fellahoğlu 50 milyonluk borçlanmayı sosyal güvenlik kurumlarına yatırılmayan borçların yatırılması için kullanmadı, Sayıştay raporlarında yasalara aykırı alındığı söylenen Çangar’ın finans kurumun borcunun kapatılması için kullandı…

Kadri Fellahoğlu da tercihini Cemal Bulutoğluları gibi kullandı, Çangar’ı memnun ettiler, Lefkoşa Belediye çalışanlarını ise üzdüler…

Kadri Fellahoğlu bankalarla sorun yaşamamayı, emekçiler ile yaşamaya tercih etmiştir…

CTP ve onun yeniden aday olan Başkanı Kadri Fellahoğlu’nun sola, emeğin haklarına dair söyleyecek sözü olamaz, tercihlerini açıkça yapmışlarıdır!

YKP: Mali denetim değil şov yapılıyor

ykplogo2YKP Yürütme Kurulu, mali denetim konusunda Başsavcılığı yanıtladı, açıklamalarını şov olarak nitelendirdi. Açıklama şöyle:

Geçen haftalarda yapılan açıklamalarda mali denetimle ilgili bir sürecin başladığı iddia edilmişti…

Kamuoyu maalesef bizzat Başsavcılık tarafından yanıltılmaktadır!

Hakkımızda pankart açtığımız için reklam yaptığımız iddiası ile dava açarak bizleri aylarca Mağusa’ya taşıyan Başsavcılık, 27 Şubat tarihinde de ‘mali denetim’ için Anayasa Mahkemesi’nin talep ettiği belgeleri tam olarak ulaştırmadığımız iddiası ile aralarında YKP’nin de olduğu siyasi partiler aleyhine yasal işlem başlattığı açıklamasını basına yapmıştır…

Başsavcı Yardımcısı Muavini Mahmut Atakara, basına yaptığı açıklamada Anayasa Mahkemesi’nin 27 Şubat 2013 tarihli yazısı uyarınca, yasal işlem başlatılması için imza attığını, polisin gerekli soruşturmayı yapacağını belirtmiştir…

İki haftadan fazla zaman geçmesine rağmen soruşturma açıldığına dair tarafımıza herhangi bir resmi açıklama ulaşmamıştır…

Her şeyden önce Başsavcı Yardımcısı Muavini Mahmut Atakara, yaptığı açıklamada önyargılı yaklaşmış, soruşturma bitmeden bizleri suçlu ilan edercesine açıklama yapmıştır…

Yeni Kıbrıs Partisi, muhtelif tarihler yanında son olarak 12 Mayıs 2008 tarihinde Yüksek Mahkeme Genel Sekreteri Ruhsan Borak’a hitaben bir yazı ile tüm talep edilen belgeleri hem basılı hem de CD ortamında Yüksek Mahkemeye ulaştırmıştır…

Açıklamamızda “bizden göndermemizi istediğiniz yani inceletmek istediğiniz belirttiğiniz ama her an kullanmakta olduğumuz tüm defter ve dosyaların parti merkezimizde emrinize amadedir ve böyle bir incele için görevlendireceklerinize vermeye hazırız” da demiştik…

Ayni yazıda “elinizde herhangi bir yanlışlığa bir bilgi varsa onu da derhal yanıltmaya ve elinizdeki bilgileri vermeye de hazırız” da demiştik…

Aradan tam 4 yıl geçmiştir, bizlere herhangi bir yanıt verilmemiştir. 25 yıldır resmi makamlara verdiğimiz hiçbir belgeye alamadığımız gibi bu belgelere dair de ‘alındı belgesi’ alınamadığı ya da resmi bir kayda geçtiğine dair yazı da tarafımıza ulaşmadığı için elbette takibini yapmamız mümkün değildir.

25 yılda Yeni Kıbrıs Partisi 11 olağan, bir de olağanüstü Kurultay gerçekleştirmiş, gerekli belgelerin de ilgili makamlara görevlendirilen partili üyeler tarafından ulaştırıldığına inanmaktayız…

12 Aralık 2013 tarihinde yerel bir gazetede çıkan haber şöyleydi; “İçişleri Bakanlığı’ndan ayrıca Yeni Kıbrıs Partisi, Birleşik Kıbrıs Partisi ile Halk Partisi’nin dosyalarına ulaşılamadığı bilgisi alındı.”

Yani haberin açıklaması şöyle 30 Ekim 1989 yılında basın önünde YKP’nin İçişleri Bakanlığına verdiği belgeler ve bilgiler kayboldu! Daha sonra verilenler de ellerinde yoktur!

Böylesi koşullarda, görevlerini yerine getirmeyen, siyasi parti dosyalarını kaybeden, verilen dilekçe, bilgi ve belgelerin akibeti hakkında muhatabını bilgilendirmeyenlerin YKP hakkında yasal işlem başlatması manidardır!

Yasa maddesi açıktır, 51. Maddede “genel kongrelerinin bitiminden itibaren en geç iki ay içinde, Anayasa Mahkemesi olarak Yüksek Mahkeme Başkanlığına vermek zorundadırlar” denmektedir… Yeni Kıbrıs Partisi’nin son Kurultayı 7 Nisan 2012 tarihinde gerçekleşti. 30 Ekim 2014 tarihinde yenisinin toplanması için süreci başlattık. 2 ay değil 2 yıl geçti, yasa maddesinde denetleme işlemini yerine getirmeyenler hakkında kimse söz söylemeyecek mi? Biz, YKP olarak gerekli belgeleri verdiğimizi düşünmekteyiz, eğer bu belgeler kaybolduysa bunun sorumlusu kimdir?

52. madde açıktır, “Anayasa Mahkemesi olarak, Yüksek Mahkeme, kesin hesapların alınmasından başlayarak bir yıl içinde, kendisine verilen bilgilerin belgelenmesini ilgili partilerden her zaman isteyebilir ve gerekli görürse evrak üzerinde inceleme yapar; partilerin genel merkezinde ve örgütünde doğrudan doğruya veya kendi üyeleri arasından seçeceği bir vekil eliyle yahut Başsavcılık vasıtasıyla inceleme ve araştırmalar yapabilir. Bu maksatla tarafsız, resmi görevi bulunmayan bilirkişi görevlendirebilir.”

Yeni Kıbrıs Parti Kurultayı üzerinden 2 yıl geçti, yasa “kesin hesapların alınmasından başlayarak bir yıl içinde” demektedir ama bizlere şimdi soruşturma açılmakta! Ayrıca soruşturmanın kimin tarafından yapılacağı da kamuoyuna açıklanmamıştır. Başsavcılık mali denetimi kendisi mi yapacaktır? Başsavcılık veya Yüksek Mahkeme bünyesinde mali denetim yapacak personel var mıdır? Eğer yoksa resmi görevi bulunmayan bilirkişi görevlendirildi mi?

Eğer bunlar yapılmamışsa, aslında niyet denetlemek değil, kamuoyunda yükselen tepkilere karşı göz boyamak için soruşturma yapılıyor havası verilmesidir ki bu da kabül edilemez…

Tüm bunların ötesinde Yeni Kıbrıs Partisi gibi gelir ve gideri kısıtlı olan siyasi partileri de listenin içine koyup asıl sorunlu olan, büyük bütçeli siyasi partilerin de denetimini de bu vesile bir geciktirmeye çalışmak da dikkat çekicidir.

Özellikle devlet yardımı kullanan partiler ile kullanmayanları ayırt etmeden, işlerine gelindiğinde meclis içi ve dışı diye ayırırken denetlemeye gelince en geniş liste ile tartışma başlatılması da dikkat çekicidir.

Halktan toplanan vergilerin bir kısmı meclisteki siyasi partilere yardım olarak verilmektedir, ayrıca hükümet olan partilerin bu olanaklarını yardım toplamak için kullandıkları defalarca basına yansımıştır. Tüm bunların denetlenmesi değil, YKP’nin kendi üyesinden toplayabildiği 3-5 TL’nin denetlenmesi yapılmaya çalışılmaktadır, bu da dikkat çekicidir.

Yeni Kıbrıs Partisi olarak hiçbir denetimden kaçmadığımızın, tüm gelirlerimizin ve giderlerimizin usulüne göre bilgisayar ortamında tutulduğunun altını çizer ve akıbetini bilmediğimiz 12 Mayıs 2008 yılında Yüksek Mahkemeye yazdığımızın yazının son paragrafını açık mektup olarak Yüksek Mahkemeye kamuoyu aracılığı ile yenden açıklarız:

Bizden göndermemizi istediğiniz yani inceletmek istediğiniz belirttiğiniz ama her an kullanmakta olduğumuz tüm defter ve dosyaların parti merkezimizde emrinize amadedir ve böyle bir incele için görevlendireceklerinize vermeye hazırız…

İşbirliği açıklaması

Rejime karşı işbirliği için (Kıbrıs Sorunu, anti kapitalist, anti işgal politikaları) mümkün olan en geniş çaplı birlikteliğin oluşturulması amacıyla aşağıdaki örgütler başta Lefkoşa Belediyesi olmak üzere Haziran 2014′te yapılacak olan yerel seçimlerde her türlü iş ve güç birliğinin yapılmasına karar vermiş olduklarını kamuoyuna açıklarlar.

 

Bu amaçla

1. Başta Lefkoşa olmak üzere mümkün olan belediyelerde ortak Belediye başkan adaylarının belirlenmesine ve Lefkoşa Belediye Meclisi üyeliği için Yeni Kıbrıs Partisi ismiyle seçimlere girilmesine ve adayların da isim bazında saptanmasına;

2. Yerel seçimler dışında yakın zamanda önümüze çıkacak Kıbrıs Sorunu ve toplumsal konularda daha geniş katılımlı bir işbirliği için ortak paydalarda çalışmaların sürdürülmesine ve isminin katılanlar tarafından belirleneceği ortak bir işbirliği bloğunun kurularak her iki çalışmayı birlikte organize ederek sürdürmesine karar verir.

 

Şu aşamaya kadar katılacağını açıklayan örgütler

Yeni Kıbrıs Partisi

Devrimci Komünist Birlik

ÇAĞ-SEN

 

Ortak Komite:

Murat Kanatlı

Faika Deniz Paşa

Yusuf Alkım

Mehmet Davulcu

Mehmet Süleymanoğlu

Halil Paşa

Canan Onurer

 

Yeni Kıbrıs Partisi

YKP ve AKEL görüş alış-verişi için bir araya geldi

YKP ve AKEL görüş alış-verişi için bir araya geldi

AKEL’in Merkez Komite üyesi ve görüşme heyetinde de yer almış olan Tomazos Çelebi ile YKP Parti Meclisi üyeleri bilgilendirme toplantısında bir araya geldi. Bilgilendirme toplantısı konusunda YKP Parti Meclisi üyesi Alpay Durduran yaptığı değerlendirmede görüşmenin önemine dikkat çekti. Durduran şunları belirtti: Kıbrıs konusuyla ilgili, Eroğlu…

devamı

yeniçağ haber

Nikitas (Güneşköy) halkı eylem hazırlığında

Nikitas (Güneşköy) halkı yıllardır maruz kaldıkları kötü koku ve sağlık tehtidine karşı eylem hazırlığı yapıyor. Köy sakinleri yıllardır köy içinde kalan son ağılın çıkarılması için değişik makamlara başvuruda bulundu fakat konuyla ilgili girişimler hiçbir sonuç getirmedi. Kaymakamlık, belediye, çevre dairesi…

devamı

Kürt olmak suçsa biz de suçluyuz

Lefkoşa’da, son günlerde Yakın Doğu Üniversitesi’nde okuyan Kürt öğrencilere yönelik gerçekleştirilen faşist saldırılar, YDÜ Öğrenci İnisiyatifi, Ortak Muhalefet Alanı ve DAÜ Öğrenci İnisiyatifi tarafından düzenlenen ortak basın açıklaması ile protesto edildi. 10 Nisan Perşembe günü saat 17.00’de Lefkoşa Kuğulu Park’ta…

devamı

Michael Löwy ile söyleşi

Eko-sosyalist manifestonun yazarlarından sosyolog, antropolog Michael Löwy, Metin Yeğin ve Çiğdem Çidamlı’nın…

Dikkat Tank Çıkabilir

Kıbrıs’ın ilerici tarihine altın harflerle yazılan, İnkılâpçı Gazetesi’nin kurucusu Fazıl Önder’in bize…